Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '07

 
Kategori
Kentleşme
Okunma Sayısı
1164
 

Küre-kent-selleşme

Küre-kent-selleşme
 

Duyduğumuzda bizi ürküten bir kelime... Eee, ne yapacağız, saklanalım o zaman!

Bilinir bir özdeyiş, “Ya bu deveyi güdersin, ya da bu diyardan gidersin” aslında sanki bu durum için söylenmiş.

Şöyle ki; Biraz masalsı > yaklaştığımız, aslında içtiğimiz su, soluduğumuz hava kadar gerçek ve yaşayan bir durum.

Mesela; Hollanda’nın yıllık iç tüketimi 2 milyon litre süt iken, 20 milyon litre süt üretiyorsa, bu üretim fazlasını da inekler daha sağlıklı beslensin, daha verimli süt versin diye tekrar ineklere içirtilmiyorsa, bu bir yerlerde içiliyor ya da tüketiliyor demektir.

Yani aslında bir dev var, sür üretiminde devleşmiş bir ülke var; örnekten > yola çıkarak, dünyanın tüketim ihtiyacını karşılamayı kendine “GÖREV” edinmiş, kendilerini deveselleştirme felsefesine adamış, devselistler var.

Son derece inatçı, azimli, dediğim dedik çaldığım düdük, ben ne dersem o, itirazı olanı “itiraz” kelimesinin kelime anlamını unutturacak hale getiririm, diyebilecek kadar da saplantılı bir topluluk bu devselistler...

Kullandığım benzetme sebebiyle rahatsız olmuş olanlar olabilir..!

Amacım, insanları incitmek ya da hakaret etmek değil, durumun vahametini aktarmak, insani değil, hayvani bir saldırganlık halinde gelişen duruma, benzetme yapmak için tercih edilmiş bir kullanım.

“(Deli) Deve’dir ne yapsa yeridir” gibi bir hüsnü kabul söz konusu..!

Ne için? Adeta toplu ruh halini almış, “Açılış sebebiyle indirim (?) li satışta izdiham” yaratacak, ürkütücü, histeri vaziyetinde ki bir durum için... Daha fazla detaylandırmadan esasa dönelim, Vandalizm!

Sanat, ilim eserlerini tahrip eden kimse Vandal, güzel şeyleri yıkıp bozma meyline Vandalizm denmektedir (The Oxford Dictionary, 1991: s. 588).

Şiddetin, denetimsiz ve sürü psikolojisi olarak dışavurumu olan şiddet hareketleridir.

Futbol maçından sonra ortaya çıkan taşkınlık gösterileri, vitrin taşlama, yasadışı gösteriler çerçevesinde polisin taşlanması, etrafın harap edilmesi, çevreye zarar ve rahatsızlık verilmesi, fanatik futbol taraftarların yıkıp dökme eğilimleri, cenazelerde meydana gelen taşkınlıklar, bir anlık duygu patlamaları gibi...

Vandalizm, Fransız devrimiyle “etrafı kırıp geçirmek” anlamında ortaya çıkmıştır.

S. Dönmezer bu sözcüğü “yarar amacı gütmeyen bedava şiddet” anlamında kullanmıştır (Dönmezer, 2005: 217).

Bir aşama daha ilerisi; metropollerde düzenlenen protesto gösterilerinin, yığın-kitle psikolojisi sonucu, denetimden çıkarak ya da kışkırtarak, bilinçli korsan gösterilere dönüşmesi sırasında yaşanan, şiddet dozu yüksek eylemler...

Deveselleştirme için öncelikle insanın Vandallaştırılması gerektiğinden, görünene göre başarıda elde edildiğinden, sorunun olmadığını iddia edemezsiniz...

Bu durumun oluşabilmesi, bir çok sebebin bir araya gelmesi ile mümkündür ki, bunlardan biride “Yok sayıcılık” (Nihilizm)dır.

Latince’de ki hiçbir şeyin var olmadığı “nihil” sözcüğünden türetilmiştir. İnsan var oluşunu, bilgiyi, değerleri bütünüyle yok sayan, şeyler arasında anlamlı ya da yararlı birtakım ayrımlar yapmanın gereksiz olduğunu düşünen, bütün değerlerin temelsiz olduğunu, hiçbir şeyin ilkece bilinmesinin ya da iletilmesinin olanaklı olmadığını savunan felsefi anlayıştır.

Nihilistler, sonuna dek götürülmüş “kötümserlik” ve “kuşkuculuk” anlayışlarıyla bilinirler. Nihilist, hiçbir şeye inanmayan, var olan hiçbir şeye karşı içtenlikle bağlılık duymayan, yıkıp, dökmek dışında yaşamda başka bir amaç taşımayan kişidir. Ümitsizdirler ve gelecek beklentileri yoktur.

Nihilizm, Nietzsche’ye göre, “yüksek ideallerin” değerlerini yitirmelerinden kaynaklanan olumsuz düşünce tutumudur.

1860’larda, derin bir ekonomik-sosyal kriz yaşayan Rus İmparatorluğu, Rus aydınların bir önceki kuşağın savunduğu değerleri reddetmesi, ortaya çıkan devrimci eğilimler...

Ne yapmalı, sorusunun sorulup da cevabının verilemediği yıllar!

Çözümdeki umutsuzluk, inançlardaki sarsıntı, bu ruhiyat içersindeki kişilerin kendilerine zarar vererek gösterdikleri sağlıksız yaklaşım...

Konuyu bütünlemek adına; toplumda genel anlamda kötümserlik-kuşkuculuk yerleştirilir, yüksek ideallere ulaşılabilecek kıymetlerin olmadığı benimsetilir, kişi önce kendini sonrasında otoriteyi yok sayma anlayışını uygulamaya başlar, Vandal aşamaya geldiğinde ise her anlamda güdülebilecek hale gelmiş demektir.

“Gel dediğinde gelir, al dediğinde alır, sat dediğinde satar”

Sorgulamaz, öncesinde sormuştur; ne yapmalı? Cevap alamamıştır..!

Nihilist bir ruh halinin baskısı altında, Vandal davranışlar sergiler haldedir.

Hal böyle olunca; Halkçı Parti (PopülistParty), Amerika’da 1892 yılında kurulan siyasi parti, < abd’de="" 1891’de="" kurulan,="" demiryolları="" ve="" gelir="" vergisinin="" halk="" tarafından="" kontrol="" edilmesi,="" arazi="" sahibi="" olmanın="" sınırlandırılması="" gibi="" düşüncelerle="" öne="" çıkan="" bir="" siyasi="" parti="">> Amerikan Siyaset sözlüğüne girmiş, günümüzdeki kullanılışı aslınla alakalı olmayan bir haldedir.

“Popülist (Halkçı) politikalarla bir yere varamazsınız/ Popülizm (Halkçılık) yapıyorsunuz/ Popüler (Halk/ın) müzik”

Aslında, Vandal davranış sergiliyorsunuz, ruh halinizi Nihilist buluyorum, halkı tedirgin (?) etmeyin, bırakın onlar kendilerini jilet v.s. çiziktirerek, uyarıcı-uyuşturucu alarak, bunlara uygun yerli/yabancı müzik dinleyerek, yaşamak istedikleri (?) hayatı yaşasınlar, demek istiyor. “Yarar amacı gütmeyen bedava şiddet”

Şiddet; Yapandan değil, şiddete maruz kalandan anlaşılabilecek bir davranış bozukluğunun son hali...
Ya da, Sosyal-Siyasi-Ekonomik-Psikolojik-Fiziksel-Zihinsel baskı/zarar..!

Mesela; Futbol oyununda, oyuncuların birbirine karşı savunmada/hücumda gösterdiği şiddet, hastalıklı ve saplantılı değildir, zarar verme amaçlı da değildir, ama şiddettir.

Bu taraftar tarafından “Vur kır parçala, bu maçı kazan” şeklinde dile getirilirken de aslında istenen şiddet değil, gol-galibiyet-başarıdır.

Ama toplu küfür, mala zarar, tehdit, rakip/taraftar kavgası, hatta yaralama ve maalesef ölümlü sonuçlanan kavgalar...

Nedir..?

Savunulabilecek olmayandır, kendinizi korumak dışında..!

Yaşanılan nedir?

Politik-Diplomatik-Ticari (Uluslar arası) şiddet..!

Ne için?

Dünyevi hayat halinin doymazlığında ki sınırsızlık, Dünyevileşme-Sekülerizm (Secularization)

İçinde barındırdığı(?) Laiklik, kişinin manevi yönünü tamamen görmezden gelen bir yaklaşım sergilediğinden, bizim benimsediğimiz, Anayasamızın ruhuna aksetmiş kavramı da saldırılır hale getiren durum.

Laiklik, Siyaset en var, uygulamada > yok, popülizm (?) yapıyorsunuz diyenlerden ses yok, buna karşılık Uluslar arası siyasetten aldığı şiddetli destek (?) var...

İyi de niçin..?

Globalization-Küreselleştirme-Deveselleştirme... Ya da Küre kentselleştirme..!

Doğu blok ülkelerindeki genel siyasi yapı sürdürülemez bir hal alınca, yıkıldı.

Denge yada zıtlıkların sağladığı denge ağırlığını koruyamaz hale geldi.

Bu aynı zamanda, ulus devlet/milli şuur kavramını da zedeler bir boyuta taşındı.

En önemli etken, kültür saklı toplum, kullanmaktan kaçındığı/men edildiği uygarlık ile karşı karşıya bırakıldı.

Bilgi-bilişim-teknoloji-ticaret ve tabi ki siyaset sınır tanımaz hareketlilik kazanınca, KOZMOPOLİT hayat tarzı yaşanan ve benimsetilen olunca, her ne kadar AİDS-EBOLA-SARS-KUŞ GRİBİ tarzında korkutucu-nüfus kırıcı etkinlikler de barındırsa, göç de göç diyen, küreselleşmede gerekli olan akımı, BM-IMF-G8 azıcık< planlanan="" 2/20="" milyon="" kişi=""> AB zorunlu kılıyor olsa da, buna maruz kalanlar “itiraz” hakkını kullanamaz vaziyettedir.

İsteyenlerin yaklaşımı, “Vur kır parçala, bu maçı kazan” şeklindedir.

Aslında, medyadan takip ettiğiniz sanal yansıma, Amerikan/Batı eğlence anlayışındaki biz/biz tip toplumlar için Ebola-Sars-AİDS gibi etkileyen < kardeşim="" elinde="" uzaktan="" kumanda="" var,="" değiştir,="" seyretme,="" okuma="">> sosyalleştirilmiş aksidir.

Basın/Medya, “toplumun” özellikle de yaşadığımız çağda, en kolay ve kısa yoldan ulaşabildiği, Sosyalleşme-Kültürleşme-Medenileşme/..... edindiği alan iken, itirazsız (?), nihilist ruh halinde Vandal kitleler oluşmuş ise Küre kentselleşme hareketi, başarılı bir takvimle ilerliyor demektir.

Hal böyle iken; Benim tebessüm ihtiyacıma cevap veren “Mahalle” kavramı devreye giriyor ki, çocukluğuma dönüyorum, alt hafızamı zorluyorum, pencereden dışarı bakıyorum, sokakta yürüyorum, dolmuşa-minibüse-otobüse-trene-metroya-gemiye... biniyorum, bakıyorum, arıyorum, benim mahallem nerede..?

“Kahrolası çöpçüler, mahallemi süpürmüşler”

Erkin abi, kusura bakma..!

Sanal alemde, bilgi amaçlı > dolaşırken, tesadüfen karşılaştığım bir yazı...

http://old.mo.org.tr/mimarlikdergisi/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=51&RecID=1249

Şevin Yıldız-Mimar, Sergi Editörü; İnsanın, aidiyet meselesi söz konusu olduğunda aklına ilk gelen ‘kendi evi’dir. ‘Ev’ sözcüğü, İngilizce’deki ayrımların aksine (home/house), Türkçe’de çok geniş bir anlam kümesini içinde barındırır. ‘Ev’ aslında ailenin uzantısı olan, insanın aidiyet olgusunu tamamlayan, özel ve bireysel alanlarını tanımlayan fiziksel çevrenin ismidir ve tekil bir örnektir. Fiziksel olan başka hiçbir yapı, içine oturtulmuş psikolojik, sosyal alanla yeni bir isim kazanmaz. İngilizce’de var olan ‘home/house’ ikiliği de bu kazanımın dilde somutlaşmış örneğidir. Aslında ‘home/house’ ikilisinin, Türkçe’deki ‘ev/konut’ ikilisinin karşılığı olup olmadığı çokça tartışılır. ‘Home’ sözcüğünün karşılığı olan ‘ev’, aidiyeti kültürlere göre farklı derecelerde simgeler. Avrupa’nın otobiyografik bakış açısına göre ‘ev’, ana rahmini andıran, çocukluğun en güzel anlarını saklayan, gençlikte kopup gidilen ve bir daha asla tam olarak dönülemeyendir.(1) Ortadoğu’nun birçok kültüründe ise ‘ev’, aslında çevresiyle ve aileyle varolan bir olgudur; asla satılamaz ve esas aidiyet alanının yani köyün bir parçasıdır. Ortadoğu ve doğu üzerine önemli araştırmaları olan Edward Said ’in aidiyet ve ‘ev’ meselesinde dediği gibi, ortada hâlâ yapılacak işler, büyütülecek çocuklar ve içinde yaşanılacak ‘ev’ler vardır.(2)

Birçokları, ‘ev’in bireyle veya bireylerle ‘ev’ olabildiğini, içindeki sosyal ve psikolojik anlamlarından bağımsız olduğunda sadece ‘konut’ olarak kaldığını savunur. Bazıları da yaşanmışlıkların ve atfedilen anlamların bununla bir ilgisi olmadığını, mekânsal düzenin insanın bir yeri ‘ev’ edinmesini şekillendirdiğini düşünür. İşte bu noktada, en temel pratiğe indirildiğinde işi ‘mekânlar’ kurgulamak olan mimarların ‘ev’ ile ilk müzakeresi başlar. Mimarlık pratiği için ev olgusu her zaman zorlu bir dönemeçtir. Öyle ki çoğu zaman mimarlar kendileri için bir ‘ev’ tasarlayamayabilirler veya buna niyet ettiklerinde hiç bitmeyen bir hikayeye başlarlar.
... (Yazının tamamını okumanızı öneririm)

Aslında çok hoş bir tabir vardır, “Kent mobilyaları” deriz, çöp kovaları, otobüs durakları, banklar, çocuk parkları, telefon klübeleri...

Telefon kulübesi demişken, İngilizlerin telefon kulübesi çok bildik, iyi pazarlanmış küresel bir kent mobilyasıdır.

Güzel ülkemin güzel insanları, yaşadığınız yerde kent mobilyaları var mı, varsa ne halde, mesela heykel de kent mobilyasıdır, var mı, varsa ne halde, saat kulesi, yön trafik akış bildiren pano varmı, telefon kulübesinde telefon rehberi var mı..?

Ağaç, otsu bitkiler, çiçekler de kent mobilyasıdır, yürüdüğünüz kaldırımda var mı, sevgilinizle beraberce oturup bir simiti üstünde paylaştığınız bir bankta otururken, sizi gölgelendiren ağaçta geçici komşu olduğunuz kuşların sesiyle kafanızı yukarı kaldırırken, o anda gözünüze ilişen, sizden çok öncede orda var olan bir heykel, bir sanatsal yapı var mı, saat kulesi var mı..?

Taburesinde oturan bir ressamın, yüzyıllardır orada olan bir tarihi eseri tuvaline bilmem kaçıncı bin kez aktarılmış olsa da ışığı rengi tarzı farklı biçimde aktarışını seyrederken, arkanızdan gelen çin çin sesinin ne olduğuna baktığınız da iki atın çektiği bir faytondan inen bir çifte tanık olduğunuz bir yer var mı..?

Baktığınızda tasarımı, üzerindeki detayları sebebiyle uzun uzun bakmanızı sağlayan bir yapı ile her gün karşılaşıp selamlaşıyormusunuz, kim bilir bunu yapan hangi çizim tekniği ile bunu oluşturdu diye düşünüyormusunuz, baktığınızda geometri perspektif bize bunun için öğretilmiş dedirten bir bina ya da park ile karşılaşıp hatta güvercinleri besliyormusunuz, topoğrafya yaşadığımız kentin neresinde hangi eğiminde hangi hava koridorunda hangi parselinde bulunduğumuz üstüne kurulu basit bir çalışmamıdır, bulunduğunuz kent size bunları düşündürtüp orta şekerli bir keyif kahvesi yoksa hepten sade acı bir kahve içirten cinsten mi..?

Kaldırımın yayaya ait alan olduğunu bilen, aracını parka bırakan, yola tükürmeyen, çiğnediği sakızı, çitlediği çekirdeği atmayan, bunları yapanların hayvan dışkısına küfür ettiğinde, aslında hayvanın doğası gereği pisliğini örtmek istesede, asfaltı-kaldırım taşını- betonu kaldırmak gibi bir yeteneği olmadığını anlamayacak kadar kızgın, bulduğu ilk sote yere sıkıştığında defi haced giderenlerle, balkondan pencereden açık bulduğu yerden halı bez çöp ne bulursa salla gitsin yapanların olduğu bir yerde mi yaşıyorsunuz..?

Şehir sosyolojisi, sosyo-kültürel antropoloji, kentsel jeoloji, şehircilik, şehir işletmesi-ekonomisi, ekoloji, kentsel tasarım v.sair kavramları geçiniz diye başlayan uzun ve sonuçsuz tartışmaların yaşandığı, ulaşım planlamasının, kaçak yapılaşmanın şehircilik anlayışına bağlı, endüstirinin kentle ilişkisinin gebze’de otur, ikitelli’de çalış, git-gel 5 saat, 8 saat uyu, 12 de çalışmıştın her gün 1 saat hayata borçlu kal şeklinde yaşandığı bir kürekentselleşmiş bir yerde mi yaşıyorsunuz..?

Nihilist bir ruh halinde, Vandal eylemleri evinin içine kadar taşımış, adam sende, böyle gelmiş böyle gider diyenlerle komşu mu yaşıyorsunuz..?

Hayırlı olsun efendim..!

Siz de artık bir Kürekentsel vatandaşsınız...

Saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1668
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster