Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Haziran '12

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
419
 

Küretaj (kürtaj) meselesi

Küretaj meselesine nasıl yaklaşmak gerekir, diye sorabiliriz. Baktığımızda bu konuya çeşitli bakış açıları ile yaklaşılıyor. Kimin hangisini neden ve nasıl benimseyeceği tartışılıyor. Bu bakış açıları belki şunlardır;

 

Bilimsel bakış açısı,

Bireysel bakış açısı,

Dinsel bakış açısı;

 

Dinsel bakış  açısı Tanrı’yı baz aldığı ve insanı da onun yaratığı gördüğü için, temel bir sağlık meselesi olmadığı takdirde küretajı reddediyor.

 

Bu bakışa, tabi çeşitli kılıflar da uyduruluyor. Bir yerde okumuştum, güya, çocuğa dinini öğretecek imkanlarının olmadığını düşünürse anne, bu da bir hastalık gibi olacağı için çocuğu doğurmaması caiz olurmuş.

 

Yine benzer bir kılıfına uydurma ise tecavüz meselesi. İşte diyelim Bosnalı bir kadın Sırplı bir asker tarafından tecavüze uğradığında çocuk doğurursa, sonrasında sürekli o acıyı tekrar yaşayacağı ve çocuk tecavüz eseri olduğunu öğrendiğinde bundan etkileneceği için küretajı dinen caiz sayılmalıymış.

 

Bunlar tabiî ki fasa fiso. Çünkü birkaç kelimeyle ifade edilmiş dogmalara binlerce olayı sığdırmaya ve üstelik o birkaç satıra da dokunmamaya çalışılıyor.

 

Peki, dinsel bakış açısı, daha makul bir durum olaraktan, çocuğun ya da annenin temel bir sağlık probleminin ne olup olmadığı konusunda neye göre karar verecektir? Herhalde bilime göre cevap verecektir.  Bilim hastalıklara nitelik yükleyecek ve din de, kendi lafzını ona göre tartacak.

 

Peki, bu durumda, esas belirleyici olan bilim değil mi? Din ile bilim bir noktada çatışmaya girecektir.

Hangi hastalık.. çocuğunki mi, anneninki mi, önceliklidir? Ya da hangi hastalıklar temeldir vs. Dinsel jargona göre üretilmiş lafları, bilimsel terminoloji niye dikkate alsın? Bilim kendine göre terminoloji üretir. Dini dikkate almaz. Ama din adamları, dinsel jargonla, bilimsel terminolojiyi birbiriyle ilişkilendirmeye çalışacak. Peki, bunu kimin yapmaya yetkisi ve hakkı var?

Sivri zeka birileri dinde buyrulan ile bilimde olanı aklınca ilişkilendirecek ve dinen, bilimsel açıdan olup bitecek bazı şeylere IN diyecek, bazı şeylere OUT diyecek.  Bu da fasa fisoculuk.

 

Din, ne aklen, ne sağduyusal, ne ahlaken, ne erdemsel düzeyde bu işlere karışabilir. Dinlerin çapı bu işlere yetmez. Çünkü fasa fisoya düşer ve daha ötesine geçemez.

 

Ne bilimin söyleyeceğini bilim kadar söyleyebilir, ne ahlakın ve erdemin söyleyeceğini onlar kadar söyleyebilir; o bir tür çorbadır, ikincil, üçüncüldür, ikamedir, eksiktir, fazladır. Çünkü din arkaik, anakronik bir iktidar aracıdır.

 

Küretaj yapmanın din dışı kaynakları ve sınırları ne olabilir?

 

Yasal düzlemde, bebeğin oluşumunun belli bir evresine kadar küretaj meşru bir hak olarak görülüyor. Bebek ister sağlıklı olsun, isterse olmasın.

 

Hiç kuşkusuz küretaj konusuna bu çok daha yerinde bir yaklaşım.

 

Ama sorun aslında halen bitmez.

 

Siz ister dinsel kaygıyla, isterse başka kaygılarla olsun, halen, bir çocuğun daha ilk evresinden itibaren, yaşam hakkı olduğunu savunabilirsiniz. Bu nedenle, bilimin ya da onlarla işbirliği içinde yasal düzenlemelerin de uygulamalarına karşı gelebilirsiniz. Pekala, bir dine başvurmadan da, hangi aşamada olursa olsun küretaj yapmanın yanlış olduğunu, çocuğu öldürmek vs. olduğunu savunabilirsiniz.  Bunu yaparken bilimsel bakış açısı olarak lanse edilen, bebek oluşumundaki belli evrelere kadar tanınan küretaj hakkına karşı çıkabilirsiniz.

 

Bana kalırsa, bu görüş, ne kendini kanıtlayabilir, ama ne de çürütülebilir.

 

Kendini kanıtlayamaz çünkü mutlak bir hakikat kaynağı yoktur.

 

Çürütülemez çünkü küretaj için belirlenen bir evreyi, kimin neye göre neden belirlediğini sormak gerekir. Bunu kanıtlamaya çalışan kişi de, aynen, mutlak bir hakikat kaynağına başvurmadıkça, öyle bir evreyi belirleyemez.

 

Peki, bu küretaj olayını belirleyen o halde nedir? Elbette ki, yaşamsal pratikler. Toplumsal yapılar, düzenler, orada olup bitenler, neyin ihtiyaç olduğunu, neyin olmadığını vs. belirliyor. Bunlar da o toplumun düzenini belirliyor. Bütün bunların hiçbirisinin altında ise, insanlar ne kadar dayandırmaya çalışırlarsa çalışsınlar, mutlak hakikat kaynakları yoktur. Gelenek, kültür olarak taşınan bazı değer yargıları ise çağdaş yaşamın getirdikleri nedeniyle kılıfına uydurulmaya çalışılarak, modifiye edilir ve revize edilir, ama birkaç kuşak sonra artık başkalaşmış olur ve eskisini bilip, ondaki iktidar gücünü ortaya çıkartacak kimse kalmamış olur. Kavram iktidardan düşmüştür yani.

 

Küretaj ve başka konularda toplumsal pratikler neyin doğru yanlış, iyi kötü olduğunu belirliyor özünde.

 

Bendenizin konuya bakış açısı ise biraz daha farklı.

 

İnsan dediğimiz canlı esasında iki nitelikten ibarettir. Birisi, milyonlarca yıllık süreçle oluşmuş olan bedensel insan varlığımızdır. Diğeri ise doğumla birlikte oluşmaya başlayan kültürel varlığımızdır.

 

Kültürel varlığımız, bedensel varlığımızın hem nedeni hem sonucudur. Bedensel varlığımız kültürel varlığımızın hem nedeni hem sonucudur. Ben dediğimiz kültürel varlık, doğumdan sonra başlayan tinsel bir varoluş olduğu için, bizler aslında doğmayız. Bedensel olarak doğduktan sonra oluşmaya başlarız. Bu nedenle, doğuma kadarki süreçte, annenin karnında, biz, biz değilizdir. Biz hala annenin bir parçası, onun bedeniyizdir. İnsan da değiliz. Çünkü insan, bir beden olarak doğduktan itibaren ortaya çıkan hem bedensel hem de tinsel bir varlıktır, dedik.

 

Bu gerekçelerle, anne, bedenin mutlak sahibidir. Çocuğu doğurup doğurmama hakkına sahiptir. Çünkü çocuk doğduktan sonra bağımsızlaşmaya ve insan olmaya başlar, kültürel varlık olarak ben duygusunun süreci başlar ve biz ancak o zaman insanlaşırız. O ana kadar ise, sadece et parçasıyızdır. Çocuk anne karnında, doğumdan önce ya da sonlara doğru örgenliğini tamamlamış olabilir. Ancak, hala, o anne karnındayken anneye aittir ve bedensel doğumla insanlaşma sürecine geçmemiştir.

 

Sonuç olarak isteyen istediği zaman küretaj olur. Bunun bireyden başka hiçbir karar vericisi olamaz.  Toplum da bireyin bu talebini gerçekleştirecek şekilde yasal ve sağlık düzeneklerini kurmakla yükümlüdür.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Özetle, Sagan’ın vardığı sonuç elbette ki sorgulamadan/yanlışlamadan muaf değil, ama vakit bulup da yazıyı okuyabilirseniz, nerede ve neden anlaşamadığımızı görmek açısından faydalı olabilir. Bu arada, yorumlara kaçak kat çıktık :-) Selâmlar.

uhudedipuhu 
 12.06.2012 21:21
Cevap :
Tabi okuyum... anlaşamamak demesek de irdeleme ya da düşünceyi derinleştirme desek daha iyi olur.   12.06.2012 21:58
 

“İnsan olma kriteri doğumdur”un daha kategorik bir önerme olduğu doğru. Tıpkı “Yumurta döllendiği andan itibaren canlıdır” gibi, sizin önermeniz de bir kesinlik içeriyor ve doğal olarak diğerini dışlıyor. Her iki iddia da tartışılabilir, ama bunu yaparken, bu denli karmaşık bir konuyla ilgili kategorik yanıtların, aradığımız yanıtlar olmayabileceğini de atlamamak gerek. Sagan’ın yazısından örnek vermemin sebebi buydu, zira o, tam da bu noktada sizden ayrılıyor, yani temelde “Hep” ve “Hiç”ten farklı bir argümanın peşinde. Yazısı, “orta yolu” bulmak adına bir tür zihin cimnastiği zaten. Süre meselesine gelince, her türlü sınır koyma çabasının sorunlu olduğu ve kesinlik taşımadığı doğru, ama konuyla ilgili bir kanun yapılacaksa, o kanunun en azından “insan olma” zamanını tanımlaması gerek. “Doğumdan bir gün önce” örneğini ondan vermiştim, sizin “X’den bir gün önce” karşılığınız da aynı oranda haklıdır. (İzninizle yine devamı olacak...)

uhudedipuhu 
 12.06.2012 21:17
 

5- Bir ek yapıyım: "..annenin sağlığının ciddi tehlikeye girdiği durumlar haricinde, son 3 aylık dönemde kürtaja izin verilmemesinin bir nedeni olmalı." demişskiniz. Yazıda dikkat ederseniz, son üç ayda kürtaja izin verilmek zorundadır gibi bir yaklaşımım yok. Benim yaklaşımım kavramsaldır, 10 hafta, 24 hafta, son 1 gün vs. kavramsal olarak işlev görmedikçe pratik konulardır. Yani şunu demek istiyorum, ben yazıdaki bütün görüşlerimi savunarak, son 3 ay içinde küretaj yapılmayacağını yine de söyleyebilirim. Çünkü diyorum ki, küretajın temelinde pratik ihtiyaçlar vardır özünde, yani şunu diyorum, tıbben, son üç ay içinde, şu şu nedenlerle küretaj yapılamaz diyorsa, bilim, bilimin elinden gelen buysa, o da pratik koşullara girer, ama benim kavramasal yaklaşımım halen yerinde durur.. çünkü gün gelir, tıp onu da halledebilir, ama o çerçeve hala yerinde durur. Anlatabiliyor muyum?

Erdal Aydın 
 12.06.2012 13:10
 

4-Tam da zaten bu sorunu çözmek istiyor ve net şekilde, doğmamış biyolojik yapıyı, o yapıyı bedensel ve kültürel varlık olarak yaratanın özgür iradesine bırakıyor. SELAMLAR..

Erdal Aydın 
 12.06.2012 12:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 466
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 975
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster