Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '08

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
236
 

Kurtulasi devletlerin vatandaşları

Kurtulasi devletlerin vatandaşları
 

resim


Dünya bir dar boğazdan geçiyor. Herkes endişe içerisinde. Ekonomik kriz, buhran vs. Türkiye ise terörle mücadele ediyor bir yandan da, bu da ekonomiyi etkileyen bir parametre.. Bir çok sorun var ama hepimiz biliyoruz. Peki bu ülke nasıl kurtulur?

Her şeye çok mikro yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Birey birey. Bu ülkede ne toplum olma ne de birey olma bilinci bence yerine oturmuş durumda. Şimdi mikro ile ne demek istediğimi tam olarak anlatacağım. Ben bir vatandaşım, en normalinden hatta işsizim. Bir yerde yaşıyorum muhakkak, en kötü durumda ülkenin atmosferinin altında. Ben bu ülkenin yollarında yürüyorum, yol aydınlatmalarında aydınlanıyorum. İşsizlikten yakınıyorum her gün. Bir yerlere gidiyorum bu yolları kullanarak ve maalesef yolda yürürken çöp atıyorum belki daha da kabalaşıyorum.

Ben bir devlet memuruyum. Bir evim var ya da kiradayım. Maaşım var, sabah işe gidiyorum akşam evime dönüyorum. İş yerinde devlet memuruyum, insanlar örneğin nüfus dairesi buraya geliyorlar. Fakat ben bu iş yerinde çalışırken, sıradaki insanlar arasında kayırmalar yapıyorum. Öne alıyorum, birilerinin işlerini aksatıyorum birilerininkini de hızlandırıyorum. Rüşvet umarak. Ya da bu durumun dışında memurum yine ama gelen evrakları geçiştiriyorum. Düzgün yazmıyorum, okumuyorum geciktiriyorum.

Ben bir iş adamıyım. Varlıklı bir aileden geldim ve bunu sürdürüyorum. İhtiyacım olduğundan çok daha fazla param var fakat bir şekilde doymuyorum. İstihdam sağlıyorum, devletim bana her türlü kolaylığı sağlıyor buna rağmen ben vergi kaçırıyorum.

Bu üç birey de her şeye yakınıyorlar. Bu ülkede can ve mal güvenliği yok diyorlar. Evimizde sokakta huzurlu değiliz diyorlar. Haklılar bu sorunları hepimiz yaşamıyor muyuz zaten?

Fakat ben bu ülkeyi yere atıp kirletip devletin ya da doğu kelimelerle konuşalım, belediyeyi neden bununla meşgul ediyorum. Kaldırımları söküyorum dağıtıyorum ortalığı veryansın ediyorum dünyaya. Memurum devlet şöyle böyle diyorum ama işimi düzgün yapmıyorum ki, devlet benim diye fark etmiyorum bile. İş adamıyım, bu ülkenin tekerleğiyim, ama ben vergi kaçırıyorum. Sonra bu devletin hayallerimizin ülkesi olamaması için isyan ediyorum.

Bir birey olarak, sırada bile beklemeyi bilmiyorsak, devlete iyi çalışmıyor ve işleyişini etkiliyorsak, banka hesabımızdaki rakamlara takılıyorsak…

Avrupa kendine çok medeni bir topluluk. Bireyler yetiştirmeye özen göstermişler. Kısacık bir anektot: Cümle başında veya ortasında olmaksızın “Ben” yazdığınızda baş harfinin büyük küçük olmasına nasıl karar veriyoruz dilimizde. Fakat İngilizce’de “Ben” nereye yazarsanız yazın, “I” büyük harfle yazarsınız. Ailenizle yaşarken 17 yaşınıza geldiğinizde gözünüzün içine bakarlar, ne zaman evden ayrılacaksın diye. Bizim ülkemizde okuduğu müddetçe ben çocuğuma bakarım. Haksız mıyım? Ayaklarımızın üzerinde durup, birey bilincini taşıyor muyuz? Benim kim olduğumu biliyor musun cümlesinin var olduğu bir ülkeyiz. Ama eğer zaten herkes birey olarak görevlerini yerine getirirse neden böyle bir makam mevki durumu olsun?

Tabi ki belediye çöp toplama işini yine yapacak ama çöp doğru yere atıldığında. Memur güzel çalışacak hissedecek arkamda devlet var benim diyecek. İş adamı bu ülkenin evladı olup, bu ülkede yaşayıp başka yerlerde yaşıyormuş gibi davranmayacak. Öğrenciler okula gidecekler. Tam bilet ödemesi gereken kişi öğrenci bilet kullanmayacak. Herkes ama herkes işini layığıyla yapacak. İşine ve kendine dürüst olacak. Müslüman bir ülkeyiz. Doğruluk iyilik kavramının en katı olduğu dinin inananlarıyız. Camilerin avluları dolup taşıyor, ama neyle dolduruyoruz?

Bu ülkede otobüste en ufak bir tartışma sonrası, devlet güzelce bir kurtarılır. Herkes yarın sabah başbakan olabilir. O kadar motive bir durumdalar. Kolay mı? Böyle dünyanın gözü önünde bir devletin başbakanı olmak? Kolay mı sanıyorsunuz? Geceleri uyumak kolay mıdır? Vatandaş oy verir, bunun hesabını sorabilir ancak. Neye göre oy verir onu da tartışmak gerek. Kalabalıklar toplanıyor, seçim konuşmaları, propagandalar… Kalabalık kimdeyse ona oy verilmez. Yemeklerden yenilip, eve gelen yardımlardan, günü kurtaran hareketlere kanılıp oy verilmez. Çocuklar var, yarın bu çocuklar büyüdüğünde benim yüzümden sefalet çekebilir diyip bunun vicdani sorumluluğunu hissederek oy vermek gerek. Radikal olmaya gerek yok.

Herkes işini doğru yapıyor bir düşünsenize, trafik kurallarına uyuluyor, kazalar azalıyor. Kayıplar yok. Devletim tıkır tıkır işliyor, işim düşünce gidip görmeye can atıyorum, gurur duyabilmek için. İşsizim ama insan olarak üzerime düşen görevi yerine getiriyorum, o iş adamı da vergisini son kuruşuna kadar veriyor. İşsiz olan kişi için pay ayırıyor devletim, işsizlik fonundan para veriyor. Belli bir süre yaşamını sürdürsün, hırsızlık soygun yapmasın, katil olmasın. Bu bir mekanizma, siz insan gibi yaşamak istiyorsunuz bunun için davranıyorsunuz, devlet de karşılık olarak bireylerini koruyor.

Çok mu zor? Söylediklerim çok mu acayip? Kavuşacaksak bir şeylere neden olmasın? Sinerji bu, deneyin. Olumlu günlerinizde mi daha çok sıkıntı yaşıyorsunuz yoksa ters olduğunuz günlerde mi? Yaşamak çok güzel inanın. Zaman geliyor da yürüyebildiğimize, konuşabildiğimize seviniyoruz. Bunları hiç unutmayın. Deneyin bir kerelik. Gülümseyin….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Yeni mezun bir maden mühendisiyim. Yükseklisans yapıyorum. Bunun yanında, kalkınma antropolojisi, ci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster