Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '09

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
1942
 

Küresel Değişim

Küresel Değişim
 

Amazon.com


Ervin László, 1932 Budapeşte doğumlu bilim felsefecisi, mucit, piyano üstadı ve 74 kitabı ile 400 bilimsel yayını olan saygın bir profesör. Elime geçen "Macroshift" adlı kitabından önemli saydığım bazı bölümleri sizlerle paylaşmaktan kıvanç duyacağım:

"İçinde bulunduğumuz dönemin ekonomik küreselleşmeden öte, bir medeniyet değişimine yol açacak evrimsel değişim/dönüşüm dönemi olduğunu unutmamalıyız. Bu dönem, bir makro değişim dönüşüm dönemidir: Her şeyi kapsayan, geri döndürülemez, dünyanın her köşesine yayılan ve hayatın her alanını ilgilendiren bir dönüşüm... Bu dönüşümü gerçekleştiren şey de yeni teknolojilerdir; ancak yarattığı sıkıntı ve çatışmaların teknolojik çözümleri yoktur. Kaldı ki çok daha insancıl bir uygarlık doğurabileceği gibi, sonu felâket olacak bazı krizlere de sebep olabilir.

İki gelecek vardır, istenen gelecek ve evrimsel/diyalektik gelecek; insanoğlunun mantığı bu ikisini ayırmayı asla öğrenememiştir. Evrimleşerek oluşan gelecek, ortaya çıkana kadar zaten öngörülemez; fakat insan aklı, istenen geleceğin oluşmasında çok önemli bir faktör olabilir. Öyleyse, geleceğin öngörülmek zorunda olMaması; buna karşın yaratılmak zorunda olması aslında o kadar da kötü bir olgu değildir. Öyle ya, geleceği bilebilseydik yaşamanın anlamı ne olurdu?

Üçüncü binyıldaki yeni teknolojilerin uygulamaları iki tarafı keskin bir kılıçtır. Örneğin, nükleer güç neredeyse sonsuz bir potansiyel vaat ediyor; ancak nükleer atıkların depolanması, eskiyen reaktörlerin kullanımdan kaldırılması, nükleer terörizm veya nükleer kazalar çözümleri henüz bulunmamış sorunlar yaratıyor. Genetik mühendislik protein açısından zengin bitkiler ve gelişmiş hayvan ırkları ile fazla miktarda hayvansal protein ve hormon üreten ve de fotosentezi geliştiren mikroorganizmalar oluşturmak konusunda büyük bir potansiyele sahip. Aynı zamanda, ölümcül biyolojik silahlar ve patojenik mikroorganizmalar üretebilir; doğanın çeşitliliğini ve düzenini bozabilir; acayip veya anormal derecede saldırgan böcekler ve hayvanlar yaratabilir genetik mühendislik.

Makro Değişim Nedir?
Trendler/eğilimler -yerel veya küresel, mikro veya makro olsunlar- belli bir değişikliğe neden olurlar. Trendler sona erince bazı şeylerde değişiklikler diğerlerinden daha çok olur; ama dünya hâlâ aynı dünyadır, sadece bazı insanlar diğerlerinden iyi durumdadır, bazıları daha kötü. Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi'nin yayımladığı “Küresel Trendler 2015” adlı bir rapor yedi anahtar trend ve unsuru öngörüyor:

1- Demografi
2- Doğal kaynaklar ve çevre
3- Bilim ve teknoloji
4- Küresel ekonomi ve küreselleşme
5- Milli ve uluslararası yönetim
6- Geleceğe dair çatışmalar
7- Amerika Birleşik Devletleri'nin rolü.


Bu unsurlar gelecekte kutupların olmadığı bir dünya da yaratabilir; aşağıdaki büyük sorunları da:
a- Ortadoğu'da hayat standartlarının ciddi ölçüde bozulması nedeniyle ortaya çıkabilecek şiddetli siyasî ayaklanmalar,
b- Yüksek teknolojili silahlara sahip, anti-Batı amaçları olan bir uluslararası terörist koalisyonunun kurulması,
c- AIDS ölçeğinde küresel bir salgın,
d- AB ve ABD etkisini düzenlemeyi amaçlayan bir jeo-stratejik ittifak kurulması (örnğn, Rusya, Çin ve Hindistan arasında),
e- Amerika ve Avrupa arasındaki ittifakın bozulması,
f- Uluslararası Para Fonu ve Dünya Ticaret Örgütü'nün gücünü azaltmak ve Amerika'nın küresel ekonomik liderlik rolünü zayıflatmak için yeni organizasyonlar kurulması.

Makro değişimin dört evresi

Makro değişimler bir toplumun evrimsel dinamiğinde parçalanmalar doğurur; ama aynı zamanda bizim etkileşimli ve bağımlı dünyamızdaki uygarlığın bütünlüğünü de parçalar (Kelebek Etkisi).

1. Tetikleme Aşaması: “Katı” teknolojilerdeki yenilikler (aletler, makineler, işletim sistemleri) insan çıkarları için doğanın kullanılmasını daha verimli kılar.
2. Dönüşüm Aşaması: Katı teknoloji, yenilikleri sosyal ve çevresel ilişkileri geri dönülmez biçimde değiştirir ve sırasıyla şunları oluşturur;
* Kaynak üretimindeki artış,
* Nüfus artışında hızlanma,
* Daha büyük toplumsal karmaşıklık,
* Sosyal ve doğal çevre üzerinde giderek artan bir etki.
3. Kritik Aşama: (veya “Kaos”): Değişen toplumsal ve çevresel ilişkiler yerleşik kültür üzerinde baskı yaratır; geleneksel değerler, dünya görüşleri, ahlâk kuralları ve hırslar gibi bu kültürle bağlantılı kavramları sorguya açar. Kaos teorisinde kullanıldığı tanımıyla toplum kaotik olur. Toplumda düzen eksikliği yaratmaz; fakat dalgalanmalara aşırı duyarlı belirsiz bir düzen sergiler.
4. (a). Başarısızlık Aşaması: Toplumun önemli bir kesiminin değerleri, dünya görüşleri ve ahlâkî kuralları ya değişime tepki verir ya da çok yavaş değişir. Bunun yanısıra yerleşik kurumlar zamanında bir dönüşüme izin verecek kadar esnek değillerdir. Bozulan bir çevreyle birleşen sosyal karmaşıklık başa çıkılamayacak sıkıntılar doğurur. Sosyal düzen bir seri krizden sonra yerini çatışma ve şiddete bırakır. (Şu anda Türkiye’nin içine hızla sürüklendiği evre buna benzemiyor mu? MS)
4. (b). Başarı Aşaması: Önemli sayıda bazı insanların akıl yapısı zamanla evrim geçirir ve toplumun kültürünü daha iyi adapte olmuş bir yapıya doğru sürükler. Bu değişiklikler etkisini gösterdikçe, gelişen sosyal düzen kendi kendini kurar ve düzenler.

*** *** *** (2)

Ne kadar geriye bakarsanız o kadar ileriyi görebilirsiniz; kaldı ki geçmişe ilgisiz kalanlar onu tekrarlamak zorunda kalırlar. Geçmişte atalarımızın yaşadığı kültürel ve sosyal evrimler yanında doğayla olan ilişkilerindeki periyodik değişimler beraberinde inanç ve dünya görüşlerini de değiştirmiştir. Tarihteki nesnel ve öznel değişimler ortaklaşa uygarlık başkalaşımlarını da beraberinde yaratmıştır. Bunlar da şu evrelerdir:

1- Mitoloji’den Teokrasi’ye değişim (Mythos - > Theos)
2- Teokrasi’den Akılcılık’a değişim (Theos - > Logos)
Üçüncü Binyıl’da ise;
3- Akılcılık’tan Teklik’e/Bütüncülük’e değişim (Logos - > Holos) olacaktır.

Bütüncül değişimde belirleyici iki etken; “Ekolojik sürdürülemezlik” ve “Sosyal sürdürülemezlik”tir. Bu kavşaktan iki farklı yola girilebilir:

A- Felâket Senaryosu:
1- Yönümüzde bir değişiklik olmazsa, varacağımız nokta artan nüfus baskısı ve yayılan yoksulluk; artan sosyal ve siyasi çatışma potansiyeli; hızlanan iklim değişiklikleri; yiyecek ve enerji kıtlığı; havanın, toprağın ve suyun daha da kirletilmesi; ozon tabakasının daha fazla tahrip olması; biyolojik çeşitliliğin azalması; atmosferin oksijen kaybının devam etmesi, olacaktır.

2- Süregiden daha fazla kazanma hırsı ve gösterişli yaşam biçimleri kaynakları aşırı tüketerek çevreyi yoksullaştırır. Kötü hava koşulları ve kirli su tarım üretimini azaltır. Açlık ve hastalıklar en yoksul iki milyar insan arasında yaygınlaşır. Ve daha iyi durumdaki bölgelere doğru kitlesel göçler başlar.

3- Uluslararası toplum gittikçe kutuplaşır; küreselleşmeden yararlananlar ile buna karşı duranlar arasındaki nefret artar. Türlü suç odakları oluşur ve suç oranları yükselir. Kriz üstüne kriz geldikçe insanlık dünya çapında bir yıkımla karşı karşıya kalır.

B- Başarı Senaryosu:
1- Zaten zarar görmüş bir çevrede altı küsur milyar insan için çevreye uygun yaşama ihtiyacı, yeni davranış felsefeleri ve kuralları doğurur.

2- Kısık kaynaklar ve nüfus baskısı insanları bölmek yerine bir araya getirir.

3- Sosyal ve çevrebilimle ilgili sorumluluk sergileyen ülke politikalarına yönelik artan bir halk desteği görülür.

4- Ülke bütçeleri zengin azınlığın taleplerinden sıyrılarak, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan halkın ihtiyaçlarına aktarılır. Böylece çok sayıda insan yiyeceğe, işe ve eğitime kavuşur.

5- Daha çok insan internete ve diğer iletişim sistemlerine diyalog için girer. İletişimler birbirini anlamayı ve birlikteliği güçlendirir.

6- Çatışmalar ve savaşlarla yıkılmak yerine, insanlık uygarlığı birbirine bağımlı; fakat kendi kendine bakabilen toplumların dünyasına doğru başarılı bir geçiş yapar. Bu iki senaryodan hangisinin gerçekleşeceğini belirleyecek birincil etken ise büyük şirketler ve büyük hükümetlerin seçimleri değil, sıradan halkların yapacağı seçimler olacaktır.

Mahatma Gandi: “Daha sade yaşayın ki, diğerleri de sadece yaşayabilsin.” demişti. Bu öngörülü öneriyi uygulamaya bugün onun zamanındakinden çok daha fazla gereksinim var. Ve uygulanması da çağımızda daha kolay; çünkü günümüzde basit yaşama bir aşağılanma nedeni değil; tam tersine, yükselen bir değere sahip."

*** *** *** (3)

Bütüncü/holist bir dünya yaratmaya doğru mecburen ilerliyoruz, ilerleyeceğiz. Bu süreç yeni zorunluluklar doğuracaktır. Bu aşamada, öncelikle zararlı ve unutmamız gereken masallarımızla yüzleşmeliyiz.

Can çekişen “beş zararlı masal”ı şöyle sıralayabiliriz:

Birinci masal: Doğa tüketilemez

İkinci masal: Doğa dev bir mekanizmadır

Üçüncü masal: Yaşam hayatta kalma mücadelesidir

Dördüncü masal: Pazar ekonomisi kazancı yaygınlaştırır

Beşinci masal: Ne kadar çok tüketirsen o kadar iyidir.

Unutulması gereken masallar:

Hiyerarşi ve cinsiyet ayrımcılığı düzeni

Westphalia İdeolojisi: Resmen kurulan milli devlet tek siyasi gerçektir

Verimlilik kültü

Teknolojik zorunluluk

Ekonomi tabanlı mantık.

Gezegen Etiğini Kabul Etmeliyiz

Diğerlerinin de yaşamasına izin verecek bir şekilde yaşa... Bu prensipteki “diğerleri” sözcüğü sadece insanları değil; fakat tüm bitkileri, hayvanları ve gezegenin yaşam ağını oluşturan diğer tüm canlıları kastetmektedir.

Evrensel ahlâk özel ve toplumsal ahlâkın önemli bir parçasıdır. Bu ahlâk bir diğerinin yaşam şansını, kültürünü, toplumunu ve çevresini yok etmeksizin onurlu ve bağımsız yaşadığı koşullara saygı duyar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İçinde, her planda fayda maliyet ekseninde yeniden üretilen insan ilişkileri içinde bulunduğu yalıtılmışlık, kendisine ve doğasına yabancılaşma sürecinde, önce kendi imgelemine ("insanilik") sonra da toplum imgelemine ("toplumculuk")kavuşmalıdır diye düşünmekteyim. Neoliberal piyasa ve onun uygulamalarının nihai noktası olan emperyalizmin kaçınılmaz sonucu savaşlardır. Emperyal devletler yeniden üretim ve tüketim ile teknolojik gelişimin ana koşullarını ideolojik argümanlar ve savaşları kullanarak sağlamaya çalışırlar. Bu nedenle, bu analizde bana "felaket senaryosu" daha gerçekleşir olanıymış gibi görünüyor. Büyük dönüşümler önceleri hep birer tahayyüldürler. Dayatıldıkça insan-toplum imgelemindeki yerini alamaz ve ölü doğarlar. Bu türden doğumları teşvik için bir çok derin analiz ve teşvik olsa da...Bloğunuz düşündürücü bir özetlemeydi. Teşekkürler. Ama bu yaklaşımın yanıtı, ek ya da alternatif sistemleri ancak başka bir blog yazısıyla verilebilir. Dostça selamlar ve içten saygılarım

Ersin Kabaoglu 
 16.11.2009 22:36
Cevap :
Yazıyı taçlandırdınız, onur verdiniz Sayın Kaboğlu. Bu konuda yeterince beyin enerjim olduğunda bir blog daha yazmayı neredeyse empoze ettiğiniz için de şikayetçi değilim :-) Teşekkürle, saygıyla...  16.11.2009 22:48
 

Değerli Mehmet Sağlam, Bilirsiniz, akıl, çok genel tanımı ile ona verilenlerin içerisinden size (fıtratınıza) en uygununu belirleme özelliği; Kültür, çevre şartlarımızın ve (bilgi ve deneyim kalitemizle orantılı) ihtiyaçlarımızın doğrultusunda doğan, oluşan bir yaşama biçimidir. Özetle; bilgi ve deneyimlerimizin kalitesi, aynı zamanda bizim geleceğimizi belirleyen değerlerimizdir. Bu anlayışla; yapılan çalışmalar, ya insanları mutlu edecek sistemler üzerinde, ya da, birilerinin daha fazla kazanma (veya hükmetme) hırsına hizmet etmektedir. Peki, insan nedir? İnsan düşünme (düşünebilme) özelliği paralelinde inandığıdır. Diğer ifadesi ile insanların çalışmasının yönü, inandıkları doğrultudadır. Ve insan, yaratılışından bu yana, bileşenleri, ihtiyaçları, hırsları, anlayışı yönünden (kimyasal) bir değişime uğramamıştır. Bilinen son bir kaç bin yılı değerlendirdiğimizde, insanın anlayış olarak, kendini tekrar ettiği görülmektedir. (ikincisi yazınızla devam edecek) Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 07.11.2009 7:54
Cevap :
Didaktik tanımlarınız için çok teşekkür ederim Mehmet Bey. Makro Değişim-2 üzerinde çalışıyorum. Düşünceleriniz güç verecektir. Selamla, saygıyla...  08.11.2009 11:05
 

üçüncü bin yılda yaşamak istemezdim. Geçen yüz yıllar insanlara sadece acı ve üzüntü getiriyor. Hastalıklara çare bulmak için didinip duruyoruz. Doğru da ama biyolojik dengeyi düşünen yok ! Dünya nüfusu 8 milyar. Ben 1970'e kadar olan dünyayı sevdim. Ne değerler yitirdiğimizi üzüntüyle gözlemliyorum. Sevgiler.. Ata Kemal Şahin

Ata Kemal Şahin 
 07.11.2009 6:28
Cevap :
Aman efendim Allah uzun ve sağlıklı ömür versin! Üçüncü binyıldan 9 seneyi, hatta neredeyse 10 yılı geride bıraktık bile. (This is the third Millennium.) :-)) Doğru bizler, bizler için birer etik değer olanları yitirdik; ama yeni kuşakların kendi yeni değerleri var bizlere uymayan. Ve onlar da 40-50 yıl sonra aynen bizim gibi şikayet edecekler değerler erozyonundan. Zaten hep böyle olageldi ve olagidecek; bir farkla, değerler daha kısa sürelerde dejenere olacak çağın hızına uygun olarak. Sonra bir gün... Her şey belki de elektriğin kesilmesi gibi bir durumla karşılaşacak ve kaplumbağa hızına indirgenecek bence. 7 vakte kadar... 7 yıl, 7 yüzyıl veya 7 binyıl... Esin verdiniz, teşekkürle, saygıyla...  07.11.2009 21:14
 

Sürsün bakalım... :)) Aslında kaos lazım. Büyük bir kaos her şeyin yeniden yerli yarine oturması için. Tıpkı belli aralıklarda patlayan yanardağlar gibi... Doğa hareketlerinin direkt insanları etkilediğini düşünüyorum. Siz ne dersiniz bilmem. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 07.11.2009 3:14
Cevap :
Yorum için çok teşekkür ederim A.... Hanım. Haklısınız; ama bir konuda farklısınız! :-)) Bence tüm Evren kaos-düzen*kaos-düzen*kaos-düzen.. biçiminde işliyor. Yani herhangi bir sistem dinamizmini ve doğurganlığını yitirince büyük bir kaosa giriyor ve sonunda daha üstün bir düzenle yeniden kuruluyor... Bu devrimsel değişime karşın, yavaş ama sürekli değişen, yani evrimleşen sistemlerse yaşamını büyük kaoslara girmeden sürdürebiliyor. Öyleyse, "dinamik ol ve değişime açık kal" cümlesinde sanırım mutabık kalırız. Selamla, sevgiyle..  07.11.2009 17:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2776
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster