Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1564
 

Kürtler Mezopotamya'da yayılırken...(VI) / ''3000'e Doğru''

Kürtler Mezopotamya'da yayılırken...(VI) / ''3000'e Doğru''
 

Ağrı Dağı İsyancıları: Yüzbaşı İhsan Nuri Bey,Ardeşir Muradyan ve arkadaşları...


Sultan II.Abdülhamid'in son yıllarında, Rusya ve İngiltere'nin belki de İranda'ki zayıf Kaçar Hanedanlığının üzerinde bazı hesaplar yaptığı da düşünülerek, doğu sınırımızdan elli kilometre içeriye kadar sınır güvenliği bahanesiyle, bir sınır ötesi (!) harekatı düzenlendi!... Nervahi-i Şarkiye, yani ''Doğu Bucakları'' denilen bu bölge, Osmanlı'nın ülke toprakları olarak mütalaa ediliyordu ve üzerinde ağırlıklı Kürt aşiretleri yaşıyordu!... Ve bu iddiaya delil olarak da Derviş Paşa'nın Osmanlı haritası gösteriliyordu... Belki de esas gaye, bu operasyon yıllarında İran'ı bir şekilde paylaşan Rus Çarlığı ve Britanya İmparatorluğuna karşı bir öngörüyle, ilerisi için güvenilir tampon bir bölge oluşturmak ve Hamidiye Alayları'nın da bölgedeki etkinliğini güçlendirmekti!... Enver Paşa'nın Alman güdümlü maksimalist hayalleri yüzünden, Osmanlı kuvvetlerinin Azerbeycanın fethi için en son 1918 yılında Tebriz'den ayrılmasıyla; hem Irak Cephesi'ne askeri destekten yoksun kalınmış, hem de İran'daki o bölge elden çıkmıştı... Oniki yıl sonra Ağrı İsyanları sürecinde, Cumhuriyet hükümeti bunun sancısını somut bir şekilde çekecekti... İran'dan sınırı aşıp gelen atlı, Kürt aşiret güçleri askeri birliklerimizi zor durumda bırakacaktı!...

Ağrı İsyanı, genç cumhuriyeti en çok uğraştırıp, sonuçlarıyla yıpratan, ulusal nitelikli ciddi bir ayaklanmadır!... Ve bu ayaklanma, genç cumhuriyetin kuruluşundan Atatürk'ün ölümüne kadar bölgede meydana gelen 17 başkaldırıdan en önemlisidir!.... Ağrı İsyanı, 1926 Mayısında başlamış, 1927 yılındaki ikinci aşaması, siyasi açıdan daha nitel bir hale gelmiş, 1930 yılındaki yoğunlaştırılmış üçüncü harekatla da, isyancılar açısından, büyük bir kırımla ağır bir şekilde sonuçlandırılmış bir başkaldırı sürecidir...

İsyanın öyküsü şöyle başlar: Devlete hep sadık kalmış, yaşadıkları bölgenin o günlerde kurulan Ermenistan'a ilhak edilmemesi için, bazı kardeş aşiretlerle Ermeni ve Ruslara karşı aynı yönde mücadele etmiş, zamanında Osmanlı'ya karşı, Ruslar'ın işbirliğini reddetmiş , Cumhuriyet döneminde, Şeyh Said İsyanı'na katılmadığı gibi, isyandan İran'a kaçanları da yakalamaya çalışmış, hükümet yanlısı bir politika izleyen Celali Aşireti'nin Hesesori koluna bağlı olan Bro'ye' Heské Telliye'nin, barış döneminde Ağrı'da ticaret yaparken, ailesiyle tehcir edilme kararını haksız bulup, isyan ederek dağa çıkmasıyla başlayan, feodel bir beyin, bu isyan süreci; aynı konumdaki diğer aşiretlerden bazı grupların katılmasıyla büyümüş, tehcirden kaçıp Ağrı'ya dönen Şemkan ve İran'da kalan Şakan aşiretlerinin liderlerinin de katılımıyla nicel ve nitel olarak daha da güçlenmişti...

Ermenilerin Anadoluya dönme olasılıkları ortadan kalkınca, Lozan'dan sonra daha katı bir ''Türkçülük'' dönemine giren, ulus devlet kurma sürecinde, halifeliği tasfiye edip İslam devlet anlayışından uzaklaşan ve buna muhalefet eden, hükümet içinde ve dışındaki kadrolarda da tasfiyelere başlayan yönetimin, Şeyh Said İsyanı'nı öne sürüp, çıkardıkları yasalarla yeni bir iskan politikaları düzenlemeleriyle , bölgede hoşnutsuzluk ve huzursuzluk ortaya çıkmıştı. Ve Şeyh Said isyanının ardından hazırlanan ''Şark Islahat Planı'', çok ilginç bir çalışmaydı!... Ve de başta Said-i Kürdi (Nursi), Bedirhanlılar ve Cemilpaşazadeler olmak üzere, 7800 Kürt ailesinin Batı illerine sürgün edilmesiyle bölgedeki büyük bir huzursuzluğun daha da artmaya başladığı, tartışılmaz bir gerçekti... Bu bir etnik yönetim stratejisinin bir sonucu olarak gözüküyordu... Varolan, karşı devrimci olarak tanımlanabilecek, İslamcı ve Ulusçu feodaliteyi tasfiye etmek maksadıyla cumhuriyetin idealist, ''Devrimci'' elitlerince başlatılan bu siyasi sürecin, bölgedeki ekonomik ve kültürel dengeleri de alt üst etmesiyle başlayan tedirginlik , bu hoşnutsuzluk ve huzursuzluğun sonucunda, uzun bir zaman bitmeyen bir isyan süreci de başlamış oluyordu...

İttihak ve Terakkiyle başlayan bu koyu ulusçu yanlış politika, o günlerde, monarşi ve aristokrasiye karşı da kendine has, sözümona milleti temsil eden ''Mahfel''eksenli politikalara yol açıyordu... Padişah-halife'nin ve Meşrutiyet meclisinin misyonunu, Ankara'da toplanan bu azınlık elit, modern bir şekilde yüklenmişti!... Bu durum, Tanzimat'la başlayan ''Batılılaşma'' akımı içinde yer alıp, İttihak ve Terakki ve de Meşrutiyet süreçlerini yaşayarak, dış dinamiğin de baskısıyla , içlerinde sürekli ayrışarak o günlere gelen, cumhuriyeti kuran elitlerin gelebileceği seçeneksiz son noktaydı!...

Ve İngiltere'nin, Sovyetlere karşı, tampon Kürt bölgesi yaratma konusundaki bazı manüplasyonları dışında, ne Sovyetler, ne İran'in, ne de Britanya'ya karşı güçlü bir Türkiye'den yana olan Fransa'nın; siyasi çıkarları için, Wilson Prensipleri'nin Kürtler'e uygulanmasını istemeleri, artık gerçekçi olmaktan uzaktı... İngilizler ayrıca hassas dengeler içinde kurulan , sözümona Irak'taki kendilerine yakın özerk (!) Kürt aşiretlerinden oluşturdukları milislerle, Araplara aba altından sopa da göstermeye, ayrıca da kuzeydeki Kürtleri de bir şekilde birliğe özendirmeye çalışıyorlardı... Onlara hiç uygulamadıkları anadil özgürlüğü verdiklerini de yayıyorlardı... Belki de bu yüzden, bu gün haklılığı tartışılıp, sorgulanır bir şekilde, Cumhuriyeti kendi idealleri üzerinde kurmak isteyen elitlerin, en hızlı bir şekilde bu ayrılıkçı ve İslamcı feodal güçleri, eskiden gelen nüfus mühendisliği anlayışlarıyla ve gereğinde en sert önlemlerle, acımasızca(!) tasfiye etmeleri gerekiyordu...

Kominternin 5. Ağustos. 1930 Ağustos tarihinde yayınladığı , kısaca, Inprekorr isimli gazetede, Londra'dan ML rümuzlu yazıda , Kürt Bölgesi için, şu siyasi yorum yapılıyordu:

''Kürdistan'daki olaylar, Britanya hükümeti ve Irak arasında yeni yapılan ve İngiliz Emperyalizminin Sovyetlere karşı bir araç olmasından başka bir anlam ifade etmeyen bu antlaşmayla, İngiltere'nin Ön Asya'daki savaş hazırlıkları hiç bir zaman sona ermemiştir... Aslında dikkatimizi, basının Kürtlerin yaşadığı ve onlarla ilgili ayaklanma ve isyan haberlerin verildiği bölgelere kaydırmak gerekiyor. Türkiye ve İran'da birden ortaya çıkan ve Kuzey Irak'da , Musul'da bile ''Kürdistan'a Özgürlük'' sloganıyla ortaya çıkan bu başkaldırılar, İngiltere tarafından kışkırtılıp, silahlanıp, finanse edilmiş eylemlerdir. Gayesi de; Türkiye, İran ve Sovyetler arasında askeri üs misyonu yüklenecek, tampon bir devlet kurulmasıdır...

''Yazı bir başka çeviriyle şöyle devam etmektedir: Daha Ocak 1930 'da yani ortada henüz açıkça ayaklanma görülmediği sıralarda, 'La Depeche Co-loniale' (Sömürge Postası) gazetesi İngiliz casusu ve kışkırtıcı ajanı Albay Lawrens'in Türkiye, İran, Kuzey Irak ve Suriye'de genel bir ayaklanma çıkarabilmek için Kürdistan'da (Güney Kürdistan) bulunduğunu yazmıştı. Lawrens'in görevi, 'Kürt Teali Cemiyeti' ve 'Özgürlük Cemiyeti'ni (Azadi...z.e.)canlandırmak ve silahlı ayaklanmaya sürüklemekti. Türk gazeteleri nihayet ayaklanan Kürtler hakkında savaş haberlerini vermeye başladılar. Bu arada, 'Republigue' (Cumhuriyet ) gazetesinin Bağdat muhabiri, Albay Lawrens'in Hacı Mehmet adı altında Bağdat'ta yaşadığını, evinin İngiliz diplomatik temsilciliğine çok yakın olduğunu ve Kürtler sınırından gelen yaralıların bakımıyla uğraştığını bildiriyordu. Bu haber ayaklanan Kürtler'in, önceleri bildirdiği gibi, sadece İran'dan harekete geçmiş olmadıklarını, İrak'tan da harekete geçerek ilerlediklerini kanıt-lamaktadır. Herkesten önce özellikle Fransız emperyalistlerinin bu taraflarından büyük bir kaygıyla, söz etmesinin nedeni; 'Leş Tropes Colonailes' (Sömürge Askerleri) gazetesinin haberine göre, Fransız manda bölgesi olan Suriye ve Lübnan'daki Kürtlerin silahlandırılmış olmasıdır. Buralardaki Kürtler, Suriye ve Arap milliyetçilerine karşı yardımcı polis olarak kullanılmaktaydılar. Kürtler, hem Türkiye'de hem de İran'da ezildikleri için, onları bu emperyalist oyunlara alet etmek mümkündür. Kuzey Irak dışında yaklaşık olarak 2, 5 milyon Kürt yaşamaktadır, Kuzey İrak'ta yaşayanların sayısının ise 500 bin ile 600 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Irak'taki Kürtler, Musul petrol bölgesinde yaşamaktadır. Temkinli adamlar olan İngilizler, bu bölgeleri gerektiğinden fazla güçlük çıkmadan Irak'tan koparabilmek için, buralarda bir çeşit 'Kürt özerkliği' oluşturmuşlardır.
Amaç; Kuzey Irak'ın, yani bu 'özerk' Kürdistan'ın boyunduruk altındaki Kürtlerin özlemini çekecekleri ve İngiliz propaganda ve istihbarat servislerinin Türkiye, Suriye ve İran Kürtleri üzerinde çalışma yapabilecekleri bir merkez olmasıdır.
Eğer bugün İngiliz 'bilginleri', dünya tarihinde önce Kürtlere karşı 'adalet' sağlanması gerektiğinden ve 'gerçek Kürdistan'ın kurulmasına yardımın zorunlu olduğundan dem vuruyorlarsa, doğrusu bu "adalet"in fazlasıyla petrol ve kan koktuğunu söylemek gerekir. Türkiye'den gelen son heberlere göre isyancılar, göze çarpacak kadar iyi silahlanmış durumdadır. Türk ordusunun bültenleri, bazı kısmi zaferler kazanıldığını, örneğin isyancıların önderlerinden Selahattin'in yakalandığını bildirmektedir. Bu bültenlerden, isyanın bastırılması için kanlı bir seferin daha düzenlenmesi gerektiği anlamı çıkmaktadır. Eğer ingiliz emperyalistleri, aynen daha önce Dünya Savaşı'nda , Araplar için yaptıkları gibi, bugün de Kürtler için "Kürtler, bağımsızlığınızı kazanmak için İngiliz himayesinde (yani boyunduruğu altında) mücadele ediniz" şeklinde bir slogan ortaya atıyorlarsa, bu İngilizlerin Ön Asya'da Sovyetler Birliği'ne karşı bir savaş üssü kurmak, Musul petrol bölgesine tamamen hakim olabilmek ve Arapların hürriyet mücadelesine karşı Kürtleri kullanabilmek için başvurdukları bir oyundan başka bir şey değildir.

19 Ağustos'ta M.L. yine Londra'dan şu yorumu yapar:

"İngiliz Emperyalizminin Ökçesi Altında İngilizler İrak'taki petrol bölgelerini emniyet altında tutmak için Sovyetler'in etrafının çevrilmesi tarzındaki yaklaşımları, doğrudan kendi egemenlikleri altındaki ülkelerle sınırın olmamasına dikkat etmişler ve bir nevi tampon devletlerin oluşmasına çalışmışlardı.
Günlük basın, Türklerin, İran sınırından içeri giren Kürtleri durdurabilmek için İran topraklarına girdiklerini bildiriyor. İran, Türk ordusunun bu hareketini Milletler Cemiyeti'nde protesto etmeye hazırlanmaktadır. Bu çatışmaların rejisörü olan İngiliz emperyalistleri de boş durmamışlardır ve hatta Kürdistan sorununu kendilerine göre 'çözmek' üzere belirleyici adımını atmış oldukları haberini de verebiliriz. Onların hedefi geçenlerde belirtmiş olduğumuz gibi Sovyetler Birliği’e karşı bir savaş üssü olarak hizmet etmek için İngiliz hakimiyeti altında bir 'Kürdistan devleti” kurmaktır.

Türkiye'deki ve İran'daki Kürtlerin ayaklanmasından sonra şimdi de Irak'taki Kürtler bu harekete katılmaktadır.

İngiliz manda yönetiminin desteğiyle bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, İngilizlerin satın aldığı Kürt ajanlarından oluşuyordu. Bu komisyon, 26 Temmuz'da Cenevre'deki Milletler Cemiyeti sekreterine, Londra'daki Sömürgeler Bakanı'na, Bağdat'taki Yüksek Komiser ile Başbakan'a ve Süleymaniye'deki idari makamlara başvurarak geçenlerde 'Near East'te (Yakın Doğu) de yer alan şu yazıyı gönderdi:

"Kürtler, Araplar ve Kürtler arasında sürekli ve kalıcı bir kardeşliği sürdürebilmek için ve Iraklılar'la beraber yaşamayı kabul ettikleri günden bu yana, Milliyetler Cemiyeti bu hakları kabul etmesine rağmen, bunların hiçbirini uygulamamıştır. Yeni antlaşmaya bağlı olarak, Araplardan özerk bir rejim istedik. Ne yazık ki, Kürt bölgelerindeki çoğunlukla Arap olan yöneticiler ve memurların Kürtlere baskı yaptıkları ve sindirmeye çalıştıkları haberini aldık. Amaçları, böylelikle Kürtlerin yasal haklarını ortadan kaldırmaktı. Arap hükümetinin memurlarının yaptıklarına bakacak olursak henüz mandanın varlığını sürdürdüğü bir zamanda bunların olması, mandanın kalkmasından sonra yönetimin Türklerin bu yaptıkları düşmanlıklara ve Kürtlerin onlardan ebediyen kopmasına yol açmıştır. Yukarıda belirttiğimiz olgular karşısında Kürtlerin, kesin ve son kararı, Milletler Cemiyeti 'nin gözetimi altında bir Kürt hükümeti kurmaktır. Bizi desteklemenizi ve yasal ülkümüzün gerçekleşmesini dileriz.'
İmzalayanlar:

Azmi Bey Baban, Hamo Ağa, Abdurrahman Ağa, Şeyh Kadir Hafid, Remzi Efendi, İzzet Bey, Osman Paşa, Hamo Salih Bey, Faik Bey Baban, Abdurrahman Ağa, Ahmet Paşa, Mecit Efendi, Hacı Reşit Ağa, Tevfik Kazzaz."

Kominternin resmi sayılacak, bu günlere de ışık tutacak (!), yukardaki bölge ile ilgili yorumu bu şekildedir!...

Bölgedeki ekonomik kaynakları, Hindistan'a uzanan stratejik yolu denetlemede, Sovyetlerle iyi ilişkileri olan, hassas karınlı, zayıf bir Türkiye'ye karşı, Britanya'nın böylesi bir Kürt politikası uygulaması akla her zaman yatkın geliyordu... Sovyetler'de Kürtlerle olan ilişkilerini İran üzerine kaydırmıştı ve Mezopotamya'da yıllardır amaçladıkları şeyler için İngilizler'in otoritesini her şekilde ilke olarak kırma çabası içindeydiler. Ve bu yüzden İngilizler'in destekledikleri Nasturilere karşı oralardaki Kürt aşiretlerini karşı güç olarak kullanmaya çalıştılar...

İngilizler, Şeyh Mahmut Berzencinin isyanlarını hep ezdi. Onları tasfiye edip, kendilerine yakın olan aşiretleri ikame etmeye çalıştı. Fakat, kendine sosyalist diyenler de, gözleri önünde cereyan eden katliamlara ses çıkarmadılar. Bütün İngiliz gizli belgeleri iddia edilenlerin aksine İngilizlerin bölgede bir Kürt oluşumuna karşı olduğunu gösteriyor.(!) Zaten bölgedeki statüyü de onlar oluşturmuştu. Ancak bu durum ne derece doğrudur, bu net olarak bilinmiyor!... Şimdi kendilerinin oluşturdukları statüyü kendileri neden bozsun, sorusunu da akla getiriyor...

Horman, Cibran, Boyduran aşiretlerinin de katıldığı, Hoybun örgütünce görevlendirilen, 1924 yılındaki Beytüşşebap ayaklanması sonrasında güneye kaçan Yüzbaşı Ihsan Nuri ve Hınıslı , ''Zilan Bey'' lakaplı Ardeşir Muradyan'ın askeri liderliğinde, Broyé Heske (İbrahim Paşa)nın birlikteliğinde, Ağrı ayaklanmasının ikinci süreci başlatıldı... Geçmiş deneyimlerin ışığında görece daha güçlü ve nitelikli bir ayaklanma süreciydi ki, isyanın bu ayağına katılanlar ilk kez askeri eğitimin yanısıra, hafif modern silahlarla da donatılmışlardı!... Şeyh Said'in başını çekmek durumunda kaldığı, ''Seyyid ağırlıklı'' hareket, Hoybun örgütünün önderliğinde, bu kez Kürt ve Ermeni milliyetçilerin başını çektiği harekete dönüşüyordu!... (Bazı Kürt aşiret reislerinin işin içine Ermenilerin girmesinden hoşlanmadığı ve itiraz ettikleri, Ermenilerin de söz verdikleri altın para desteğini başlatmadıkları söylenir...) İsyanların bastırılmasından sonra, İç İşleri Bakanı Şükrü Kaya, 1932 Haziranın'ında mecliste yaptığı konuşmada, bu isyanın irticai değil de ''İftiraki'' bir hareket olduğunu söyliyebiliyordu... Yani, bu günkü güncelde; ''Ayrılıkçı!...''

1926 Mayıs'ında başlayan ilk başkaldırıya, Haziran ayında 3.Ordu birlikleri müdahele etse de bir başarı sağlanmaz. Ordu birlikleri ilk sert cevabı 1927 Eylülünde, Zilan vadisinde vermeye çalışır. Ancak İran yönünden gelen aşiretlerin şiddetli ateş desteğinde dağılıp geri çekilmek zorunda kalır... (Askeri lider ve askerlerin bir kısmı esir bile alınır!... ) Bunu sonradan öğrenen Ankara, İran'dan o bölgede sızmaları durdurmasını isteyecektir... Bu arada şeyhlerin öncülüğünde , Muş, Hınıs, Bulanık ve Diyarbakır'da da yer yer , yerel başkaldırılar söz konusu olmaktadır... Hoybun örgütü bunu bir askeri başarı olarak görüp isyanı daha da güçlü hale getirmeye çalışır... İbrahim Paşa'yı (Broyé Heske Telliyé) vali, Yüzbaşı İhsan Nuri Bey'i da ''Paşa'' rutbesiyle askeri temsilci ve ordu komutanı olarak atar!... Hesesoriyi de kapsayan Celali Konfederasyonu, bir çok aşiret gibi, bu isyana katılmıştır... Bu atamaların ardından Ağrı dağında bir toplantı yapılıp, Sarı-beyaz, Ağrı Dağı logolu, kırmızı, beyaz ve yeşil bantlı bir bayrağın altında bağımsızlık ilan edilir ve Milletler Cemiyetine bu durum bildirilir!... Minik, Ağrı Cumhuriyeti bu şekilde kurulmuştur!... Hatta, ''Şeriat Yasası''na göre hüküm veren mahkemesi bile kurulmuştu!... Hoybun bu arada Irak ve Suriye'de bu isyanı bölge aşiretlerine yaymaya çalıştığı gibi, Anadolu coğrafyasında da isyanı daha da genelleştirmeye çalışmaktadır... Yüzbaşı İhsan Nuri (Paşa), eğittiği 20-30 kişilik askeri birliklerle ve gerilla taktiği ile askeri noktalara saldırılar düzenlemekte, gasp ve soygunlarla, giyecek, yiyecek ve mühimmat sağlamaya da çalışmaktadır... Bu siyasi ve askeri yapı, gücünü Van gölü havzasında hissetirmeye başlar... Patnos, Muradiye, Erciş'te şiddetli direnişler olur...

Bu arada, 1927 yılında çıkartılan, ''Bazı şahısların Şark Mıntıkalarından Garp Vilayetlerine Nakline Dair''kanunla, 1400 aile batı vilayetlerine sürgüne gönderilmiştir!....

1928 yılı Eylül ayında, Ankara hükümeti Yüzbaşı İhsan Nuri 'ye (Paşa), iki mebus, üst düzey asker ve sivil yöneticilerden oluşan bir heyet göndererek, isyancılarla görüşüp, uzlaşma yolları arar; isyandan vazgeçtikleri takdirde, çıkartılan afdan yararlanacaklarını, idamların olmayacağını, sürgüne gönderilenlerin geri gelebileceklerini, teslim olup, silahlarını da teslim ettikleri takdirde arkadaşlarının affedileceğini, Nuri Paşa'ya da askeri bir rutbe , yüksek bir maaş ve yurt dışında ateşelik gibi bir görev verilebileceğini beyan eder!... Bu süreçte, İhsan Nuri Paşa, olayı tek taraflı görüp, teklifleri red edip, görüşmeleri keser!... Ankara'nın daha sonra ilan ettiği affa da pek itibar edilmez!...

1929 Martında, Salih Paşa yönetiminde, Iğdır ve Doğu Bayazıt'a iki kolordu konuşlandırılır... Salih Paşa yayınladığı emirlerde, gerici isyancıların ve yataklık edenlerin sağ kalmayacak şekilde yok edilmelerini ve evlerinin de yakılıp, yıkılmasını emreder!...

Ağrı Dağı ve bölgesindeki bu askeri güç, sıkıştığında sınır ötesindeki, bu günkü Küçük Ağrı bölgesine geçmektedir... Küçük Ağrı, o gün İran sınırları içersindedir... Sovyetler'le anlaşılır, İran'ın itirazlarına rağmen Ağrı Dağı arkadan kuşatılır. İsyancıların lojistik desteği kesilir, manevra kabiliyetleri ortadan kalkar... Onbinlerce asker Ağrı dağını kuşatmış, cephe isyancıların savunamayacağı kadar genişlemiştir... Uçaklarla Ağrı'da birçok nokta ağır şekilde bombalanır... Sovyet askerlerinin Aras nehri boyunca askeri yığınak yaptıkları da, Kürt peşmergelerince görülecekir... İran'la anlaşılarak, İran'da Usıb Abdal ağa gözaltına aldırılır... Bu durumun, isyan hareketini zayıflattığı söylenmiştir...

15.Temmuz.1930 tarihli ''Cumhuriyet ''gazetesi, Ağrı eteklerindeki dört köyün yok edildiğini yazmaktadır... Zilan vadisindeki birçok köy de ayrımsız yok edilmiştir!... Gazeteci Yusuf Mazhar, 16.Temmuz.1930 tarihli hükümetin yarı resmi gazetesi Cumhuriyet'te o gün, şu yorumu yapmaktadır: '' Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden, 1500 kadar şaki kalmıştır. tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombarduman ediyorlar. Ağrı Dağı, daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir.Türkün demir kartalları, şakilerin hesabını temizlemektedir. Eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zilan deresi ağzına kadar ceset dolmuştur. Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil harekatına başlanacaktır. Kumandan Salih Paşa, bizzat Ağrı'da tarama harekatına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkanı tasavvur edilemez.''

Son isyancı grubun Ağrı Dağı'na çoluk çocuk geçmesi de bu yüzdendir... Broyé Haske Telliyé'nin erzak yetersizliğinden, savaşamayan kadın ve çocukları öldürmeyi teklif edip; kendi ailesinden on kişiyi de bu yüzden öldürdüğü, sonra yalvarılarak engellendiği söylenir!... Kendisi de bu sürecin sonunda teslim olmamış, onu yaralayıp, yakalayan aşirete kendisini öldürtmüştür... Yüzbaşı İhsan Nuri (Paşa) İran'a sığınır, ilerki yıllarda affedilse de, güvenip Türkiye'ye dönmez; kaçan diğer yöneticiler de sonradan yakalanamaz... Harekattan kaçan bazı aşiretlerde, İran'daki Celali yaylarına sığınırlar... Yakalananlardan 700 kişinin Adana'da yargılandığı ve bunlardan 34 kişinin idam edildiği söylenir...

Her yaştan sivil, isyancı onbinlerce insanın öldürülmesi ve harekat bölgesinin hemen hemen, insandan ayıklanması sonunda, dönemin Başbakanı İsmet Bey ve Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey (Soyadı kanunu 21.Haziran.1934'de çıkarıldı...), yeni üretilen gerçeklere dair basına, soy ve ırkla ilgili Kürtleri aşağılayıcı, ırkçı açıklamalarda bulunmaya başlarlar!...

(devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 164
Ort. okunma sayısı
: 4494
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster