Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
125
 

Kuru Soğan ve Kireçtaşı

Kuru Soğan ve Kireçtaşı
 

Köyünüzde, kasabanızda, beldenizde bir işyeri açılsa, ne güzel olur; değil mi?

            “Elbette iyi olur. Hareket olan yerde bereket olur. İnsanlar çalışır. Her eve az çok ekmek girer.” dediğinizi duyar gibiyim.

            Evet, öyledir, öyledir de… Ama hiçbir şey dıştan ve uzaktan göründüğü gibi değildir. Evinize fazladan bir dilim ekmek girecek diye beklerken, kimi zaman, ağız tadıyla yediğiniz bir lokma ekmek bile zehir zıkkım olur size.

            Gelin, biraz uzaklara, biraz gerilere gidelim bugün.

            Kars ilimizin, eski adı Cılavuz olan, Susuz ilçesine… 

Yıl, 1980… Yeni bir kaymakam atanmış bu kasabaya. Adı Turan Eren

            Kışa “güle güle”, bahara “hoş geldin” dedikleri günlerde, bir bakar ki Kaymakam’ın eşi, evde kuru soğan kalmamış. “Turan, soğansız yemek olmaz. Hemen soğan bul bana.” der; Hâkim Semra Hanım. Böyle bir durumda, kaymakam da olsa, vali de olsa “Hayır” deme lüksü var mıdır evin “sözde reis”inin?

            Çarşıda dolan, pazarda dolan, hiçbir yerde yoktur ama kuru soğan. Hanım da sıkıştırır durmadan: “Pirinç olmasa da olur; makarna olmasa da olur. İlle de soğan, ille de soğan!..”

            Ne yapsın Kaymakam? Dert yanar Belediye Başkanına. Başkan olmak kolay mı? Kaymakam’a da soğan bulamazsa, başka ne işe yarar!

            Birkaç gün sonra, üç kiloya yakın soğan getirince Başkan, “Nerden aldın?” diye merakla sorar Kaymakam: “Ben de bulamadım da hiçbir yerde, iki kişi çıkarttım mahalleye. Her evden bir soğan toplatınca, bulmuş oldum böylece.” der.

            Soğan deyip küçümsemeyin sakın. Yemek yapanlar bilir onun kıymetini. Ve dahi  -hiç değilse bir yıl- Kars’ta, Arpaçay’da, Cılavuz’da, Çıldır’da, Sarıkamış’ta, Kızılçakçak’ta yaşayan…

            “Köylere Hizmet Götürme Birliği”ni kuran Kaymakam, köyleri dolaşıp köylülerin dert ve dileklerini dinler. Bir gün, ilçenin en uzak köylerinden biri olan Alçılı köyüne gider. Kars Çimento Fabrikası, alçıtaşı ihtiyacını bu köyden sağlamaktadır.

            “Öyleyse çok zengin bir köydür bu. Alçıtaşı gibi önemli bir ham maddeye sahip çünkü: Dolayısıyla çok şanslı, çok mutlu olmalıdır bu köylüler” dersiniz, değil mi?

            Öyle midir acaba? Hele bir muhtarı dinleyelim:

            “Alçıtaşı ocağı, köyün tüzel kişiliğine ait arazide… Her gün, dinamit patlatıyorlar. Her patlayışta evlerimiz sarsılıyor. Damlarımızın tavanından topraklar dökülüyor üstümüze. Bu işin her türlü kahrını çekiyor ama hiçbir yararını görmüyoruz. Vali’ye arz ettik derdimizi. Hiç değilse rüsum bedelinden bir miktarının köyümüze verilmesini istedim ama Vali, ‘Hayır’dedi.”

            Sonra ne mi olmuş? Dinleyelim bakalım:

            “Biz de köylü ile direniş yapmaya karar verdik. Kamyonları ocağa sokmadık. Vali, jandarmalarla geldi köye. Hiçbir şey alamadığımız gibi, yediğimiz dipçik de yanımıza kâr kaldı. Çaresizce kaderimize razı olduk.”

            Ha şunu bileydin muhtar! Vilayete niçin vali gönderir devlet? Ve dahi niçin jandarma besler? Aynı sizin gibi inatçı, cahil ve de kanun tanımaz köylüleri yola getirmek için!..

            Siz kim oluyorsunuz da, devlete karşı, devletin valisine karşı geliyorsunuz? Haddinizi bilin! Haddini bilmeyenlere böyle bildirirler işte! Jandarma dipçiğini yiyince, aklınız başınıza nasıl gelmiş ama!

            Direniş mi, neydi o? Fabrikanın ya da müteahhidin kamyonlarını kireçtaşı ocağına sokmamışsınız ya hani. Haydi, bir daha yapın da göreyim ben sizi! Valla bu sefer, yalnız dipçik yemekle kalmazsınız. Karakola çektirdiği gibi her birinizi, dünyanın kaç bucak olduğunu gösterir; size Vali!

            İş mi yaptığınız! İlçenize yeni atanan Kaymakam, köyünüze kadar gelmiş, sizi insan yerine koyup toplamış. Nezaketen, “Bir derdiniz var mı?” diye sormuş.

            “Estağfurullah! Hiçbir derdimiz yok; Sayın Kaymakamımız. Devletimiz ve hükümetimizin temsilcisi sizler sayesinde gül gibi yaşayıp gidiyoruz. Allah sizleri, devletimizi ve hükümetimizi başımızdan eksik etmesin. Bebelerimiz, işte toplandığımız bu okulda okuyor. Her sabah, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun!” diye ant içiyor. 23 Nisan’da, 29 Ekim’de şiirler okuyor, marşlar söylüyor. Hiçbir sıkıntımız, dolayısıyla sizden hiçbir dileğimiz yok. Sizin bizden bir isteğiniz var mı?” demeniz gerekmez miydi?

            Koskoca Vali’nin çözemediği ya da çözmek istemediği bir problemi, gencecik bu Kaymakam nasıl çözsün?

            Üstelik, köyünüzdeki alçıtaşı ocağını işleten müteahhidin, iktidar partisinin il başkanı olduğunu da siz söylüyorsunuz.

            Pekiyi, siz Vali olsanız, Kaymakam olsanız, sırtını iktidara, hükümete, devlete dayamış böyle güçlü bir adamı karşınıza almak ister misiniz?

            Ya!..  Gördünüz mü?

            Vali’nin elinden ne gelir, Kaymakam’ın elinden ne gelir!

            Bunları bile bile, Kaymakam Turan Eren, Vali Bey’i ziyaret edip köylülerin şikâyetlerini anlatarak yaklaşık bir ay sonra ruhsat süresi bitmek üzere olan alçıtaşı ocağı ruhsatının kendi kurduğu “Köylere Hizmet Götürme Birliği”ne verilmesini istemesin mi?

            Vali, deneyimli olduğu için, “Hayır, olmaz” demez. Kurnazlık yapıp, “Sen dosyayı hazırla. Encümende görüşeceğimiz gün seni de çağırırım. Sen konuyu encümene kendin izah edersin.” der.

            Sizin anlayacağınız, kendisi tribüne çıkıp Kaymakam’ı atar aslanların önüne. Akıllı adamlar hep böyle yapar zaten.

            Kaymakam tek başına ne yapar dersiniz, encümende?

            Hele hele etkili bir encümen üyesi varmış ki, o ikna edilmezse önceden, mümkün değilmiş, onun arzusu dışında bir karar alınması.

            Kaymakam, önerisinin görüşüleceği encümen toplantısından önce, o etkili üye ile tanışıp konuşmak isterse de buna fırsat vermez o üye.

            Toplantı, Özel İdare Müdürü’nün makamında yapılır. Toplantı başlar başlamaz, Kaymakam davet edilir. İçeri girince, ilk gözüne çarpan şu olur: O etkili encümen üyesi, ayaklarını Vali’ye doğru iyice uzatmış, nerdeyse yarı yatmış, son derece saygısızca oturmakta. (Tabii canım, Vali de kim oluyormuş!)

            Vali, kısa bir konuşmayla Kaymakam’ı tanıtıp, “Kaymakam Bey, süresi biten alçıtaşı ocağının ruhsatını, “Köylere Hizmet Götürme Birliğine istiyor. Neden istediğini kendisi açıklasın size” deyip Turan Bey’e verir sözü.

            Kaymakam, bunu neden istediğini etkili sözlerle güzel örneklerle açıklar. Etkili üye dışındakiler, söylenenleri onaylar biçimde başlarını sallarken, o etkili ve ünlü üye yerinden fırlayıp işaret parmağını havada sallayarak, “Sana alçı ocağımı vermiyorum.” demesin mi?

            “Alçı ocağı babanın malı mı? Sen kimsin de böyle edepsizce davranıyorsun?” diye cevap verince Kaymakam, birbirinin üzerine yürür; iki kahraman!

            Vali, yerinden fırlayıp Kaymakam’ı belinden tutarken, “Arkadaşlar, konuyu gündemden çıkarıyorum.” demesi de yatıştırmaz kavgayı.

            Ve sonunda, “Konuyu gündemden çıkardım. Sen dışarı çık Kaymakam Bey.” demek zorunda kalır Vali.

            Yaa!.. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi kolay ve basit değildir.

            Bu durumda kimin tarafını tutar; dersiniz Vali?

            Yenilgiyi kabul edip mücadeleyi bırakır mı Kaymakam?

            Turan Eren gibi bir insan, yenilgiyi kabul etmez elbette. Alçıtaşı ocağının ruhsat süresi biter bitmez, jandarmaya emir verip ocağa giriş çıkışı yasaklar.

            Bu yasağa ilk karşı çıkan, fabrika müdürü olur. “Bak canım! Bu fabrika devlete ait… Bu memleketin dağı da, taşı da devlete ait…” diye bir nutka başlarsa da, “Müdür Bey, ben senin nerden canın oluyorum? Resmi makamda oturan ve devleti temsil eden bir kişi ile konuşuyorsun. Önce konuşma âdâbını öğren.” deyiverir Kaymakam.

            Sonra, iktidar partisi il başkanı ve eski ruhsat sahibi gelip, “Jandarmayı çek oradan!” derse de, “Ruhsat almadan, bir taş bile vermem sana oradan.” cevabını alır.

            İyi, güzel de, merak etmez misiniz; Don Kişot örneği, kime güveniyor bu Kaymakam? (*)

 

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Sorunun cevabını öğrenmek isterseniz, Turan Eren’in ÜÇ DİLEK adlı bu ilginç kitabını alıp okuyun kardeşim. Her şeyi ben mi anlatacağım size?  (İletişim: 0532 012 97 51)

           

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 268
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster