Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '11

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
1864
 

Küresel Kısırlaştırma Tezgahları (12)

Küresel Kısırlaştırma Tezgahları (12)
 

Net'ten...


Charles Darwin’in Francis Galton adında bir kuzeni vardı. İngilizlerin yüzkarası olmuş bir düşünce ve hareketin fikir babası sayılan bu ruhsuz adam 1885 yılında Öceniks “Eugenics” adını verdiği bir hareket başlattı. 130 yıldan bu yana Türkiye ve dünya kamuoyunda pek bilinmeyen bu sinsi tezgâhın ne olduğunu anlamaksızın, küresel bir kısırlaştırmanın bugün de sürdürüldüğünü kabullenmek kolay olmayabilir...

Galton, Darwin’in “Tabiattaki doğal seçilim yüzünden yalnızca güçlü canlılar soylarını sürdürürler...” saptamasını siyasal bir slogana dönüştürmüştü. Ve doğal seleksiyonun tabiata bırakılmaksızın insan eliyle uygulanmasını savunmuştu. Akıl hastası, sakat, suç işlemiş ve güçsüz insanların kısırlaştırılarak, soylarının tükenmesi için büyük çabalar harcamıştı. . İngilizler’in Öceniks hareketini gizliden gizliye başlattığını öğrenen Karl Pearson da aynı fikri Almanya’da yaymış ve yaptığı üst düzey lobi çalışmalarından sonra, Öceniks fikrini milliyetçilikle özdeşleştirmeyi başarmıştı. Ve “Eğer Almanya hastalıklı ve şizofrenik vatandaşlarını kısırlaştırırsa, daha sağlıklı bir ulus olarak her zaman İngiltere’nin önünde olur.” fikrini devleti yönetenlere kabul ettirmişti 1907 yılında.

Bu kısırlaştırma projesinin geniş ölçekte uygulamaya konulması bu fikrin Amerika’ya sıçramasından sonra başladı. Amerikalı Charles Davenport tüm alkoliklerin, ağır suç işleyenlerin, bulaşıcı hastalık taşıyanların ve geri zekâlıların evliliklerine yeni bir ad buldu: Discenik... Davenport da çalışmalarını disceniklerin “ekarte edilmeleri” üzerine yoğunlaştırdı ve ABD elitlerinin kafasını çelmeyi başardı. Öyle ki, Başkan Roosevelt dahi “Bir gün toplumun dejenere olmasını önlemenin tek yolunun sağlıksız vatandaşların çocuk yapmamaları olduğunu görecek ve bunu uygulamanın en büyük vatanseverlik olduğunu anlayacağız!” diyebilecek cesareti kendinde bulmuştu.

Discenik fikri o kadar benimsendi ki, 1924 yılında kabul edilen bir kanunla Amerika’ya sadece Anglo-Sakson ırkından gelenler alındı ve diğerlerine göç izni verilmedi. (Bu kanun 1964 yılına kadar 40 sene yürürlükte kaldı). 1910-1935 yılları arasında 30 eyalette son derece üzücü sosyal cinayetler işlendi! Hatta Virginia Eyaleti akıl hastalarını kısırlaştırma kanununu 1970 yılına kadar uygulamıştı. Bu arşiv 25 yıl içinde 100 bin insanın “beyinsiz” ismi verilerek kısırlaştırıldığı eyaletlerdeki hastane dosyalarında hâlâ korunmaktadır.

Tabiî, “beyinsizleri sterilize et” hareketi diğer ülkelere de sıçradı. İsveç’te 60 bin, Almanya’da 400 bin insan kısırlaştırıldı. Bunları Kanada, Norveç, Finlandiya, İzlanda ve Estonya izledi. Kısırlaştırılan insanların sayısı milyonları geçti. Fakat Almanya’ya bu kampanya yeterli gelmedi ve savaşın ilk 18 ayında tam 70 bin kısırlaştırılmış hasta, hastane yataklarını yaralı askerlere tahsis etme bahanesi ile gaz odalarında yakılmaya gönderildi. Bunun arkasından yakılma sırası tüm Yahudi vatandaşlara kadar geldi.

İngiltere’deki elitler, Almanya’da başlayan "akılsızların kısırlaştırılması ve etnik temizlik hareketi"nden rahatsız oluyorlardı. Rahatsızlıklarının esas nedeni Almanya’nın gerisinde kalma kaygısıydı. Charles Darwin’in oğlu Leonard Darwin, Öceniks Derneği’nin müdürlüğüne getirilmişti. Sosyalist veya muhafazakâr birçok yazar ve filozof ile birlikte çok sayıda bilim insanı ve siyasetçi bu tezgâhı destekliyordu.

Bernard Show, H.G.Wells ve Winston Churchill dahi bu hareketi savunan yazılar yazıyor ve hararetli söylevler veriyorlardı. Churchill, “Beyinsizlerin çoğalmaları ırkımız için en büyük tehlikedir!” diyebilecek kadar ileri gitmişti. Oxford profesörlerinin yüzde 65’i de bu görüşlere katılıyordu. Onca desteğe ve iki kez oylanmasına rağmen kısırlaştırma kanunu parlamentodan geçemedi. Fakat kapalı kapılar ardında süregiden sinsi oyunlarla yıllarca yürütüldü!

İşte böylesi bir atmosfer içinde başlayan 1930’lardaki ekonomik kriz, işsizlik ve toplumsal dejenarasyon Almanya’da Nazi hareketlerinin gelişmesini kolaylaştırdı. Hitler işi Yahudi ırkının yok edilişine ve tüm Avrupa’yı temizleme fikrine kadar götürdü. Hitler’in "soykıyım başarısı" İngiltere’yi çok endişelendiriyordu; böylece savaşa katılmaları için bir neden daha oluşmuştu. Bu sav bugünkü pencereden bakıldığında geçersiz görünebilir; fakat o günkü sıcak koşullar ve toplumsal psikolojiyi de göz önünde bulundurup düşünürseniz, 2. Dünya Savaşı’nın nedenlerinden birinin genetik olduğunu kabullenmeniz o kadar da zor olmayabilir.

Öceniks hareketi bugün de apaçık devam ediyor... Galton’un birçok fikri artık devlet zoruyla değil, bireylerin rızasıyla uygulanıyor. Hatta 1994 yılında Çin hükümetinin çıkardığı bir kanunla, kürtaj yaptırma seçeneği anneden alınıp doktorlara verilmiştir. Son zamanlarda birden fazla çocuk yapmayı yasaklayan Çin’deki bu tartışmalar tüm dünyaya yayılacaktır. Zaten hamile bir annenin doğuracağı çocuğun sakat olarak dünyaya geleceğini gören doktorlar hemen kürtaj öneriyor; ayrıca sezaryenle doğum yaptırmayı teşvik ederek -farkında olmadan- yarı kısırlaştırmaya katkıda bulunuyorlar.

Başbakan R.T. Erdoğan’ın “En az üç çocuk yapın.” demesinin ardında yatan nedenlerden biri de bu küresel kısırlaştırma projesinden devletin duyduğu kaygıdır. Diğeri ise bu yüzyıl sonunda nüfusları 100 milyonu bulacak 15 ülke daha ortaya çıkacağı için, stratejik ve siyasal bakımdan Türk vatandaşlarının nüfusunun da aratması gereğidir.

Peki, 1990 yılından beri havadan ilaçlandığımızı ve kısırlaştırıldığımızı biliyor muydunuz? Üstünüzden geçen uçaklara dikkat ediniz, diyeceğim; ama bunun bir faydası olmayacak, zira bulutlu günlerde bulutların üzerinde görünmeden uçan ilaçlama uçaklarıyla kısırlaştırılıyoruz veya kısırlaştırıldık. Alzheimer'a neden olan, toprağımızı ve ağaçlarımızı kurutan alüminyum nano-parçacıklar, genetik mühendislik ürünü patojenler, aşısı önceden üretilmiş virüsler vs... Hepsi üzerimize yağdırıldı, gerektiğinde yine yağdırılacak toksik uçak spreyleri olarak.

Nijerya Hükümeti Dünya Sağlık Örgütü’nün Polyo Aşısını durdurdu kısırlık yaratıyor diye... Afrika’nın birçok bölgesinde kadınlar ve çocuklar kısırlaştırılıyor. Şu video’yu lütfen izleyin: http://www.youtube.com/watch?v=bSSWnXQsgOU . Bu noktada sözü www.havacilikhaberleri.org sitesine bırakıyorum:

“ABD Patent Enstitüsü’nden 26 Mart 1991 yılında Küresel Isınmaya Karşı Stratosfer Welsbach Ekimi (Stratospheric Welsbachseeding For Reduction Of Global Warming) adlı bir patent alınmış. Patentin numarası: 5.003.186. Bir diğer patenin adı Atmosferin Üst Kısmında İyon Bulutları Oluşturmak İçin Baryum Salma Sistemli Roket (Rocket Having Barium Release System To Create Ion Clouds In The Upper Atmosphere). Patent 4 Haziran 1974 tarihli ve numarası 3.813.875.

“Amerikan Bilim Geliştirme Kurumu’nun (AAAS) 19-22 Şubat 2010 tarihleri arasında ABD’nin San Diego eyaletinde yaptığı son toplantısında iklim değişikliğine çözüm olarak yeryüzü mühendislikten ve atmosferin Alüminyumla spreylenmesinden bahsedildi. AAAS toplantısında Jeomühendislik, Bilim, Hükümet ve Belirsizlik adlı bir sunum yapan yermühendisi David Keith (Calgary Üniversitesi) Alüminyumla araştırmalara başladıklarını, henüz ciddi bir rapor yayınlamadıklarını, ancak ileride araştırılmamış korkunç bir şeyin bulunma olasılığının olduğunu söyledi. David Keith’e göre nasıl kemoterapi zararlı olmasına rağmen kullanılıyorsa, atmosferi spreylemek de iklimi tedavi etmek için kullanılabilir.”

AAAS’ye göre stratosferin spreylenmesinin küresel ısınmaya, kuraklığa ve ozon tabakasına faydası olacak. Ancak aerosol spreyi araştırmacılarına göre bu spreyler arı kolonilerinin toplu ölümünden, son zamanlarda görülen toplu kuş ve balık ölümlerinden ve bazı hayvan türlerinin yok olmasından sorumlu. Peki, AIDS'den, Ebola'dan Kene Salgını’ndan, Kuş Gribi’nden, Domuz Gribi’nden kimler sorumlu? Bunca havadan spreylemeler acaba Afrika’da ve Ortadoğu’da hangi tezgâhları hazırlıyor? Dünyadaki kısırlık ve hastalık oranlarının artmasından kimler sorumlu? Ülkemiz hangi tehditlerin altında? İsrail’in savaş uçakları Konya Ovası üzerinde tatbikat yaparken buğday tarlalarımızı zehirledi mi?.. Acaba bunları yazan-çizen-halka anlatan basın mensuplarına ve televizyon kanallarına neden rastlayamıyoruz? Bu tezgâhın mucitleri bunca sırrı halktan gizlemeyi nasıl becerebiliyorlar?

Sorularla ve araştırma iştahıyla kalın...

.

Günün sözü: Bilim üretme ve tüketme kısırlığı yaşayan ülkelerin vatandaşları biyolojik kısırlaştırmanın tuzağına er geç düşerler.

.

İncelenmesi gereken birkaç site:
www.weatherwars.info
http://www.youtube.com/watch?v=jf0khstYDLA
www.geoengineeringwatch.org
www.aircrap.org
http://chemtrails.foroactivo.com
http://chemtrail.wordpress.com
http://www.carnicom.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı elimden geldiği kadar yayacağım. Okuyan arkadaşlara da aynı şeyi yapmalarını öneririm. Bunun bir şekilde sesinin duyulması gerekir. Bizi kimse düşünmüyorsa biz düşünürüz. Teşekkürler bilgilendirdiğiniz için. Saygılar, selamlar.

Mehmet Sinan Gür 
 09.05.2011 20:56
Cevap :
Güç veriyorsunuz, çok teşekkür ederim Mehmet Bey. Selamla, derin saygıyla... MS  09.05.2011 21:43
 

Zihnimdeki bazı soruların cevabını verdiniz. Havamızın eskisi gibi arı olmadığının farkındayım. Acaba bir şey mi karıştırılıyor, sorusundan çekinip dillendiremiyordum. Almanya-İngiltere kötülükte bile yarıştılar, yarışıyorlar. Günümüzde onlara katılanlar da belli. Ülkemiz Allaha emanet... Bilgilendiren kaleminiz daim olsun.

Ayten Dirier 
 21.04.2011 23:51
Cevap :
Çok teşekkür ederim Ayten Hanım, güç verdiniz. Evet haklısınız ve sanıyorum bu dünyada iyiler ve kötüler hep var olacaklar; ama denge kötülerden yana aşırı oranda kayarsa, vay halimize!!! Selamla, derin saygıyla...  23.04.2011 0:33
 

son sözünüzle demek istediğim herşeyi özetlemişsiniz.İnsana mekanik bir kafayla bakmak,RUHTAN yoksun bir zihniyet korkunç.Açık bilincinize saygımla,sevgimle,emeğinize sağlık...

Şerife Mutlu 
 19.04.2011 21:57
Cevap :
Güç verdin sevgideğer sanatçı dostum. Çok teşekkür ederim. Selamla, sevgiyle, saygıyla...  23.04.2011 0:31
 

okuduklarımdan çok üzüntü duydum hocam. Hitler'in "Ari ırk." sevdasını biliyordum da bu boyutunu şimdi öğreniyorum. Hocam, 1990'dan beri kısırlaştırıldığımız savı nedir? Bu ne ciddi bir iddia! Kim var bunun arkasında? Canımızı kime karşı koruyacağımızı şaşırdım. Niye yaşıyorsak bu rezil dünyada. Paşa paşa 1900'de doğacaktım, Allah ömür verdiyse de 80'de gitmiş olacaktım! Yine gözümüzü açtınız, moraller yerlerde! Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 19.04.2011 20:01
Cevap :
Amaç belirli bir bilinçlenmeyle küresel tezgâhlara karşı bir direnç oluşturmak olmalı sanıyorum Ata Beyciğim. Çok teşekkür ederim bu dip notunuz için. 1990 konusu da şöyle: 20 yıldır hastanelerimizde doğumlar genellikle sezaryenle yaptırılıyor. Bu son derece sakıncalı bir yöntem ve daha az hamile kaınmasına yol açıyor ne yazık ki. Selamla, derin saygıyla...  23.04.2011 0:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2789
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster