Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
222
 

Kurgulanmış Tarih ve Militarist anlayış: Musul/Petrol gitmeseydi bugün İsrail yoktu. Türkiye'de (3)

Kurgulanmış Tarih ve Militarist anlayış: Musul/Petrol gitmeseydi bugün İsrail yoktu. Türkiye'de (3)
 

"Batılaşmak", taklit etmek değil, onlar gibi, bilgiden yeni bir bilgi üretmektir. Bizim kavrayamadığımız hayati nokta da budur.


Musul o kadar önemlidir ki, İngiltere’nin Orta Şark siyasetini açan yahud kapayan anahtardır. Musul Irak’ta kalmamış olsaydı, Filistin’de Siyonizmin kurulması mümkün olmayacaktı. (1)

Aşağıda: bugün Irak ve Suriye’de hatta Ortadoğu’da yaşananların bugüne ait yeni bir olaylar, başlangıçlar değil, 90 yıl evvel başlayan ve kabul edilemeyen bir paylaşımın yanında masaya yeni gelen ortakların da dahil olmasıyla nasıl devam ettiği belgelerle anlatılmaktadır.

Irak’ta kirli bir savaş devam etmektedir…

“..Bu savaş öyle bir savaştır ki. Batılıların Ortadoğu dedikleri bölgenin siyasî coğrafyasının yeniden çizilmesi sürecini fiilen başlatmıştır.

Üstelik, bu sürecin Irak’ta başlatılması daha da anlamlıdır. Çünkü Irak, bünyesinde barındırdığı ırk, din, mezhep ve kültürler bakımından adetâ Ortadoğu’nun küçük bir minyatürü gibidir.

Hâl böyle olunca Irak’taki gelişmeler, bütün bölgeyi etkileme potansiyeline sahiptir...

Ayrıca Türkiye, birçok tarihî çağrışımlara sahip olan Kerkük ve Musul’un geleceğiyle birlikte Irak’taki Türkmenlerin güvenliği konusunda da son derece duyarlıdır.

Hemen belirtelim ki, Kerkük ve Musul, dün olduğu gibi bugün için de bölgenin yeniden biçimlendirilmesi sürecinde son derece hayatî öneme sahiptir. Öyle ki, bu yerlerin kimin elinde kalacağı meselesi, Sadece Irak’ın geleceğini değil, Türkiye’nin sınır güvenliğini aşan, siyasî varlığını da ilgilendiren bir meseledir.

Hatta, Filistin Meselesi’nin çözümünde de anahtar bir rol oynayacaktır.

Bundan yaklaşık 80 yıl önce “Musul’un Ehemmiyeti” üzerine yazan bir İngiliz yazar olan K. Williams’a göre Musul o kadar önemlidir ki, o yıllarda “Büyük Britanya’nın bütün Orta Şark siyasetini açan yahud kapayan anahtardir”. Bununla yetinmeyen Williams, Musul İrak’ta kalmamış olsaydı, Filistin’de Siyonizmin kurulmasının mümkün olmayacağını da yazmaktaydı (The Nineteenth Century and After, March 1926’dan tercüme, Ayın Tarihi, VIII/24, Mart 1926). K. Williams’m bu sözleri, Irak’ın geleceğiyle ilgili senaryolara Filistin’in de dahil edildiği günümüzde yapılan değerlendirmeleri düşünürsek, oldukça anlamlı gözükmektedir.

İşte bütün bu gelişmeler ışığında, Misâk-ı Millî, onun dayandığı kriterler (ortak vatan ve ortak din) üzerinde bir kere daha düşünmek gerekmektedir.

Her ne kadar Misâk-ı Millî, feragat temelli bir siyasî savunma belgesiyse de jeostratejik, jeoekonomik ve jeokültürel iç bütünlüğe uygun bir nitelik taşımaktadır. Bu özelliği ile daha doğrusu dayandığı temeller bakımından Ortadoğu adı verilen bölgenin gerçekliklerine uygun düşmektedir…” (2)

Bir Barış Anlaşması için Ankara Hükümetini temsilen İsmet İnönü ve Ekibi (1923 başları) Lozan’dadır.

O günlerden bugünlere nasıl geldiğimiz konusuna açıklık getirmek amacıyla (1923 Yılı Mart ayı başları) Büyük Millet Meclisi’nde Lozan Antlaşmaları için yapılan görüşme tutanaklarından alıntılar aktarılmaktadır.

İçerikte tarafımızdan ne bir yorum vardır, ne bir virgül ilavesi.

LOZAN GÖRÜŞMELERİNDE MUSUL VE SURİYE

(Büyük Millet Meclisi) BMM Başkanlığı’na Önergeler

Lozan’da izlenecek siyaset hakkında yapılan müzakereler BMM’nde yeterli görüldükten sonra meclise gelen önergeler (takrirler) okundu…

Urfa milletvekili Pozan Beyin 3 Kasım 1922 tarihli önergesinde de, Urfa, Antep ve Maraş halkının meclisin açılışından önce düşmanı kovduğundan bahisle şimendifer hattının güneyinde kalan bütün Türk ve Kürt aşiretlerinin müstemleke halkı olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih ettikleri dile getirilmişti. Bu arzunun buraları işgal ve idare etmek isteyen Avrupalılara duyurulması da Lozan’a gidecek barış heyetinden istenmişti. (3)

Ayrıca Doğu ve Güneydoğu illerine -biri dışında- mensup bir grup milletvekili de Türk-Kürt kardeşliğini duyuran bir önergeyi meclise vermişlerdi. Arif (Bitlis), Necip (Mardin), Ali Vasıf (Genç), Abdülkadir Kemali (Kastamonu), Abdülgani (Muş), Esad (Mardin), Derviş (Bitlis), Necmeddin (Siirt), Hamdi (Diyarbakır), Ahmed Hamdi (Muş), Pozan (Urfa) ve Hakkı (Van) beyler sözkonusu ortak önergelerinde,

-“Türk, Kürt bir kütle-i vahidedir. Kürtler hiçbir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiçbir kuvvetin tesiri yoktur.”

Demişlerdi. Bununla yetinmeyen milletvekilleri, aynı önergede, bu konuda Avrupalıların yetkili olmadıklarından bahisle Erzurum milletvekili Necati ile Bitlis milletvekili Yusuf Ziya beylerin azınlıklar hakkındaki nutuklarının bütün dünyaya yayınlanmasını teklif etmişlerdi.”(4)

Benzer içerikte bir başka önergenin 3 Kasım 1922’de, Mardin milletvekilleri adına Necip Bey tarafından BMM Başkanlığına verildiğini görüyoruz. Sözkonusu önergede, Ankara Hükümeti’ni barış konferansına çağıran İtilâf devletlerinin notasında yer alan

“gayr-i Türk” kavramına dikkat çekildikten sonra Kürtler dahil Misâk-ı Millî dahilinde bu sıfatı taşıyan hiçbir kişinin olmadığı dünyaya duyurulmak istenmiş ve Türkler ile Kürtlerin birbirlerinden ayrılmazlığının Lozan’a gidecek heyet tarafından konferansta dile getirilmesi teklif edilmişti.” (5)

Bu şekilde, meclis içi ve dışı önergelerin okunmasından sonra BMM, Lozan’a gidecek heyete bu önergelerin verilmesini oybirliğiyle kararlaştırdı. Ardından Rauf Bey Hükümeti, meclisten aldığı yetkiye dayanarak ve de mecliste yapılan tartışmaları gözönünde bulundurarak barış konferansında izlenecek siyasetle ilgili resmî bir belge hazırladı ve Lozan’a gidecek olan İsmet Paşa heyetine verdi.’’(6)

Şimdi, “talimatname” adı verilen bu belgenin içeriğine bakalım.

Ve Talimatname

Bu talimatname, genel olarak Misâk-ı Millî beyannamesinin somutlaştırılmış bir hali olup ele aldığı bazı konular (Türkiye’nin güney sınırı. Adalar, Kıbrıs, ülke dışı kalacak İslâm vakıflarının statüsü gibi) bakımından Osmanlı Devleti’nin Paris Barış Konferansına sunduğu 23 Haziran 1919 tarihli muhtıraya benzemekteydi. Ayrıca 3 Kasım 1922 tarihli meclis oturumlarında dile getirilen konuların somut olarak sözkonusu  belgede yer alması da dikkat çekiciydi. “TBMM İcrâ Vekilleri Hey’eti Riyâseti”nce hazırlanmış olan 14 maddelik bu talimatname şu hususlardan oluşmaktaydı:”(7)

1.Şark hududu: (Ermeni Yurdu) mevzu’-i bahs olamaz. Olursa, inkita’-i müzâkereyi mucib olur

2.Irak hududu: Süleymaniye, Kerkük ve Musul livaları istenecektir Konferansda bundan farklı olmak üzere tahassül edecek şekil için Hey’et-i Vekile’den ta’lîmât alinacakdir Petrol vesâ’ire imtiyâzât mes’elesinde İngilizlere ba’zi menâfî’-i iktisâdiye te’mîni görüşülebilir

3.“ Suriye hududu: Bu hududun tashihine vesâit-i mümkine ile son derecede çalışılacak ve hudûd-ı a’zâmî şöyle olacaktır: Re’s-i îbn-i Mani’den itibâr ile Harim, Müslimiye, Meskene, ba’dehu Fırat yolu, Deyr-i Zor, Çöl, nihayet Musul Vilâyeti cenûb hududuna vâsıl olur

4.Adalar: İktizâ-yı hâle göre mu’âmele icrası ve sahillerimize pek karib olan meskûn ve gayr-i meskûn adaların behemehal ilhakı. Muvaffakiyet hâsıl olmadığı takdirde Ankara’dan istifsarı.

5.Trakya Garb Hududu: 1914 hududunun istihsaline çalışılacakdır.

6.Garbı Trakya: Misâk-ı Millî maddesi

7.Boğazlarda ve Gelibolu şibh-i ceziresinde ecnebi bir kuvve-i askeriyye kabul edilemez. Eğer bu bâbdaki müzâkere inkıtâ’ı mucib ise inkıtâ’dan evvel Ankara’ya ma’lûmât verilecektir.

8.Kapitülasyonlar kabul edilemez. İnkıtâ’-ı müzâkere hususu lâ- zim gelirse yapılın

9.Ekalliyet: Esâs mübadeledir.

10.Düyûn-ı Umûmiyye: Bizden infikâk eden memâlike tevzî’-i, Yunan’a devri ya’ni, ta’mîrâtla mahsubu olmadığı takdirde yirmi sene te’cîl ve tesviye, Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi kalmayacakdm Müşkilât zuhurunda sorulacaktır.

11.Ordu ve donanmada tahdidat mevzû’u olmayacaktır.

12.Mü’essesât-ı Ecnebîyye: Kavâinimize tâbi’olacakdır.

13.Bizden infikâk eden memleketler içûn Misâk-ı Millî’nin mad-de-i mahsûsâsı mer’îdin

14.Cemâ’at- ve Evkâf-ı Islâmiyye hukuku mu’âhedât-ı sabıkaya tevfikan te’mîn olunacaktır.

Görüldüğü gibi bu talimatname (8) T. Bıyıklıoğlu’nun ifadesiyle “umumî mahiyette ve esaslı noktaları gözönünde tutan direktiflerden ibaretti”.(9)

Son bir değerlendirme yapacak olursak, bu talimatname, ele aldığı konular ve çözümleri itibariyle sentez bir metin niteliği taşımaktaydı. Daha açık deyimle, Osmanh Devled’nin Paris Barış Konferansına 23 Haziran 1919’da sunduğu muhtıra ile 17 Şubat 1920’de dış dünyaya duyurulan Misâk-ı Millî beyannamesinin bazi farklarla sentezi idi. Sözkonusu farklar, talimatnamenin yazıldı- ğı sırada Ankara Hükümeti’nin siyasî gücü ve onun siyasî öncelikleriyle ilgiliydi. Ancak değişmeyen bir gerçek vardı ki, o da, Haziran 1919’dan Kasım 1922’ye kadar geçen süre içinde, yeni uluslararası düzenin ilkeleri çerçevesinde yeni ve bağımsız Türkiye’nin - kurulmasını sağlamaktı. İşte Lozan Barış Konferansı, Türkiye için bu açıdan önem taşımaktaydı. (10)

 

Lozan Konferansı Birinci Aşama Görüşmeleri Sırasında BMM’ndeki Tartışmalar

13 Kasım 1922’de başlaması gereken Lozan Barış Konferansı, bir haftalık gecikmeyle resmen 20 Kasım’da başlamış ve 21 Kasım’da ise esas barış görüşmelerine geçilmişti, ilk açılış gününden itibaren İtilâf devletlerinin özellikle İngiltere’nin Türkiye’yi küçümser tavırlar içine girdiği gözlenmişti. Bu yüzden açılışta Türk delege heyeti başkanı ismet Paşaya konuşma yapma hakkı verilmek istenmemiş ise de ismet Paşa, Anadolu’da halkın çektiği ıztırapları anlattıktan sonra Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak kabul edilmek isteğini içeren sürpriz bir konuşma yapmıştı.(11)

Aslında ismet Paşanın bu sözleri Türkiye’nin eşit statüde konferansta muamele görmesi için İtilâf devletlerine bir çağrıydı.

Ancak itilâf devletleri, 21 Kasım’da Hotel de Shateu’da başlayan görüşmelerde ayrımcı tavırlarını sürdürerek hiçbir komisyon başkanlığını, istenmesine rağmen Türklere vermediler ve kendi arala- rinda paylaştılar. Buna göre. Lord Curzon, arazi ve askerî konularin görüşüleceği birinci komisyon; İtalyan Garroni, Türkiye’deki yabancılar ve azınlıklar statüsünün ele alınacağı ikinci komisyon ve Fransız Barrere de malî ve iktisadî konuların tartışılacağı üçüncü komisyon başkanlıklarına getirildiler.(12)

 

Devam edecek…

-Musul nasıl gitti? Gitti mi, bırakıldı mı, başka çare mi yoktu,

-Gideceği baştan belli miydi, konuşuldu mu?

 

www.canmehmet.com

Devam edecek…

*Vurgular ve alt çizgiler tarafımdan yapılmıştır.

Yararlanılan ana kaynak:

-“Misak-ı Milli’den Lozan’a”, Doç. Mustafa Budak, Sayın Budak, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdür Yrd. Görevi nedeniyle, aktardıkları daha da önem kazanmaktadır.

(1 ve 2) “Misak-ı Milli’den Lozan’a” İdealden gerçeğe Türk Dış Politikası”,  Mustafa Budak,

(3) TBMMZC, XXIV, s. 372.

(4)TBMMZC, XXIV, s. 373.

(5) Aynı yer Ayrıca benzer bir isteğin Lozan heyetine iletilmesini Van milletvekili Hakkı Bey 3 Kasım 1922 tarihli iki maddelik önergesinde belirtmişti. Hakkı Beyin İkinci İsteği doğu illerinde Ermeni’ye yer verecek tek bir Türk ve Kürdün olamayacağının ilânı olup bu hususun Misâk-ı Millî ile belirlendiği vurgulanmıştı. Bkz., TBMMZC, XXIV, s. 375.

(6) T. Bıyıklıoğlu, bu talimatın Türk murahhas heyetine, Ankara’dan hareket ettiği tarih olan 5 Kasım’dan önce verildiğini yazmaktadır. Bkz., T. Bıyıklıoğlu, Trakya’da Millî Mücadele I, s. 469.  

(7)Sözkonusu talimatın ilk beş maddesi için bkz., T. Bıyıklıoğlu, Trakya’da Millî Mücadele, s. 104. Fakat T. Bıyıklıoğlu, aynı talimatnamenin orijinal metninin fotoğrafını da eserinin ikinci cildinde vermektedir ki, biz de oradan alarak latin harflerine aktardık. T. Bıyıklıoğlu, Trakya’da Millî Mücadele , Vesika no. 54/1,54/2. Aynı talimatnamenin Türk Dışişleri Bakanlığı Arşivi’ne göre sadeleştirilmiş metni için bkz., Bilâl Şimşir, Lozan Telgrafları I, (1922-1923), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1990, s. XIV; ayrıca, sözkonusu talimatnamenin sadeleştirilmiş anlatımı için bkz., S. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, II, s. 296. 

(8)TBMM’ndeki talimatla ilgili tartışmaların geniş bir özeti için ayrıca bkz., Cengiz Kürşad, “TBM Meclisinde Lozan Murahhas Hey’etine Verilen Talimatlar”, BTTD, Sayı 34, Temmuz 1970, s. 12-32.

(9)  T Bıyıklıoğlu, Trakya’da Millî Mücadele, I, s. 469.

(10)Misak-ı Milli’den Lozan’a, Sahife:316

 (11) “Hâlâ bu dakikada bile, bir milyondan çok masum Türkün, Küçük Asya ovalarında ve yaylannda evsiz ve ekmeksiz, başıboş dolaştıklannı da hatırlatmak isterim. Türk ulusu, insan gücünü aşan bu fedakârlıklara katlanmakla, uygar insanlık İçinde, köklü bir yaşama gücüne sahip uluslara özgü olan varlık ve bağımsizlik haklarıyla, barış, huzur ve çalışkanlık unsuru olarak, büyük bir yer kazanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kesin amacı, bu yeri korumak ve güçlendirmektir… “, Seha Meray (Çeviren), Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler (LBK), Takım I, Cilt 1, Kitap 1, (I/l-l), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1969, s. 3-4.

(12) Meray, LBX; 1/1-1, s.8-9. Dip notlar: Sayın Budak’ın eserinde belirtilenlerdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mehmet Bey,2.Dünya Savaşı sonunda Alman halkının ne toplama ne de gaz odalarından haberi varmış.Çünkü gazeteler yazmıyormuş.

mehmet binlik 
 21.05.2016 15:54
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Bilirsiniz, "Gazete/Gazetecilik", çıkışı itibariyle: olayları-yaşananları halka aktarma anlayışına sahiptir. (Kanatimizce) Fransız Devrimi öncesi yapılan bir tespite göre:(Avrupalı siyasetçiler-sermayedarlar ve aydınların) Halkın gazetede yazılanlardan etkilendiğini ve düşünce üretimlerinde dikkate aldığıdır. Bu anlayışla, o günden bu yana gazete/gezeteciler, halkın yönlendirilmesinde "birinci kuvvet!" En büyük etkendir. Halk tabiri ile: Harmanı yel (okumayan halkı gazeteler) deliyi el döndürür" denilmektedir. Bunlarla beraber: haber-bilginin halka ulaşmasında iki ana kaynak vardır. a) Yazılı b) Sözlü edebiyat. Alman Halkının yaşananları bilmemesi (kanaatimizce) sıfır ihtimaldir. Eğer, gerçekten bu olaylar yaşanmışsa veya Musevilerin Filistin'e göçü için bir kurgu değilse! İlginç iddia değil mi? Gazeteler bir ticari kuruluştur. Bu nedenle, yazılan her haber, kesinlikle sorgulanmalıdır. Sağlıcakla kalınız.  22.05.2016 12:17
 

2010 yılında kişi başına düşen borcu yazarsanız daha sağlıklı analiz yapılır.Bakın Hayvansal,Tarımsal üretimde sıkıntı vardır.Sanayi de düşüş vardır.Tekstil de bir bitiş vardır.Bütün övgüler İnşaat kalemi üzerinedir.Üretim artmazsa sadece Ulaşım için yapılan yol pahallıdır.Yurt dışına satılacak malınız kalmamışsa sadece Yolcu taşımak için yapılan Havaalanı pahallıdır.

mehmet binlik 
 19.05.2016 11:27
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Okumadığımız için bilgi-teknoloji üretemiyoruz. Geriye ne seçenek kalmaktadır? Taşı ve madeni, Çimento ve demire dönüştürerek; ev-yol-köprü yapmak değil mi? Başka türlü eğitim-öğrenimsiz halkımız, sermayesiz ülkemizle ne yapabiliriz? Bu gerçeğimizi siyasetçiler söyleyebilir mi? Hayır söyleyemez. Halkımız okumadığını-eksiği bilir, bilir de: eleştirilmeyi sevmez. Yaklaşık 10 yıldır burada bir konuyu bıkmadan yazmaya çalışıyoruz. Bu nedir? Size göre: "Osmanlıdan sonra kurulan Yeni Devlet ve politikalar"ın eleştirilmesi, değil mi? Elbette mesele bu değil, "Düzen!"in eleştirilmesinin ötesinde konu edilmesini dahi istenmemektedir. İstemeyen kimdir? Kurulan düzenden geçinenler. Neden? Okumayan, sorgulamayan halk durumunun farkına varmasın ve önlem almasın. Çünkü kurulan sistem, Faiz ve montajla halkın alınterinin soyulması (gelişememesi) üzerinedir. Samimi olanlar, meseleleri ve kaynaklarını sorgular, onları körü körüne/inatla savunmadan önce. Sağlıcakla kalınız.   20.05.2016 14:46
 

Mehmet Bey,Ben Ne AKP'li Ne CHP'li Ne MHP'liyim sadece bu ülkenin gidişatı bir çok kişi'yi korkutmaya başladı.Bazı hatalar geri dönülmezdir.Ben şahsıma böyle görüyorum.Tekrar söylüyorum.Bu ülkede konuşulacak ve yazılacaksa 11.11.1938'den itibaren konuşulmalıdır. 11.11.1938'den itibaren Kemalizm tasfiye edilmiştir.İçi boşaltılmıştır.Mustafa Kemal 1960 lara kadar yaşasa idi.Bugün çok büyük bir Ülke olurduk.Yaşadığımız sorunları yaşamazdık.

mehmet binlik 
 17.05.2016 17:52
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, bilirsiniz, insanları ikna etmek (pek) mümkün değildir. Ancak, siz kendinizi farklı bir düşünceye ikna edebilirsiniz. Bu manada sık kullandığımız bir örnek vardır. Su (bilgi) döküldüğü kabın şeklini alır. Biz, size sadece rakamları ve tarihimizdeki tespitleri verebiliriz. Gerisi size kalmaktadır. Ve ulaşılan sonuç, gelinen yer için iyi bir gösterge, işarettir. Ülkemizin: 1923, 1930, 1940, 1950 yılları ekonomik verileri ortadadır. Buradan bakabilirsiniz: http://blog.milliyet.com.tr/1923-2010-donemi-ekonomisi--doksan-yilda-nereden-nereye-gelmisiz---son-/Blog/?BlogNo=344707 ....ve elbette 2010'larında. Ölçümüz, rekabetçilerimiz kadar bilgi-teknoloji üretemediğimiz, bu konuda bir girişimimiz olmadığı sürece (ülkemizin geleceği için) yapılan her şey boştur. Bu konuda dün ne yapılmıştır? "Batıya hayran bir kitle!" yetiştirmenin dışında? Sağlıcakla kalınız.   18.05.2016 16:49
 

. Hükümet uygulamalarında "sıfır hata" mümkün müdür? Mesele, samimiyet, iyiniyettir.Bu Cümleyi sizden aldım.Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı icraatlerde bir hinlik bir hata ararken Bu Hükümetin yaptıklarında niye aynı yaklaşımda bulunmuyorsunuz?

mehmet binlik 
 17.05.2016 17:36
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Siz 1923-1950 yılları ekonomisi hakkında bilgi sahibi misiniz? Bilgi eksikliği için lütfen bakınız: http://blog.milliyet.com.tr/1923-2010-donemi-ekonomisi--doksan-yilda-nereden-nereye-gelmisiz---son-/Blog/?BlogNo=344707 bunun okunmasını takiben lütfen, görüşlerinizi yazar mısınız? Sağlıcakla kalınız.  18.05.2016 16:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1085
Toplam yorum
: 2694
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1729
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster