Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
395
 

Kürt hareketiyle ilişkiler

Başlık sıkıcı gelebilir.

Kürt sorunu, uzun süredir Türkiye gündeminin en önemli maddesidir. Türkiye solunun gündemine ise 70’li yıllardan itibaren girmeye başlamıştır. Bu sorun, küçüklü büyüklü, her örgüt/parti tarafından hep bir alt başlık olarak ele alınır, sorun kendi politikalarına göre tespit edilir ve çözüm politikaları üretilirdi.

70’li yılların ortalarından itibaren Türkiye’de yükselen devrimci mücadele bütün sorunları sarmalayıp, devrimci bir potada, devrim mücadelesine doğru evrilttiğinde, Kürt sorunu da bu mücadelenin önemli bir ayağını oluşturdu.

12 Eylül darbesiyle, halkın gündeminden çıkarılan devrimci mücadele uzun yıllar soluksuz kaldı. Yurt dışında Kürt hareketiyle oluşturulmaya çalışılan birleşik cephe denemeleri sonuçsuz kaldı. 12 Eylül darbesinin baskıcı koşullarında, 1978 yılında temeli atılan Kürt hareketi, 1984 yılında silahlı mücadele stratejisiyle, Kürt halkının güvenini kazanarak bugünlere geldi.

90’lı yıllarda, yeniden toparlanan devrimci hareketler, özelde de ÖDP, Kürt sorununun gündeme getirilmesi ve barışçıl çözüm olanaklarının tartışılması noktasında gözle görülür katkılar koydular. Kürt hareketinin yasal platformlarda, sendikalarda, kitle örgütlerinde temsili konusunda, pozitif ayrımcılık uyguladılar.

-Seçim ittifakları yaptılar.

-Aynı çatıda birlikte seçimlere girdiler.

-Konferanslar, sempozyumlar, anadil kurultayları, gösteriler, basın açıklamaları ve mitingler düzenlediler.

-Ortak plarformlar, barış meclisleri oluşturdular.

-Birlikte Newroz ateşleri yaktılar; birlikte 1 Mayısları kutlayamasalar bile.

-Cezaevlerinde açlık grevlerine yattılar; Kürt yoldaşları katılmasalar bile.

-Kürt hareketi tarafından silahlı mücadele adı altında, hedefini şaşıran bombalamaları, yakmaları, kurşunlamaları, yüreklerine taş basarak kısık seslerle kınadılar.

-Kürt halkının özgürlüğüne olan inançları olmasa, Onat Kutlar’ı unutur muydu devrimciler.

-Unutur muydu Mavi Çarşı’da yakılanları.

-Unutur muydu bombalanan ve kurşunlanan masum hedefleri.

-96 kışında, uzun tartışmaların ardından, solun bütün renklerinin büyük heyecanla kurduğu ve reel sosyalizmin eleştirisi üzerinden geliştirilen “özgürlükçü sosyalizm” i hedefleyen ÖDP’nin, göz göre göre irtifa kaybetti, Kürt hareketinin bekası/Kürt halkının özgürlüğü pahasına bir çok yanlış uygulama görmemezlikten gelindi. Kısık seslerle tartışıldı. Her tartışma partide kopuşları getirdi.

Partideki, kişi ve grupların kopuşu, 2008 yılından bu yana Kürt hareketiyle yaşanan manevi ayrışmanın yanında çok basit kalır.

2007 yılında, ÖDP içinde yaşanan tartışmalar, parti dışına ve özellikle Kürt hareketine, birtakım çıkarlar uğruna yanlış yansıtıldı. 2007 yılına kadar Kürt hareketiyle sürdürülen dostane, bağımsız ve karşılıklı güven esasına dayanan ilişkiler, bu aşamadan sonra ÖDP’nin, ulusalcı-milliyetçi-şoven ve yere yer beyaz solcu gibi tanımlamalarla, itibarsızlaştırma ve siyasetten tasfiye noktasına getirdi.

Bu tasfiye operasyonu, partinin devrimci öncüllerine sahip çıkılmasıyla başarısız kılındı. Fakat, alınan yaranın izlerini silmek bir yana, hala bu operasyona bir şekilde katılanlar bu yarayı sürekli bir şekilde kaşımaktadır.

ÖDP’nin, yoluna sağlıklı bir şekilde devam etmesi, haziran kongresinden bu yana girdiği yolun önüne çıkan engellerden arındırılması ile mümkündür.. Bunun için yapılması gereken çalışmalar, parti örgütü tarafından, gücü ölçüsünde yapılmaktadır.

Parti merkezine düşen görev ise, partiye ve politikalarına yapıştırılmaya çalışılan, ulusalcı-şoven-milliyetçi-beyaz solcu gibi kavramları muhataplarıyla müzakere ederek açıklığa kavuşturmaktır. Bu tartışmalara sessiz kalınmamalıdır.

Birkaç örnekle konuyu daha iyi anlatacağımı umuyorum.

-Silopi karşılamasına, ÖDP, KYK düzeyinde temsilci göndermesine rağmen,

-DTP kapatıldığında, genel başkanımız ziyaret ettiği halde,

-Newroz kutlamalarına, gücümüzün olduğu bütün yerlerde katıldığımız halde,

-Parti merkezimiz her konuda basın açıklaması yapmasına rağmen,

bu durum Kürt basın ve yayın organlarında yer almamış, ÖDP gibi bir parti adeta yok sayılmıştır.

2008 yılında yaşanan KESK kongreler sürecindeki, Kürt hareketiyle yaşanan farklı listelerde yer alma ve partide yaşanan son ayrışma, sanılanın aksine partiye, kadrosal ve üye zayıflaması olarak verdiği zarardan daha çok, Kürt hareketiyle yaşanan ve karşılıklı olarak birbirini anlamayan, körler-sağırlar diyaloğu olarak süre giden bir ilişki tarzını ortaya çıkarmıştır.

Bu duruma acilen, merkezi-politik bir müdahale gereklidir. Yerellerde yapılan çalışmaların verimli olması açısından, partimizin politikalarının yeniden ete kemiğe büründürülmesi açısından bu müdahaleyi acil ve zorunlu görüyorum. Aksi halde, Kürt hareketinin kitlesel gücü ve aleyhimize uydurulan çirkin yalanlar, bizlerin özgürlükçü sosyalizm ve bir arada yaşam hayallerimizi eritmeye devam edecektir.

Mazlum Kürt halkının özgürlüğüne olan inancımı ve birlikte özgür bir Türkiye’de yaşama arzumu, kısa vadeli çıkarları uğruna olmadık yalan ve spekülasyonla karartmaya çalışanlara fırsat vermemeliyiz.

Parti politikalarına ve devrimci yolumuza sımsıkı sarılmak bizim görevimiz. Biz görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Ancak, ertelenemez bu görevi ve sorumluluğu parti genel merkezinden bekleyerek.

22/ mart 2010-03-22 Abdullah DAMAR

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 177
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 796
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Gaziantep' te öğretmen olarak görev yapmaktayım. Son olarak Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster