Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1918
 

Kurtuluş Savaşı’nın Musul “Cephesi”-2

Kurtuluş Savaşı’nın Musul “Cephesi”-2
 

http://www.turkeyswar.com/whoswho/who-nihat.htm


Bir önceki yazıda ele aldığım İngiliz devlet belgelerinden hareketle; Sakarya Zaferi sonrasında İngiltere’nin, Ortadoğu’da çıkarlarının çatıştığı Fransa ve İtalya’yı ve kuvvetle muhtemel egemen bir Türkiye Devleti’ni ileri bir tahlil ile temel tehdit olarak algıladığı Bolşevik Rusya karşısında muhtemel bir yandaş olarak hesaba katmakta olduğu ve doğrudan karşı karşıya gelmeyi istemediği yorumunu yapmış, Musul konusunda çeşitli kaynaklardan okumalarımı yaparken, bu üstü kapalı algının Türkiye nezdinde olan yansımalarının somut belgelerini aramaya devam edeceğimi belirtmiştim.

Bu kapsamda dikkat çeken bir belge de Büyük Zafer’in öncesindeki günlerde İngiliz Yüksek Komiser Vekili Nevile Henderson’un eski başbakan Kont Arthur Balfour’a yazdığı 25 Temmuz 1922 tarihli mektuptur (Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Cilt-4, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1984, s.316). Söz konusu mektubun bir paragrafında; Mustafa Kemal’in başkomutanlık yetkisini alması sonrasında yaptığı konuşmaya atfen “Misak-ı Milli’mizin asli ruhu” nun üstüne vurgu yaparken kurtarılması gereken bölgelerle ilgili olarak Musul’un adının zikredilmediği, katı olarak okunduğunda, söyleminin Musul gibi bazı noktalara çekilebileceği ancak ihtiyatla ve yanılma olasılığını elden bırakmamak kaydıyla Mustafa Kemal’in sözlerini kesinlikle belirli bir niyete yönelik olarak seçtiği, “Misaki Milli’nin asli ruhu”nun kendi başına hassas bir tabir olduğu, Musul’un söz konusu andın vazgeçilmez bir parçası olduğu halde, buranın kurtuluşunun duygusal bir hitabette İzmir, Bursa, İstanbul ve Trakya ile aynı konumda bulunmadığı algısıyla bir tespiti yapılmaktadır.

Söz konusu konuşma Mustafa Kemal’in Başkumandanlık yetkisini üç ay daha uzatan Kanun münasebetiyle 20 Temmuz 1922 tarihinde yaptığı konuşma olmalıdır. Bu konuşmanın yukarıdaki tespitlere konu olan bölümü şu şekildedir: “Efendiler, hakimiyet-i milliyenin bilakayd ü şart millette olduğunu tespit ve ifade eden Teşkilat-ı Esasiye Kanunu hükmünce bugünkü Başkumandanlık Makamı dahi muvakkattır. Başkumandanlık sıfat ve selahiyeti doğrudan doğruya Meclis-i Âlinizin şahsiyet-i maneviyesinde mündemiçtir. Böyle bir makamın, icab-ı hadisat olarak muvakkaten ihdas etmiş olduğumuz bu makamın temadisi, olsa olsa Misak-ı Millimizin ruhu aslisi ile müterfik netice-i kaydiyeye vasıl olacağımız güne kadar devam eder. Maclis-i Âlinizin ilk içtima günlerinde kabul ettiği bir esas vardır ki, o esas, ananat-i milliye ve mukaddesat-ı diniyemizi tamamen mahfuz bulundurur. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da o esasa tevfik-i harekât ederek netice-i mesudeye emniyetle vâsıl olacağımıza şüphe yoktur. O gün kıymetli İzmir’imiz, güzel Bursa’mız, makarr-ı Hilafet ve Saltanat olan İstanbul’umuz, Trakya’mız anavatana iltihak etmiş olacaktır.”(Atatürk’ün Söylev ve Demçleri I-III, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları:1, 2006, s.264).

Görüldüğü üzere Mustafa Kemal’in misak-ı milliye kuvvetli bir atıfta bulunduğu bu konuşmasında gerçekten de Musul zikredilmemiş olup bu durum İngilizlerin gözünden kaçmamış ve oldukça anlamlı bulunmuştur.

Şimdi geriye dönüp “Kürt Sorunu'na yakın tarihsel bakış” başlıklı yazımdan bir hatırlatma yapmak istiyorum. Konu hatırlanacağı üzere Kurtuluş Savaşı sürecinde Kürtlere Özerklik sözü verilip verilmediğine dair somut belgelerin olup olmadığına ilişkindi. Nitekim, Ayşe Hür’ün Taraf Gazetesi’ndeki yazı dizisinden yaptığım alıntının bir bölümünde şu saptama yer almaktaydı:

“EL CEZİRE KOMUTANLIĞINA TALİMAT ‘Özerklik’ konusunda TBMM zabıtlarına geçmiş tek olay, 22 Temmuz 1922 tarihinde Meclis’te okunan Kürdistan hakkında Büyük Millet Meclisi Heyetinin Elcezire (Irak) cephesi kumandanlığına yazılmış 15 Temmuz 1922 tarihli talimatıdır. Oldukça uzun bu talimatın Kürtlere özerklikle ilgili bölümlerinde (sade Türkçe ile) şöyle denmektedir:

“1- Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç siyasetimizin gereğidir. Kürtlerle meskûn mıntıkalarda ise, hem iç politikamız ve hem de dış siyasetimiz açısından aşamalı bir yerel yönetim kurulmasını savunmaktayız.

2-Milletlerin kendi kaderlerini bizzat idare etmeleri bütün dünyada kabul edilmiş bir prensiptir. Biz de bu prensibi kabul etmişizdir. Tahmin olunduğuna göre Kürtlerin bu zamana kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini tamamlamış ve başkanlarını ve yetkililerini bu amaç uğruna bizim tarafımızdan kazanılmış olması ve oyları açık ettikleri zaman kendi kaderlerine zaten sahip olduklarını Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresinde yaşamaya talip olduklarını ilan etmelidir. Kürdistan’daki bütün çalışmanın bu gayeye dayanan siyasete yöneltilmesi Elcezire kumandanlığına aittir….” Elcezire’nin idaresi ile ilgili üç maddesi daha olan talimatı Mustafa Kemal imzalamış. (TBMM.Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, TBMM Basımevi, 1980, s. 550-551.)” (Ayşe Hür, Osmanlı’dan bugüne Kürtler ve Devlet-3 , Taraf Gazetesi - Istanbul - 22.10.2008).

Şimdi ise bu talimatın gerisine giderek olayın geri planını incelemeye çalışalım. Öncelikle belirtmek gerekir ki “El Cezire Cephesi” olarak nitelenen ve Diyarbakır’da bulunan cephenin komutanlığına 9 Şubat 1922 tarihinde Cevat Paşa atanmıştır. Söz konusu bölgenin Yukarı El Cezire olarak adlandırılan kısmı ise; Musul sancağını (Musul, Akra, Dohuk, İmadiye, Zaho ve Sincar; Kerkük sancağı, Revandiz, Kuşnuk, Köşk, Raniye, Selahiye, Erbil) ve Süleymaniye’yi (merkez ile birlikte Kalambriya, Şehrizor, Muhammerah ve Bazyan kazaları) içine alıyordu. (Zekeriya Türkmen, ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 49, Cilt: XVII, Mart 2001 Özdemir Bey’in Musul Harekatı ve İngilizlerin Karşı Tedbirleri (1921-1923). Bu tesbitlerden hareketle zamanın El Cezire bölgesinin teorik olarak bugünkü Irak’ı kapsadığını söylemek hatalı olmayacaktır.

Bu ara bilgiden sonra Ayşe Hür’ün yukarıda alıntı yapılan yazısına dönersek; söz konusu gizli oturumda cereyan eden olayları Hür, “Kürtlere Özerklik” yönüyle değerlendirerek şu sonuca varmaktaydı: “Bu talimatın neden verildiğini soran milletvekillerine önce ‘hükümet işidir’ denilerek cevap verilmek istenmemiş ancak ısrarlar üzerine Nihad Paşa’nın 35 sayfalık gerekçesi okunmuştur. (Gerekçe ve üzerine tartışmalar için bkz. s. 552-574) Burada özetlememe imkan olmayan bu mektupta anlatılanlar ‘özerklik’ kararın gerekçesini açıklamaktan uzaktır. Arka planda o sıralar İngilizlere karşı ikinci kez isyan eden Şeyh Mahmut Berzenci’yi kontrol altına almak isteği vardır. Nitekim, Berzenci bu teklife güvenerek, İngilizlere meydan okumakta ölçüyü kaçırmış sonunda uzlaşmazlığının cezasını Hindistan’a sürülerek ödemiştir.” (Ayşe Hür, Osmanlı’dan bugüne Kürtler ve Devlet-3 , Taraf Gazetesi - Istanbul - 22.10.2008).” Bu yorumun nesnelliğinin tespiti açısından gizli oturumun tutanaklarına dönerek olayın daha etraflı olarak ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

Öncelikle belirtilmesi gereken bir nokta, gizli oturumda okunan söz konusu cephe talimatının tarihindeki yanlışlıktır. Talimatın tarihi yukarıdaki alıntıda yer aldığı gibi 15 Temmuz 1922 değil Cephe Komutanı Nihat Paşa’nın göreve atandığı 26 Haziran 1336 (1919) (tarih çevirme klavuzuna göre 1920 olmalıdır) ile görevden alındığı 3 Kasım 1337 (1921) arasında olması gerektir (Durdu Mehmet Burak, “El-Cezire Kumandanı Nihat Paşa’nın Eşkıya Tarafından Soyulması”, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, 2005 s:169-183). Nitekim, 22 Temmuz 1338 (1922) tarihli Meclis Tuatanağında söz konusu talimatın tarihi 27.06.1337 (1921) olarak nitelenmektedir. (TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, TBMM Basımevi, Ankara, s.550)

Diğer taraftan söz konusu talimatın gündeme gelmesine neden olan gizli oturumun konusu ve buna neden olan olayla ilgili kısa bilgi edinmekte de yarar bulunmaktadır. Gizli oturumun iki numaralı maddesi; “Merkez Kumandanı Nihat Paşa hakkında Adliye Encümeni mazbatası” dır. Mazbatanın konusu ise “Nufuzu memuresini suistimal ve hilafi kanun muamele icra etmek maddesinden dolayı işten el çektirilen Elcezire kumandanı Nihat Paşa hakkında….” olarak nitelenmiştir. Konusu ise şöyle özetlenmiştir: “İcra kılınan tahkikata nazaran müşarünileyhin (adı geçenin) hilafı kanun olmak üzere icra eylediği beyan olunan efâl (fiiller), İslâmlardan bedeli nakdi almak ve rüesayı aşair (aşiret reisleri) ile ağavattan (ağalardan) hediye alıp ve hediye vermek ve hayvanatını askerlere ray ettirmek (güttürmek) ve mal sandıklarına zabit ikamesile memurine maaş verdirmemek ve bazı kesanı (kişileri) memleketlerinden uzaklaştırmak ve gasbedilen nukudunu (paralarını) ahaliye tazmin ettirmek ve orduya odun vereceği bahanesile Yümni Beyi askerlikten tecil eylemek ve münakasaya (açık eksiltme) koymaksızın erzakı askeriyeyi hanesinde ihale eylemek ve poliçe muamelâtında kayın biraderini dahi teşrik (ortak) etmek ve sahte vesika vererek bir zabiti İstanbula göndermek ve Nusaybin kaymakamı Kadri Bey’i himaye eylemesi yüzünden Gümrük varidatının (gelirinin) tenakusuna (azalma) sebebiyet vermek ve Mardin Mıntıka Kumandanı Hüseyin Bey’in bütün suistimalâtına karşı himaye eylemek ve eshabı cinayattan Haçor ve rüfekasını para mukabilinde affeylemek maddelerinden ibarettir.” Mazbatada devamla Nihat Paşa’nın göreve atanmasının gerekçesi ve mevcut koşullar da şöyle belirtilmektedir: “Evrakı mevcuda münderecatına (içindekiler) ve müşarünileyhin vermiş olduğu cevaplara naran İstanbul’un düveli mütelife (itilaf devletleri) tarafından işgali ve harekâtı milliye dolayısile Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin Anadoluda teşekkülü üzerine tahrikâtı ecnebiyeye (yabancı kışkırtmalara) pek müsait olan Elcezire kıtasını milli ceryana istinaden hüsnü suretle idaresi vesaireyi mutazammın (içine alan) Heyeti Vekile kararı ile Büyük Millet Meclisi Riyasetinin 27.06.1337 (1921) tarihli talimatnamesi ahkâmına tevfikan (hükümlerine uygun olarak) Nihat Paşa bir takım vezaif (görev) ile Elcezire kıtasına memur tayin edilerek izam kılınmış….” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 3, TBMM Basımevi, Ankara, s.550). Tutanaktan anlaşıldığı üzere de Nihat Paşa ifadesinde Büyük Millet Meclisi Hükümetinin emir ve talimatına uygun olarak hareket ettiğini belirtmektedir.

Bu noktada söz konusu mazbatada yer alan ve Ayşe Hür’ün yazısında tamamı verilmeyen Heyeti Vekile (Bakanlar Kurulu) kararıyla Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından talimatın geriye kalan önemli üç maddesini okumakta yarar bulunmaktadır: “…3) Kürdistanda Kürtlerin Fransızlar ve tahsisen Irak hududunda İngilizlere karşı husumetini müsellah (silahlı) müsademe ile gayri kabili tadil bir dereceye vardırmak ve ecnebilerle Kürtlerin itilafına mani olmak, tedricen mahalli idareler tesisi esbabını (sebebini) ihzar etmek (hazırlamak) ve bu suretle kalben bize merbutiyetlerini (bağlılık) tarsin etmek (sağlamlaştırmak), Kürt rüesasının (reisler), mülki ve askeri makamatla tavzif (vazifelendirme) ederek, bize merbutiyetlerini tarsin etmek gibi hututu umumiye kabul olunmuştur. 4) Kürdistan siyaseti dahiliyesi Elcezire cephesi kumandanlığı tarafından tevhid ve idare edilecektir. Cephe kumandanlığı bu bapta Büyük Millet Meclisi Riyaseti ile muhabere eder. Vilayetler tarafından takip olunacak hattı hareketi tanzim ve tevhid edeceğinden rüesayı memurini mülkiyenin bu hususta mercii de cephe kumandanlığıdır. 5) Elcezire cephe kumandanlığı, idari ve Adli veya mali tadilat ve islahata lüzum gördükçe bunun tatbikini hükümete teklif eder. Elcezire cephesi kumandanı Mirliva Nihad Paşa Hazretlerine. Zata mahsustur. Büyük Millet Meclisi Vekiller Heyeti tarafından zatı devletlerine mahsus olmak üzere Kürdistan hakkında tanzim edilen talimat berveçhi (olduğu gibi) belâ tebliğ olunur. Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal” Görüldüğü gibi talimat açıktır ve Nihat Paşa’nın yöredeki İngiliz ve Fransız faaliyetlerine karşı aşiretleri kendi tarafına çekme temeline dayanan ve suçlamalara karşı yaptığı açıklamalar da dikkate alınarak, emir ve talimatlar doğrultusunda hareket ettiği yönündeki mazbata Mecliste oylanarak tartışmalarla da olsa kabul edilmiştir. Görüşmeler sırasında Bitlis Mebusu Vehbi Bey’in “Heyeti Vekile Elcezire Cephesinde ne gibi hususiyet görmüştür ve neden bu gibi talimata lüzum görmüştür?” sorusunun cevabı yukarıda da ifade edildiği gibi dış etkilere karşı bölgeyi kontrol etme çabasıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1032
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster