Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1658
 

Kürt sorunu, Kürt açılımı, PKK

Kürt sorunu, Kürt açılımı, PKK
 

Son zamanlarda Kürt sorunu diye bir lafı çokça duymaya başladık. Eskiden böyle bir sorunumuz yoktu. Nerden çıktı bu Kürt sorunu?

Kürt sorunu Türkiye Cumhuriyeti’nden bile eski bir sorundur. Bu sorun hep vardı ama devletimiz yokmuş gibi davranıyordu, vatandaşlarının çoğunu da uzun bir süre boyunca buna inandırabilmişti.

Peki, nedir Kürt sorunu?

Kürt sorunu sayısız boyutu, etkileyeni, değişkeni olan karmaşık, girift bir sorundur. Temelinde devletimizin Kürt kökenli vatandaşlarının varlığını inkâr etmesi yatar. Kürtler bu inkâra Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli yöntemlerle direndi. Bu inkâr-direniş çatışmasının görünür haline bugün Kürt sorunu diyoruz.

Ama Türkiye’de kimseye kökeninden dolayı ayrımcılık yapılmıyor ki? Kürt kökenli Cumhurbaşkanımız bile oldu.

Evet. Kendi varlıklarını inkâr ettikleri sürece yapılmıyor gibi görünüyor ama bu da doğru değil. Bazı durumlarda bal gibi de yapılıyor. Mesela Ermeni ya da Rum kökenli vatandaş asla subay olamaz; hatta çöpçü bile olamaz. Kürtler, Kürt olduklarını dile getirmediği sürece bu tür kısıtlamalara uğramayabiliyorlar. Ama ben Kürdüm diyen birinin devlet aygıtında gelebileceği en yüksek makam Diyarbakır Belediyesi başkanlığıdır. Yakın zamana kadar o da mümkün değildi. Bir Kürt politikacının özlü bir şekilde belirttiği gibi, "Türkiye’de Kürtler her şey olabilir yalnızca 'Kürt' olamaz."

ABD’de herkes kendini Amerikalı kabul ediyor. Niye Türkiye’de Kürtler de kendilerini Türk kabul etmiyor?

Her şeyden önce “Amerika” bir kıtanın, “ABD” de bir federal devletin adıdır. Amerika adı bir etnisiteye işaret etmez. Bir ABD vatandaşı aynı zamanda hem İngiliz, İspanyol, Alman, İrlandalı, Afrikalı, Çinli, Hintli, Arap, Yahudi vs’dir hem de “Amerikalı”dır. Kökenini belirtmek isteyene devlet yasak koymaz. Mesela, Arap kökenli bir ABD vatandaşı çocuğunun adını "Abdullah" koymak isterse devlet ona "hayır ille de bu çocuğun adı Richard olacak" demez. Beyaz Amerikalıların siyahlara karşı ırkçılığı, Amerikan yerlilerine uyguladığı soykırım tamamen başka bir konudur. Bizde ise devlet bazen “Türk” sözcüğünün bir etnik soyun adı olduğunu söylemiştir bazen de bunun tam tersini. Vatandaşlar duruma göre bazen Türk olur, bazen "iç düşman", bazen “yabancı”.

Bu Kürt açılımı ne peki? Bu bir kutu mu? Neyi açacağız?

Kürt açılımı en basit anlatımla, “devletin Kürt sorununa yaklaşım biçimini değiştirme kararıdır” diyebiliriz. Bir kutu ya da paket değil. Karikatürlerdeki gibi içinden bir yaylı mekanizmaya bağlı yumruk çıkıp suratımızda patlamayacak. Açılım, TC devletinin “Kürt sorunu” diye bir sorun olduğunu kabul etmesi, Kürtlerin de bu sorunun silahlı mücadeleyle çözülemeyeceğini anlamasıyla varılan bir aşamadır. Devlet ve Kürtler şunu diyecek, ”evet, bir sorunumuz var ama bunu şimdiye kullandığımız yöntemlerle çözmeye çalışmaktan vazgeçiyoruz” Açılım buna niyet etmek, bu konuda bir fikir birliğine ulaşmaktır. Bir alma - verme meselesi değildir.

“Açılım bir paket değil bir süreç” dendiğinde bu mu anlatılmak isteniyor?

Evet. Bence bu.

Açılımı tek kelimeyle tanımlamak zorunda kalsanız bu kelime hangisi olurdu?

Niyet.

Kürt sorunu bir gün kesin olarak çözülebilir mi?

Hiçbir zaman kesin olarak çözülemeyebilir. Çeşitli biçimlerde sürecektir. Zaten dünyada siyasi, toplumsal, ekonomik sorunlar kesin olarak hiçbir zaman çözülemez. Önemli olan sorunun tamamen ortadan kalkması değil, onunla yaşanabilir bir düzeye getirilebilmesidir. İrlanda ve Bask sorunu gibi...

Bu PKK nereden başımıza bela oldu?

PKK kendi başına bir sebep değil sonuçtur. Kürt sorununun kangrenleşmesinin yarattığı bir türev sorundur. Kürt sorunu diye bir büyük sorunumuz olmasaydı PKK de olmayacaktı.

Bir terör örgütü değil mi?

PKK çoğu zaman teröre başvuran bir örgüt… Ama tek amacı ve varlık sebebi terör uygulamak değil. Yani ben terör yapacağım diye eleman toplamıyor. PKK’ye katılan Kürt gençleri de canı sıkıldığı için “çıkayım şurada biraz terör estireyim” diye dağa çıkmıyor. Devletin en önemli görevi bu vatandaşlarının ölümü göze alarak dağa çıkmalarının altındaki sebepleri bulmak ve bu sebepleri ortadan kaldırmaktır. Bu ülkenin onca üniversitesi, onca biliminsanı, sosyolugu var. Bu üniversiteler bu sorun hakkında araştırma yapmıyorsa, insanların bu yola sapma nedenlerini açıklayacak çalışmalar yapmıyorsa kapatıp gitsinler o okulları…

Sebep ne olursa olsun, sonuçta PKK insan öldüren, karakol basan, bu ülkenin dağlarında silahlı militanlar gezdiren bir örgüt. Hiçbir devlet buna tahammül edemez. Ama bir türlü yok edemiyor. Devlet bununla baş edemiyor mu? Kandil dağını gece gündüz bombalasak, sonra orduyu Kuzey Irak’a göndersek, müttefikimiz ABD ve bir zamanlar çok yardımımızın dokunduğu Talabani-Barzani güneyden kuşatsa, İran doğudan çıkış yollarını kapatsa, PKK’ye vursak, vursak, vursak (bunu yazarken elimdeki sinek öldüreceğini var gücümle masaya vurduğumu tahmin edersiniz) PKK’yi yine de yok edemez miyiz?

Edemeyiz. Nedense birden bire halamı ve amcamı hatırladım ama geçelim. Bunun gerçekleşme olasılığı senin o sinek öldürücüyle mahallendeki bütün sinekleri yok etme olasılığına eşittir. Bir kere ABD Irak’ta ve Afganistan’da kendi söküğünü dikemiyor. Buralarda her gün patır patır Amerikan askeri ölüyor. Talabani- Barzani Kuzey Irak’ta kendi vatandaşı Kürtlerin tepkisini çekmek istemez. Ayrıca Türkiye'de her ağzını açan her fırsatta Celal Talabani'ye, Mesut Barzani'ye küfrederken onlardan PKK'ye karşı savaşmalarını beklemek ne kadar mantıklı? İran kendi PKK’si PEJAK’la baş edemiyor. Türkiye, orduyu Kandil Dağına sokup PKK’lileri bitireceğini bilse herhalde bunu çoktan yapardı. Ayrıca bunların hemen hepsi zamanında denendi, yapıldı. Türkiye Kuzey Irak’a defalarca girdi. Talabani ve Barzani’nin Peşmergeleri Türkiye’nin yanında PKK’ye karşı savaştı. ABD Abdullah Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim etti. Bugün bile uydudan istihbarat yardımı yapıyor. Türkiye istediği zaman Kandil dağını bombalıyor. Ama PKK bundan yirmi yıl önce de vardı şimdi de var. 15 yıl önce de 5 bin silahlı adamı vardı, bugün de var. Dağlık bir coğrafyada, çok hızlı hareket eden, sürekli yer değiştiren yüzlerce, binlerce küçük silahlı grubu bulup yok etmek mümkün değildir. Hele bir de bu yapı kaybettiği üyelerinin yerine yeni elemanlar bulmakta hiç zorluk çekmiyorsa hiç mümkün değildir.

Peki, PKK’liler bir gün aniden hidayete erse, “tuttuğumuz yol yol değil” deyip nedamet getirseler de silahları bırakıp İskandinav ülkelerine falan gitseler Kürt sorunu yine bitmez mi? (Bu arada sinek öldürücüyü de kırdım)

Öyle bir şey olsa belki “PKK sorunu” biter ama Kürt sorunu bitmez. Bu Kürt sorununu "terör" ya da PKK’den ibaret sananların bir yanılgısıdır. Ortada PKK diye bir örgüt yokken de Kürt sorunu vardı. Sadece biz yokmuş gibi davranıyorduk.

Son olarak, Kürtler Türkiye’den ayrılmak ister mi?

Bunu isteyen Kürtler de hep oldu ama Kürtlerin büyük bir çoğunluğu Türkiye’den ayrılmak istemediklerini her defasında, her şekilde ifade ettiler. Bu tavır Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar da her türlü kötü muamaleye rağmen fazla değişmedi. Kürtler var olduklarının kabul edilmesini istiyorlar. En büyük arzuları bu...

Muharrem Soyek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazmış olduğunuz bu blog, Kurşunkalem 2009 - MB'de en çok önerilen 10 blog ödülü" nü kazanan 10 blog'dan birisi olmuştur. Tebrik ediyor ve başarılarınızın sürmesini diliyorum. Sevgi ve saygılarımla.

kurşunkalem 
 01.01.2010 18:17
Cevap :
Teşekkürler kurşunkalem. Emeğinize sağlık.  02.01.2010 20:21
 

Yazmış olduğunuz bu blog Kurşunkalem 2009 - MB'de en çok önerilen 10 blog ödülleri' ne aday gösterilmiştir. Konuyu blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=209651 'dan takip edebilirsiniz. Bol şanslar.

kurşunkalem 
 02.12.2009 18:17
Cevap :
Teşekkür ederim Kurşunkalem. Burada bu tür etkinliklerin pek sağlıklı sonuçlar vereceğine inanmıyorum ama emeğinize saygı duyuyorum. Selamlar.  02.12.2009 21:18
 

Eğitim hakkı en tabii haktır kanımca. Ama bence bu konuda ayrıntılı bir blog yazmalısın bir Türk-Kürt melezi olarak (doğru mu hatırlıyorum?). Objektif bir gözlemle bu konuyu açmalısın diye düşünüyorum. Zira herkes ahkam kesiyor ve her iki taraf arasında da barışçıl yaklaşımdan ve empatiden çok, ırkçılık alevlenmeye başladı diye düşünüyorum. Geniş cümleler, süslü kelimeler, ucu açık tümceler kuruluyor, ama aslında kimse tam olarak Kürtlerin Türklerden, daha doğrusu bu ülkeden ne istediğini bilmiyor. Siyaset meydanında bile bir Allah'ın kulu çıkıp "Kürt açılımı budur" diyemedi mesela. Şimdi de talep edilen haklar konusunda kimse net birşey maddeleyemiyor. Tabii bu bir blog önerisi. İstersen bu yorumumu yayınlama. Ama senin böyle bir blogu güzel açabileceğini düşündüğüm için söyledim ;)

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 27.10.2009 0:42
Cevap :
Doğru hatırlıyorsun sevgili Nazan. Kürt tarafım on yıllar öncesinden asimile olmasına rağmen aslen öyleyiz. Aslında benim siyaset kategorisinde yazdığım bütün yazılar bu konuyla bir şekilde ilintili... Bu ülkede temel sorun Devletin yurttaşlarını bir "iç düşman" olarak görmesi, tüm eğitim sistemini ve ideolojik aygıtlarını buna göre düzenlemiş olmasından kaynaklanıyor. Devletin bu bakışı sadece Kürtlere yönelik bir yaklaşımdan ibaret de değildir. Devletin belirlediği monist ideolojinin dışında kalan herkes, her fikir, her farklılık bu bakışın hedefi durumundadır. Azınlıklar, gayrimüslimler, farklı etnisiteler, farklı inançlar (sünni müslümanlık dışındaki), farklı ideolojiler her zaman bir tehdit olarak algılanmış ve iç düşman kategorisine sokulup imha edilmeye çalışılmıştır. Dediğin konuda da yeni bloglar yazmak istiyorum ama özellikle "Bir çatışma kaynağı olarak iç düşman yaklaşımı" başlıklı bloglarıma bir bakmanı rica ediyorum. Orada bu dediklerimi genişçe anlattım. Sevgiyle...  27.10.2009 10:05
 

Sana birşey sormak istiyorum. Fakat sorum önyargılı veya ironik maksatlı değil. Gerçekten ne düşündüğünü merak ettiğim için soruyorum: Kürtler, Türklerin sahip olduğu nedenden mahrum? ("Türklük" ifadesi bu ülkede neticede genel isim olarak kullanılmaktadır, resmi dilin yine "Türkçe" olması gibi. Zira toplumun %90'ından fazlası Türk ve kurucu millet olarak bu ülkeye de Türkiye denmiş. Bu gibi şeyleri kastetmiyorum. Yani üst kimlik -alt kimlik meselesine girmeden ciddi ciddi devletin Türk'e sağladığı hangi haktan Kürt'ün yararlanamadığını merak ediyorum).

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 25.10.2009 2:42
Cevap :
Merhaba Nazan, bir insanın, toplumun varlığını inkar etmek, ona "sen yoksun" demekten daha büyük bir haksızlık var mı? Bunun hayata nasıl yansıdığının basit bir örneği ise anadilinde eğitim görme hakkıdır... Anadilde eğitim hakkının ne demek olduğunu daha iyi hissetmen için "İki Dil Bir Bavul" filmini izlemeni tavsiye ederim. Lütfen git o filmi izle de Kürt çocuklarının hayata nasıl 5-0 yenik başladığını gör. O filmi izlersen ÖSS sınavlarında en başarısız illerin niçin hep Doğudaki iller olduğunu da (örn. Hakkari) anlarsın. O çocuklar Batıdaki akranlarından aptal olduğu için başarısız olmuyor. Akranları ilkokulu bitirdiklerinde bir sürü bilgiyle donanıp sınavlara o bilgilerle girerken Kürt çocukları ancak okuma yazma ve yarım yırtık bir Türkçe öğrenebiliyor. Bu da birbiriyle yarışan iki atletin birinin ayaklarını bağlayıp öyle yarıştırmaya benziyor. Umarım merakını daha da arttırmışımdır; çünkü merak etmek empatinin ön adımıdır :) Selam ve sevgilerimle.  25.10.2009 12:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3523
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster