Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
409
 

Küreselleşme, AB ve Türkiye(2)

Küreselleşme, AB ve Türkiye(2)
 

Küresel finans piyasaları son derece tehlikeli bir konjonktürden geçmektedir. “Nasıl olsa finanse ederiz” anlayışı ile dış ekonomik ilişkilerinde büyük dengesizlikler gösteren Türkiye, küresel piyasalarda yaşanması olası bir karışıklıktan ilk elde ve en sert biçimde etkilenebilecek görünümdedir.

Amerika’nın 640 milyar dolara ulaşan cari işlemler açığının doğrudan bir yansıması olduğu bilinmektedir. ABD, söz konusu cari açığın finansmanını Japonya ve diğer Asya ülkelerindeki merkez bankalarının rezerv biriktirmek için sundukları dolar talebi sayesinde karşılayabilmektedir. Yukarıda vurguladığımız üzere, Asya/Pasifik “gelişen piyasaları” ile Japonya’nın rezerv Dolara olan bu tür talep sayesinde ABD, milli gelirine oran olarak %5.4’üne varan cari açığını ve 413 milyar dolarlık bütçe açığını kapatabilmektedir. ABD doların dünya piyasalarında “hükümran para” olarak kabul görmesine dayalı bir siyaset geliştirerek kendi ekonomisindeki dengesizlikleri uluslararası finans piyasalarına mal etmektedir. Ancak, uzun dönemde söz konusu açıkların finansmanının bu şekilde sürdürülemeyeceği ortadadır. Günümüzdeki eğilimlerin bu şekilde devam etmesi halinde, ABD’nin cari açığının 2006’da 800 milyar dolara, ya da milli gelirinin yüzde 6.4’üne ulaşması beklenmektedir. Bu türden bir açığın finansmanı er ya da geç dolardaki aşınmanın (devalüasyonun) hızlanmasını getirecektir.Öte yandan, ABD dışındaki kapitalist merkez ülkelerin büyüme hızlarının çok düşük olması nedeniyle, ABD’den ithalatlarını artırmaları olası gözükmemektedir.Dolayısıyla, cari açıklarını kapatabilmesi için sadece doların aşındırılmasının yeterli olmayacağı, bunun ötesinde ABD’nin büyüme hızını yakın gelecekte şiddetli biçimde düşürmesi gerekeceği düşünülmelidir.Bunun sonuncunda dünya ticaret hacminde bir daralmanın yaşanması ve uluslararası finans akımlarının önceden kestirilemeyecek biçimlerde yön değiştirmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’nin bir “yeni yükselen piyasa” olarak yurt dışı finans piyasalarına yüksek oranlı spekülatif finansal arbitraj geliri sunduğunu ve böylece büyük hacimli sıcak para akımlarını çekebiliyor. Kırılganlıkların en önemli göstergelerini ise, artan dış ticaret ve cari işlemleri açıkları ile “kısa vadeli dış borçların merkez bankası döviz rezervleri karşısındaki yükselen oranları” oluşturmaktadır. Türkiye son üç yıldır uluslararası finans piyasalarında giderek artan hacimlerde kısa vadeli dış borç biriktiren bir ekonomi görünümündedir. Sürekli olarak yüksek finansal arbitraj getirisi ile uyarılan sıcak para akımları, ulusal mali piyasaların kırılganlığını arttırmakta ve ulusal ekonomi için potansiyel istikrarsızlık unsurlarını beslemektedir. Nisan ayı içerisinde Bretton Woods ikizleri IMF ve Dünya Bankası’nın küresel finans piyasaları üzerine birer raporu yayımlandı. Her iki rapor da dünyadaki büyüme konjonktürünün küresel sermaye akımlarındaki hızlanmaya bağlı olduğunu ve 2004’te tepe noktasına ulaşan büyüme trendinin 2005 ve 2006’da yavaşlayacağı öngörülerinde bulundular. Son derece yüksek bir büyüme konjonktürü ve devletin asli kamu hizmetlerindeki olağanüstü kısıntılar pahasına elde edilen faiz dışı fazlalara rağmen varılan bu noktada borçlanmanın yükünün gerçekte artıyor olması, yakın gelecekte Türkiye’nin kamu finansmanı dengeleri üzerine ciddi bir sınav vereceğini açıkça ortaya koymaktadır.

(Devam edecek)...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 37
Ort. okunma sayısı
: 1104
Kayıt tarihi
: 09.01.07
 
 

Ankara SBF'yi bitirdim. Öğrencilik yıllarında gazetecilik, sonrasında uzun yıllar özel sektörde ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster