Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
585
 

Kürtaj kepazeliği

Kürtaj kepazeliği
 

2010'da 0-5 yaş çocuk ölümlerinde Suriye'nin gerisindeydik.


Türkiye bir anda kürtaj batağına saplandı. İş süper komik. Okula gitmek istemediğimizde (genellikle ödev yapılmadığı veya sınava hazırlanılmadığı için olurdu bu) evde hasta rolü yapardık ve hatta psikolojimizi bozar hasta olurduk. Rapora gidecek kadar fiziksel hastalığa dönüştürebildiğimiz olurdu bazen.

Kürtaj tartışması tam anlamıyla buna benziyor. Hükümetin veya özel olarak Başbakanın bu konuyu gündeme getirdiği dönem sadece Uludere olayında kendi vatandaşını sınır dışında vurmak gibi bir kılıfla cinayet işlemeye karşılık düşmüyor; kredi notu sorunumuzun ve katma değerli ihracat yapamadığımız için cari açığın hızla büyüdüğü bir döneme de denk geliyor.

Sayın Başbakanın son dönemdeki açıklamaları ile birlikte düşünüldüğünde daha da ilgi çekici bir tablo ortaya çıkıyor. Kredi notu sorununda kendi derecelendirme kuruluşumuzu kurmamız gerektiğini söyleyen Başbakan daha önce de şike soruşturması ile ilgili olarak da Türk takımlarının yurtdışına çıkmak yerine ülke içinde oynamasının başarılı takımlar ortaya çıkaracağını savunmuştu. Her iki alan da başarısızlığın hakim olduğu ve buna bağlı olarak kendi içine dönme eğiliminin ortaya çıktığı alanlar olarak dikkat çekiyor. Bu yanıyla bizim okul dönemine çok benziyor.

Ama bu kendi içine dönmenin kürtaja kadar gitmesini riskli görüyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim: olay benim gözümde başkanlık sistemine başkan olarak geçmek isteyen birinin ABD örneğinden anladığı kadarını düşünme kapasitesi ile birleştirmesinin dışında bir anlam taşımıyor. Ben çocukken ABD’de başkan adayları kürtaj yüzünden birbirine girer hatta kimi zaman birkaç kürtaj kliniği bombalanır ve seçim bitince her şey unutulurdu.  Burada bile demode kaldığımızı söyleyebilirim çünkü ABD şu anda eşcinsel evliliklerini tartışıyor.

Türkiye’nin bu yoğurdu yeme biçiminden başka kokular da geliyor: Türkiye’de gebeliklerin yüzde 7, 8 veya 10’unun kürtaj ile sonuçlandığını söyleyen bir rapor çıkarılmış. (Bu açıklamayı Yalan Dünya’daki Karadenizli tiplemesine gömmeli. “Bu yüzde 7’dir ya da belki yüzde 8’dir olmazsa mutlaka yüzde 10’dur.”) Sabah’ın internet sitesi raporu “Şoke eden kürtaj ve sezaryen raporu” diye vermiş; iki konuyu nasıl birleştirmişler anlamadım. Sonuna gelince onların da Bugün gazetesinden aldığını görüyorsunuz.

“2009'da 60 bin 140, 2010'da 58 bin 186 ve 2011 yılında 69 bin 364 kürtaj operasyonu yapılırken, özel kliniklerde kayıt dışı yapılan sayı kamu hastanelerindeki rakamların çok üzerinde seyrettiği tahmin ediliyor” diye bir ifade var Bugün gazetesi tarafından hazırlanan ve Sabah’ın internet sitesinde servis edilen haberde. Bu demek ki yakın zamana kadar bu önemli konu hükümet tarafından bütün boyutlarıyla takip edilecek kadar bile önem taşımıyormuş yoksa bunun istatistiğini düzgün tutarlardı.

İyi bir hükümet, 2010’da sayının neden azaldığını merak eder ve 2011’de bunun sosyal boyutuna hitap eden bir çalışma yapardı. Ya da aralarına kamu spotu adı altında kendi reklamlarını koyduğu dizilere kadar yansıyan, yoğun işlerde çalışanların hamile kaldıklarında ve hatta aynı işyerinden biri ile evlendiklerinde işten çıkarılmaları konusuna eğilirdi.

Bunları yazdıktan sonra, sizin de yapabileceğiniz küçük bir araştırmanın beni nereye getirdiğini söyleyeyim. Türkiye’deki gazetecilerin pek ilgi göstereceğini sanmadığım için sadece Google kullanarak yaptığım bu çalışmayı çok değerli buluyorum. Rate’i hız diye çevirip doğum hızı kavramını yaratanları derin saygılarımla bunu doğum oranı yazarak aktaracağım çok kısaca şu:

TÜİK 2010 yılı doğum istatistiklerini açıkladı. Buna göre, 2009’da binde 17,4 olan doğum hızı 2010’da binde 17,0’a indi. Bölgeler arasında ise en yüksek doğum oranı Güneydoğu Anadalu Bölgesi’nde, en düşük oran ise Batı Marmara’da. Benim yorumum, hayatta kalmanın zor olduğu ve toplumsal bağların güçlü olduğu yerde kendini sürdürme kaygısı ile nüfus hızlı artıyor. Yaşam koşullarının hızla değiştiği coğrafyalarda ise dış güçlere adapte olma zorunluluğu üreme iradesini bastırıyor.

Nüfusun 73 milyon civarında olduğunu kabul edersek, bu senede 1,3 milyon doğum demek. Hükümetin yüzde 10 hesabına dönersek, 130 bin kürtaj demek. Yine hesap hatası. Eğer kayıt dışı kürtaj Bugün’ün haberindeki gibi devlet hastanelerinde yapılanın çok daha üstündeyse, örneğin yüzde 50 fazlaysa rakam 170 binlere vurur ki, bu da yüzde 13 gibi bir yere vurur. Yüzde 7’ye göre yüzde 90 ve yüzde 10’a göre de yüzde 30 hata payı var demektir.

Son olarak Dünya Bankası’nın 2010 yılı verilerine göre, Türkiye’de 0-5 yaş grubu çocuk ölüm oranı binde 17,6. Türkiye’nin posta koyduğu Avrupa Birliği üyelerinden Almanya ve Fransa’nın verileri karşılaştırma kabul etmez ama demediğimizi bırakmadığımız Suriye’de 2010’da binde 16 idi.

Sonuç olarak, kürtaj Türkiye’nin siyasi ve ekonomik tercihlerinin pompaladığı bir gerçektir; diğer yanında çocuğu olmayanların tedavisine yönelik kuruluşların aynı hızda ve hatta daha hızlı geliştiğini görürsünüz. İnsanların üzerindeki baskıyı artırmaya yönelik adımların, devlet baskısı da dahil olmak üzere, ters yönde sonuç yarattığını takipçiniz olan ilk kuşaklarda olmasa da onların çocuklarında göreceksiniz. Verebiliyorsanız insanlara daha mutlu yaşayabilecekleri bir Türkiye verin. Bunu yapmak bugün yaptıklarınıza göre biraz daha zor ama hadi elim değmişken ona da yardımcı olayım.

Cumhurbaşkanımızın ziyaret ettiği Apple’ın efsanevi lideri Steve Jobs, bizlerin taşıdığı kompleksleri ve insani tutarsızlıkları aratmayacak karakter yapısına rağmen insanları mutlu eden iPod, iPhone ve iPad’i ortaya çıkarmasının arkasındaki sırlardan birini, bir gün öleceğini bilmenin işleri kolaylaştırdığı şeklinde açıklıyor. Daha açık olarak “Mezarlıktaki en zengin adam olmaktan bana ne” diyor ve akşam eve iyi bir şey yapmış olarak gitmeyi övüyor. Bunun ebedi iktidar kurmaya çalışmaya oranla daha az kasmaya yol açtığı ortada. Tabii sonuçları da.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 961
Kayıt tarihi
: 04.08.06
 
 

1968 İstanbul doğumluyum. Hayatım boyunca elemelerden geçerek önce Kadıköy Anadolu Lisesi'ni, sonra ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster