Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '17

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
3320
 

Kürt işgal harekatı ve yayılmacılığı

Kürt işgal harekatı ve yayılmacılığı
 

İran’da ABD müttefiki şahlık rejiminin yıkılmasıyla Ortadoğu’da cadı kazanları kaynamaya başladı.

Dünyanın en önemli petrol havzasını oluşturan bu bölgedeki müttefiklerinin en önemlilerinden birini kaybetmiş olan ABD’nin etki alanının daralabileceği kaygısı ile Irak Lideri Saddam Hüseyin’in, İran devriminin Irak nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Şii’leri kendisine karşı örgütleyip ayaklandırma kaygısı birleşince ABD’nin Saddam’ı teşvik ve desteğiyle[1] İran – Irak savaşı başlatıldı.

Savaş 8 yıl sürdü. Her iki ülkenin zenginliklerini yok edercesine karşılıklı bir yıpratma süreci yaşandı. Süreç her iki ülkeyi de zayıf düşürerek emperyalistlere yaradı.

Savaş esnasında Irak’lı Kürtler İran’a destek vererek Saddam’ın şimşeklerini üzerlerine çektiler. Saddam, Kürtlere dönük kimyasal silahlarla gerçekleştirilen Halepçe katliamı da dahil sert müdahalelerde bulundu. Yüz binlerce Kürdün Türkiye’ye sığınarak ölümden kurtulduğu bu dönem Kürtlerde topyekun uluslaşma ve devletleşme fikrini pekiştirirken[2] İran’a karşı Irak’a destek veren batılı emperyalist güçlerin iki taraflı oyunlarının diğer ayağının da açığa çıkmasına yol açıyordu.

ABD öncülüğündeki girişimler sonucunda 1991 yılında BM Güvenlik Konseyi’nin Çekiç Güç adındaki silahlı birlikleriyle Kuzey Irak’ın 36. Paralelin kuzeyinde kalan bölgesini önce uçuşa yasak bölge ve ardından güvenlik bölgesi ilan etmesiyle Kürtler için 36. Paralelin kuzeyinden Türkiye sınırına kadar olan Irak bölgesi emperyalist batı himayesinde bir Kürt egemenliği sahasına dönüştü.

Bu bölge Türkiye sınırları içinde ayrılıkçılık faaliyetine dönük terör eylemleri yürüten PKK için de ana karargah ve üs niteliğine bürünmüştür. Türkiye’nin bu bölgeye dönük askeri harekatları geçen çeyrek asrı aşkın dönemde bölgenin bu niteliğinin değişmesine olanak sağlayamamıştır.

Kürtler için güvenli bölge yapılan 36. Paralelin kuzeyinin tamamı başlangıçta Kürt nüfuz alanını oluşturmuyordu. Örneğin Irak’ın 2. Büyük kenti olan Musul dışındaki Kürt nüfusun yoğun olduğu Erbil, Dohuk, Zaho… gibi yerleşimlerde Peşmerge etkisi varlığını hissettirmeye başlıyordu.

Ancak 11 Mart 1970’de Saddam Hüseyin’le Mustafa Barzani arasındaki anlaşmayla belirlenmiş özerk Kürt bölgesi[3] sınırlarında henüz tam bir Kürt egemenliği sağlanamamıştı. Örneğin Süleymaniye uçuşa yasak ve güvenli bölgenin dışındaydı. Bunun gerçekleşmesi için ABD’nin Saddam rejimini yıkması ve Irak Anayasasının 2005 yılında yürürlüğe sokulması[4] gerekecekti. Ancak bu halde bile Kerkük, Musul gibi önemli bölgelerin Kürt nüfuz alanları olarak kabulüne imkan yoktu.

Kürtler, Kürt özerk bölgesinin sınırları dışındaki Musul ve Kerkük’ün de nüfuz alanına dahil edilebilmesi için planlı ve kararlı bir çaba içindeydiler.

Saddam rejiminin başkenti Bağdat’ın ABD işgal hareketiyle 2003 yılında düşmesi sonucunda Kürtler Kerkük ve Musul tapu ve nüfus müdürlüklerini yakarak[5] bu vilayetlerin nüfus ve mülkiyet kayıtlarını yok ettiler.

Musul 2014 yılı ortasında IŞİD’in yönetimi altına girdi.

Kerkük’te ise geçen 15 yıllık süre zarfında demografik yapının dönüştürülmesi süreci tamamlandı ve 28 Mart 2017’de Kerkük Şehir Konseyi önce resmi kurumlarda Kürt Bölgesel Yönetimi bayrağı asılmasını[6] ve ardından da 4 Nisan 2017 tarihinde Kerkük’ün Kürt Özerk Bölgesine katılması için referandum kararı aldı.[7]

Yakın gelecekte Bağımsız Kürdistan referandumu yapılacağına ilişkin havadislere[8] de tüm kulakların alışması sağlanmaya çalışılacaktı.

Tüm bu gelişmelerin ABD’nin ve batının desteği ve işbirliğiyle olduğu ise açıktı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Irak sınırları içinde bu şekilde varlığını pekiştirerek ve nüfuz alanını genişleterek kök salarken 2010 yılı sonrasında iç karışıklığa sürüklenen Suriye’deki Kürtlerin siyasi ve askeri bir güç olarak sahneye çıkarılışlarına ve kendilerine hızla genişleyen bir coğrafi bölgede ABD ve Rusya gibi bölgede paylaşım savaşı yürüten rakip 2 büyük emperyalist gücün de desteği sağlanarak bir büyük egemenlik alanı sağlanışına tanıklık edecektik.

Suriye Kürtlerinin başında PKK’nın Suriye uzantısı örgüt vardı ve ABD, Rusya, İran gibi devletlerle güçlü bağlantılar içinde etkili bir bölge aktörü portresi çiziyormuş görüntüsüne sokuluyordu.

Bir cumhuriyet bayramımızda sınırlarımızdan şov yaparak geçirilen Irak Kürtlerinin sağladıkarı destek görüntüleri altında düzmece Kobani direnişiyle parlatılıp sahneye çıkarılan PYD’ye birkaç yıl içinde adım adım Kamışlı, Serekaniye, Kobani, Münbiç ve Afrin’i içine alan güney sınırlarımız boyunca beşyüz kilometre uzunluğunda ve onlarca kilometre genişliğinde bir alan üzerinde hakimiyet verildi!

Bu aktör bugün ABD’nin Rakka operasyonunda birincil müttefiki pozisyonuna ve Rakka’nın Suriye Kürt Bölgesine dahil edilmesi talebini dillendirebilen bir cesamete ve cesarete kavuştu.

Özetlemeye çalıştığımız gelişmeler sonucunda güneyimizde, blog resmindeki haritada  görülen bir büyük Kürt nüfuz alanı oluştu ve şu günlerde bu alanın Kerkük ve Rakka’yı da içine alacak şekilde güneye doğru genişletilmesi faaliyetleri emperyalistlerle işbirliği içinde sürdürülüyor.

Güneye doğru genişleme temayülü içinde olan Kürt nüfuz bölgesinin ileriki yıllarda kuzeye (ülkemize) ve doğuya (İran) doğru genişleme iddialarına sahip olduğu ise sır değil.

Yapının gitgide pekişmesinin Türkiye’nin bütünlüğüne ve bekasına tehdit oluşturması da bu iddia dolayısıyladır. Ve ne yazık ki, tüm karşı çıkışlara rağmen çok büyümüş olan ve büyümeye de devam edeceği anlaşılan bu tehlikenin bugüne kadar önüne geçilememiş olması bu tehlikeyi bertaraf etmenin maliyetini büsbütün artırmıştır ve her an artırmaya devam etmektedir.

Kürt kimliği gibi masumane taleplerin arkasına sığınılarak başlatılan süreç biçim değiştirerek emperyalistlerin ortadoğuya dönük bir Truva atı, bir koçbaşı hüviyetine bürünmüştür. Olgu artık "Kürt Sorunu" olmaktan çıkmış emperyalistler hesabına hem de ABD ve Rusya ortak hesabına bir yayılmacılık ve işgal hareketine dönüşmüştür.

Kürt yayılmacılığı arkasına ABD’nin ve Rusya’nın gücünü almış olarak bölgede çok daha hızlı yayılan bir 2. İsrail olma yolunda hızlı ve emin adımlarla ilerliyor.

Kenan IŞIK


jack amca, Özkan Sarı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Üzerine ekleyecek bir cümle bulamadım doğrusu. Aydınlatıcı ve bilgilendirici bir eser olmuş. Ellerinize sağlık

jack amca 
 13.04.2017 13:52
Cevap :
Çok teşekkür ederim Jack amca , sağlıkla...  13.04.2017 22:51
 

Yazınız genelde güzel ama bir kaç ekleme yapmak isterim. Birincisi Kürtler bizim kardeşimiz yıllarca içiçe yaşamışız. Onları tehlike olarak görmek yanlış. Bizim için düşman Pkk dır. 2.si Kerkük Osmanlı Döneminde çoğunlukta Türkmendi, Osmanlı gittikten sonra 1990'lı yıllara kadar Kerkük nüfusu % 70'ten fazla Kürt nüfus oldu. Saddam körfez savaşında Kürtlerin İran tarafında olmasından dolayı onlara katliamlarda bulundu. Yaklaşık 40 yada 50 bini Türkiyeye, bir kısmı İran sınırına doğru kaydı. Saddam devrildikten sonra 2002 den itibaren özellikle Kürtler, Araplara kaptırdıkları topraklara, Kerküke geri gelmeye başladı Arşivlerin yağmalanması ondandır. Bunu önce Saddam sayesinde Araplar yaptı, Saddam gidince Kürtler yapmaya başladı. Yani Irak devleti kurulduktan bu yana Kerkükte Kürt nüfusu fazlaydı. Türkiyenin kurulması ne yazık ki Kerkük ve Musulu kaybettirdi. Oradaki Türkmenler Türkiye ye doğru kaydı genelde. Bizde Irak kurulduktan sonra çok ihmal ettik Musul ve Kerkük'ü

ismail hakky 
 11.04.2017 21:21
Cevap :
Değerli katkılarınız için teşekkürler...  11.04.2017 22:17
 

Yüzyıllar boyunca aynı coğrafi bölgede yaşamış bir halkın kendi geleceğini belirleme hakkı vardır ve hiç bir bahane bu gerçeği değiştiremez. Sonuçta, bu gerçeği kabul etmek yerine her türlü yöntemi kullanarak onlara yaşam hakkı tanımamak, asırlar boyu onları tahakküm altında tutarak esaret uygulamak yöntemi başarılı olamayacaktır. Bu tarihsel bir gerçekliktir. Bir halkın bütün haklarını terör örgütü bahanesine dayanarak yok saymak ve mevcut sorunların çözümünden kaçmak, başka bir şey dayatmak, bir ulusun kendi gerçekliğini de inkarına yol açan belalı bir yoldur. Hiç bir ulus bu yöntemle bu belalı yoldan uzak duramadığı aslında tarihsel sürecin bizlere öğrettiği bir gerçektir.

Ali Aslan ÖZTAS 
 11.04.2017 16:41
Cevap :
Bir bakış açısı da sizin dile getirdiğiniz gibidir ve öyle düşünen az da değildir. Bu görüş elbette saygıdeğerdir. Ben de şöyle düşünüyorum. Mikro ulusççuluk önceleri emperyalizme karşı korunma işlevi görüyordu, dönem değişti, artık "böl, birbirine kırdır, yut" için körükleniyor. Çare üniter ulus devlet. Öyle düşünüyorum. Katkınız için teşekkürler...  11.04.2017 22:24
 

Amerika'yı, İsrail'i anlıyoruz da, Rusya'nın menfaati ne, orası karışık! Bu arada, Suriye'yi vuran Amerika'ya, "bu yetmez, arkası gelmeli" diyenlerin kulakları çınlasın! Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 11.04.2017 9:43
Cevap :
Teşekkürler değerli yorumunuz için sn. Cengiz, teşekkürler...  11.04.2017 17:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 200
Toplam yorum
: 196
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 332
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Sivas doğumluyum. Mülkiye mezunuyum.  Ankara'da yaşıyorum. Ülkeme, ulusuma dair benim de söyleyec..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster