Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '11

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
339
 

Küresel ekonomik krizin yaklaşan 2. dibi ve Deli Zülfikâr Ağa'nın zavallı karpuzcuya ettiği

Küresel ekonomik krizin yaklaşan 2. dibi ve Deli Zülfikâr Ağa'nın zavallı karpuzcuya ettiği
 

Deli Zülfikâr Ağanın zavallı Osmanlı köylüsüne ettiğinin bin beterini ekonomik krizin yaklaşan 2. dibi bize edecek mi dersiniz?


Osmanlı İmparatorluğunun taşrada merkezi otoritesinin iyice zayıfladığı bunalım dönemlerinin birisinde ve büyük imparatorluk coğrafyasının gözlerden ırak bir köşesinde, eski bir yeniçeri ortası komutanı isyan edip dağa çıkmış. Eskinin padişah bendesi, yeninin asi ve 'başıbozuk' eşkiyası, deli Zülfikâr Ağa adıyla ortalığı kasıp kavurmaya başlamış. Aklının estiğini asıyor, kesiyor, istediği gibi vergi salıyor, kıza kızana musallat oluyormuş. Şikâyetler üzerine payitahtın üzerine gönderdiği birkaç ufak müfrezeyi emrindeki hempasıyla hasbelkader bozguna uğratınca, ego patlaması, nefis şişmesi yaşayan Zülfikâr Ağanın böylece şımarıklığı da, zulmü de katmerlenerek artmış.

İşte bahsettiğim o yöredeki bir pazar yerinden öte beri almak isteyen genç bir köylü, heybesi sırtında pazara giderken, öküz arabasında bir miktar kayısı olan bir çiftçinin pazar yönünden kendisine doğru bağıra çağıra türkü söyleyerek yaklaştığını görmüş. Yaya köylü, neşeli kayısıcı yanından geçerken takılmadan edememiş: 'emmi, galiba kayısını çok iyi fiyattan sattın ki, böylesine neşeli türkü çığırırsın, öyle değil mi?' Köylü istifini ve neşesini bozmadan cevap vermiş: 'a benim başına geleceklerden bîhaber, talihsiz kardeşim, ne iyi satışı, ne kârı? Elde ne var ne yoksa eşkiyaya kaptırdım' deyivermiş. Yaya şaşırarak sormuş 'madem öyle, niye böyle bağıra çağıra türkü söylersin öyleyse, deyiversene bi zahmet'.

Kayısıcı cevaplamış 'aslında pazarda satışım fena değildi. Malın büyük kısmını eyi fiyatla elden çıkarmış, hasılatın bir kısmıyla da hanemin bir çok eksiğini satın almıştım. Dönüşte bir de ne göreyim?! Arabayla buradan 1000 arşın beride, köprü çıkışında, Deli zülfikâr ağa adamlarıyla yolu kesmiş, gelenden geçenden vergi adı altında haraç topluyor, bi de üstüne olmadık eziyetler ediyor. tabii beni de durdurdular, paramın tamamına ve satın aldıklarımla kayısımın önemli kısmına el koydular'. 'Eee!' demiş dinleyen yaya 'ne var bunda neşelenecek?' Kayısıcı, cevaplamış 'be adam, lâfımın sonunu dinlesene! Derken Zülfikâr Ağa kayısılarımdan bir avuç alıp birisini ağzına attı. Ardından da onu tükürerek 'tüüü Allah belânı versin kayısıcı, bu çürük çarık yemişi ümmeti Muhammade satmaya utanmıyor musun?' dedi. Başıma gelecekleri anlayıp yalvarmaya başlayınca da bir Osmanlı tokadıyla beni yere serdi ve 'bak, şimdi kayısılarından birisini küheylanıma yedirecem, o da beğenmezse vay ki ne vaylar sana!' deyip kayısıyı atına yedirdi. Ah o mendebur hayvan da kayısıyı tükürmesin mi?!'

Merakla kayısıcıyı dinleyen genç köylü bağırmış 'deme bee!'. Devam etmiş kayısıcı, 'ya, öyle işte, ardından eşkiyalar ağalarının emriyle şalvarımı indirdiler, reisleri olacak o mendebur, o şeytan bozuntusu da tek tek kilolarca kayısı makatımdan içeri tıkıtıkıverdi'. Yaya çığlık çığlığa bağırmış 'aman Allahım, benden uzak şeytana yakın! ne diyorsun yahuu!'. Kayısıcı, başına gelenleri sanki yeniden yaşıyormuşçasına ter içinde sürdürmüş lâfını 'ne diyim, olan biteni sordun, anlatıyorum işte. Neyse, gövdem mi artık daha fazlasını almadığından, yoksa deli eşkiya kaysıları malûm yerime tıkıştırmaktan yoruldu da, ondan mıdır, bilinmez nihayet beni öylece bırakıp pazardan dönen diğer kişilere musallat olmaya başladılar’. Bunu derdemez, bir taraftan yeniden neşeyle türküye başlamış, aynı zamanda da sopasıyla öküzünü dürtüp arabayı hareketlendirmiş.

Yaya ‘eyi de, ben neşenin nedenini yine anlayamadım emmi, dimedin bi türlü nidenini!’ diye haykırmış arkasından genç köylü. Kayısıcı türküsüne ara verip arkaya doğru seslenmiş ‘nasıl neşelenmem yeğenim, nasıl şen şakrak türkü çığırmam! Pazardan arkam sıra gelen köylünün arabasında satamadığı karpuzları vardı. Düşünsene, eşkiya ve o kahrolası beygiri beğenmezse o karpuzun tadını, nice olacak o zavallı karpuzcunun hali. Beterin de beteri vardır yiğenim, beterin de beteri! Benim neşem, türkü çığırmam aslında Yaradan’a şükür niyetinedir’. ??

?Bu öyküyü, yazımın finalinde dillendireceğim bir hüküm cümlesine kuvvetli vurgu yapmak için paylaştım sizlerle.

Manik - depresif bir ruh haline sahip olduğumu söyler beni tanıyanlar.

?Bazen 'öldüm, bittim, mahfoldum!' moodunda olup, kendimde iki kelime bile yazacak ya da okuyacak hevesi bulamazken, çok değil bu çöküş evremin hemen sonrasında, parçası olduğum evreni toptan yok edip, yerine yenilerini inşa edebileceğime inandığım bir iyimserlik, enerji ve özgüven patlamasını yaşamam başka nasıl açıklanabilir ki zaten? Bu kişilik özelliğim, gelişmeler karşısında sık sık vesveseli duruş almama, devrevi olarak, dünyaya karamsar bir mercekten bakmama neden olmakta. 

Dolayısıyla da, yazdıklarımın bu samimi itirafımın süzgecinden geçirilerek okunmasında fayda görüyorum (yazarın bu denli açık yürekli ve dürüst oluşunun, yazdıklarının okur gözündeki güvenilirliğine olumlu katkı yapacağı umulur).

Emekli olmadan önce strateji danışmanlığı yaptığım kurumda, bu karamsar duruşumun izlerini taşıyan raporlar yazar; bu yüzden de çevremde 'felâket kumkuması', 'gamlı baykuş', 'kriz tellâlı' ?? , 'kıyamet habercisi', ‘şeamet bülbülü’ nitelenmeleriyle anılırdım. 2001? Şubat'ında patlak veren finansal krizimizin ve özellikle de ABD'yi vuran ??11 Eylül 2001 ? ?saldırılarının hemen ardından yaptığım çalışmalarda, küresel kapitalist sistemin bir çözülmeye doğru gittiğini; bunun, önce finans ve ????ekomomi sahalarında sistem içinde halledilmesi olanaksız derin bir krize yol açıp, ardından da jeo-politik ve jeo-stratejik ? ?alanlarda y?aşanacak dramatik altüst oluşlara ve güç kaymalarına neden olacağını öngörmüştüm.

Bu çalışmalarımın 'demirbaş' tespitlerinden birisi de, ABD - AB ??temelli Atlantik İittifakının; Pasifik Havzasına ve Avrasya'ya doğru kayan verili küresel güç  dengelerinin şekillendirdiği yeni global

düzeni hazmedemeyeceği ve buna emperyalist bir savaşla cevap vereceğiydi. Bir diğer deyişle ben, yaklaşık olarak 10 yıldır bir küresel savaş bekleyenlerdenim. Termo-nükleer silâhların da kullanılacağını öngördüğüm bu savaş, kapitalist sistemin çeşitli fraksiyonlarının dünyayı yeniden paylaştıkları bir ganimet ve talan operasyonuyla nihayetlenecekti bana göre. Son zamanlarda yaşadıklarımızdan sonra; küresel trendleri olumsuz algılayıp yorumlayanın benim depresif ve karamsar merceğim olmadığına, dünyanın hakikaten de benim subjektif algımın çok ötesinde olan, oldukça kötü bir akıbete doğru hızla ilerlediğine iyice kânî oldum. ?

İnsanlığın 2008 Eylül'ünden beri derin bir şekilde yaşadığı kriz dünyanın periferiden değil; abd, ingiltere, italya, İspanya gibi merkezi ülkelerinden kaynaklanmakta. Sistemin varlığını ve bekâsını tehdit eden bu durumun önünün alınması da ne yazık ki (belki de ne sevindiricidir ki demek gerek, kimbilir) artık mümkün görünmemektedir. 

Verili anlayışları, bildik reçeteleri ve alışıldık çözümleriyle altından kalkamayacağı öldürücü bir varlıksal krizin içinde debelenmekte global kapitalist sistem.

Irak ve Afganistan'daki savaşların girdiği yeni faz, 'Arap Baharı' diye anılan büyük demokratik kalkışmanın başlangıcındaki ümit verici havasını kaybederek istibdatı, zulmü, sömürüyü yeniden örgütleyen ve restore eden bir hale bürünmesi, önümüzdeki sürecin 'yıldız ülkesi' olarak gösterilen Türkiye'nin sosyal yarılma fayları üzerinden yaşamakta olduğu toplumsal çözülme emareleri, başta Obama, Putin, Sarkozy ve Merkel olmak üzere, küresel liderlerin gelişmeleri okumak ve çözüm üretmekte gösterdikleri beceriksizlik, kapasitesizlik ve basiretsizlikler dünyanın çok büyük bir hızla 3. dünya savaşına doğru ilerlediğini gösteren emarelerdir bana kalırsa.

Sosyal medyada buna dair değerlendirme yaparken sık sık şu metaforu kullanırım:

'Havada Eylül 1939'un kıvamı var!'

Şimdi gelin birlikte şu ifadeleri otopsi masasına yatırıverelim:

Noriel Roubini: ‘Marx haklıdır, kapitalizm kendisini yok edebilir, zirâ özünde insan irrasyoneldir’

Marc Faber: ‘Yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın yanında çok hafif kalacak.’

Dünya Bankası Başkanı: ‘Yaklaşan kriz bir öncekinden çok farklı olacak’

Warren Buffet: ‘ABD biz mega zenginleri şımartmaktan vazgeçmeli. Zenginlerin vergi oranı ortalama %17’dir. Yanımda çalışan işçilerin ortalama vergi oranı ise % 36’nın üzerinde. Bu düzeltilmelidir’

George Soros: ‘Buffet haklıdır, zenginlerin vergi oranı arttırılmalıdır’

Her biri küresel kapitalizmin en önemli figürlerinde olan 5 kişinin ifadeleri çok net olarak şunu söylüyor:

Yaklaşan 2. kriz dalgası ilkine rahmet okutacak denli yıkıcı olacak.

Anlayacağınız, Eylül 2008’den bugüne değin yaşadıklarımız, kayısıcının hissettikleriydi bir bakıma.

Bir kısmına yukarıda yer verdiğim, sistemin oyun kurucu aktörlerinin yaşadığımız krize dair olan değerlendirmelerini, birikimlerimin ve sağduyumun prizmasından süzerek gözden geçirdiğimde; bundan sonra gelecek yeni dalganın insanlık aleminde yaratabileceği tahribatın, Deli Zülfikâr Ağanın, karpuzunu beğenmediği üreticiye reva göreceği muhtemel zulmün, söz konusu talihsiz muhatabı üzerinde yaratabileceği tahribattan çok daha vahim olabileceğini görüyorum.

Ve bu öngürüm de doğal olarak beni çok ama çok korkutuyor.

Ne dersiniz, ben şimdi ‘sonumuz korkarım karpuz satan köylününkine benzeyecek’ diye endişe ettiğimde paranoyak, karamsar, ya da felâket tellali mi oluyorum, yoksa gerçekçi mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 297
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1596
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster