Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '14

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
373
 

Kurucaşile’de Deniz yolculuğu

Kurucaşile’de Deniz yolculuğu
 

İnönü Vapuru-Kurucaşile Vapuru


Kurucaşile geçmişte Amasra’ya bağlı bir divan merkezi  iken ; 1910 yılında Nahiye merkezi olduğunda Bartın’a bağlanmıştı. Bu durum kaza merkezi olduğu 01 Eylül 1957 tarihine kadar devam etmiş ve Zonguldak ilinin bir ilçesi olmuştu. O yıllar Kurucaşile'ye karayolu'nun da olmadığı yıllardı. Yörede yaşayan vatandaşlar ister Amasra’ya ve  Bartın’a,  ister Zonguldak’a ya da İstanbul’a gitmek istediklerinde vapuru beklemek zorundaydılar. Ya da sahibi Kurucaşilelilerin olduğu Çekdirmeler ile Zonguldak’a kadar yolculuk yapabilirlerdi. Bu yolculuklar ise Kurucaşile’de Zülküf İnce’nin, Tekkeönü’nden Alikoç (soyadları Benzer)ların ya da Kapısuyu’ndan Etemekçilerin çekdirmeleri ile yapabilirdi. Bugün belki elli yaşın altındaki Kurucaşileliler bunu bilmez, ancak büyüklerinden muhakkak duymuşlardır.

Bunun dışında Kurucaşile Ömerler mahallesinden İzzet Çolak ve Murat Kaptanoğlu’nun sahibi oldukları bir de “İnönü Vapuru” vardı. Bu vapur da İstanbul’dan hareket ederek sahil kasabalara uğrayarak Kurucaşile’ye gelirdi. Sanıyorum bu vapurun son iskelesi Cide ya da İnebolu olabilir. İnönü Vapuru 1930’lu yıllarda adı değiştirilerek  “Kurucaşile” adı verilmiş, daha sonra 1940’lı yıllarda sahipleri tarafından satılmıştır. Bu vapurun adı her ne kadar “Kurucaşile” olarak değiştirilmiş olsa da vatandaşlar tarafından hala “İnönü Vapuru” olarak adlandırılmaktadır.                         

Yazar Eser Tutel Gemiler…Süvariler…İskeleler… kitabının önsözünde vapur yolculuklarını şöyle anlatır. “Gençler bilmezler...Hoş, bırakın gençleri, bizler de pek bilmiyoruz ya... Eskiden İstanbul’da Hacı Davut vapurları varmış... Ben, yüzyılın başında diyeyim, siz anlayın, geçen yüzyılın sonlarında olduğunu... Vapur simsarları, köhne otellerin sıralandığı Sirkeci sokaklarını gırtlaklarını patlatırcasına avaz avaz bağırarak dolaşır, dolmuş kahyaları gibi vapurun kalkmak üzere olduğunu haber verirlermiş.  “Haydi kalkıyor! Şile... Kurucaşile... Amasra... Bartın... İnebolu... Tirebolu... Samsun...Giresun...Taa Hopa’ya kadar gidiyor! Haydi kalkıyor! Vakit kalmadı! Hava patlamadan demir alıyor! Yer kalmadı,yetişen kazanıyor!... Çığırtkanın sesini duyanlar, denklerini, hurçlarını hamalın sırtına attıkları gibi doğru Sirkeci kıyısına koşarlarmış. Bakarlarmış, hurda bir tekne, bacasından kara kara dumanlar yükseliyor, ötesinden berisinden de bembeyaz buharlar kaçırıyor. Birkaç gemici başta toplanmış, sözde demir almaya çalışıyor... Maksat iş üzerinde görünüp, yolcuların bir an önce gemiye binmesini sağlamak! Ama o demir bir türlü alınamadığı gibi, o köhnemiş gemi de bir türlü rıhtımdan ayrılamazmış. Ta ki kamaralar, ambar üstü, çığırtkanın sesini duyup koşan yolcularla tıka basa doluncaya kadar... Sonunda,  "Bindik bir alamete, gideriz kıyamete! misali, çürük gemi Karadeniz’e çıkar, azgın dalgalarla boğuşma bahasına yola koyulurmuş...İskele kumandası verilince sancağa, sancak denince de iskeleye kaçan bu hurda gemilerle selamete mi çıkılır, kıyamete mi varılır, orası ancak Allah’ın bileceği bir işmiş!

Karadeniz’de  gemiyle yol almak böyledir işte.  İstanbul'dan Karadeniz'e deniz yolu ile çok yoğun bir şekilde seyahat edildiği o eski yıllarda, şüphesiz en popüler ulaşım aracı da yukarıda adlarını verdiğimiz yolcu vapurlarıydı. Kadeş, Tırhan, Anafarta, Ülgen, Ordu, Ege ve Antalya gibi vapurlardı. Gerçi adlarını sıraladığımız bu vapurların hepsi Kurucaşile’ye uğramıyorlardı. Bu vapurlardan Kadeş, Tırhan Anafarta gibi belki de burada adlarını anımsayamadığımız bir iki  vapur da Kurucaşile'ye uğruyordu. Karadeniz’de köpük köpük dalgaları devirerek yol alana bu vapurlar bir çok anıyı da beraberinde taşımıştır. Vapurun sancak tarafından, kafa tutan o coşkun dalgalar, kıç tarafında adeta masum bir çocuğa dönüşür, payını almışçasına, sessizce geride kalır, akar giderdi.

Yukarıda da belirttiğim gibi o yıllarda Kurucaşile’de ulaşım tamamen deniz yoluyla sağlanırdı. “Bartın Deniz Yolları” vardı. “Cide Postası” vardı. Bu iki posta aynı döneme ait olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu hat bu kadar çok seferi kaldırmaz. Belgeleri incelediğimizde de “Bartın Deniz Yolları”nın 1930’lu yıllara ait olduğu görülmektedir. Yine belgelerde  “Cide Postası”nın da  1950’li yıllara ait olduğu görülmektedir.

Bartın Deniz Yolları

Bartın Deniz Yolları’nın haftada bir hareket eden Birinci Postası İstanbul’dan hareket ederdi. Uğrak iskeleleri Ereğli, Zonguldak, Filyos, Bartın, Amasra, Kurucaşile ve son olarak da Cide’ydi. Bu posta dönüşte Kurucaşile’ye uğramazdı. İkinci postanın da başlangıç iskelesi İstanbul olup; diğer iskeleler Akçaşehir (Akçakoca), Ereğli, Zonguldak, Bartın, Amasra, Kurucaşile ve son olarak Cide’ydi. Dönüşte bu posta Kurucaşile ve Amasra hariç diğer tüm iskelelere uğrardı. Bir de üçüncü posta vardı ama Kurucaşile’ye uğramazdı. 

Cide Postası

“Cide Postası” adlı seferler de bulunmaktaydı. Kalkış iskelesi İstanbul olup;sırasıyla Akçakoca, Ereğli, Zonguldak, Amasra, Kurucaşile, Cide, İnebolu ve son olarak da Ayancık’a uğrar ve Ayancık’tan aynı iskelelere uğrayarak İstanbul’a dönerdi. 

Kadeş, Tırhan, Anafarta, Ülgen, Antalya gibi vapurlar haftada bir gün fırtınasız havalarda en fazla 30 dakika kadar uğrar ve Kurucaşile’nin dış dünya ile  ulaşımı sağlanırdı. Vapur limanı da olmadığından Kurucaşile’ye kıyıdan iki yüz metre açığa demirlerdi. Vapur çapasını atınca sandallar kancaları ile vapura yanaşır açılan ambar kapaklarından yolcularını vapura bindirirlerdi. Ancak öncelikle Acenta gemiye biner, kaptanla ve diğer yetkililer ile görüşür, ondan sonra yolcu iner ya da binerdi. Boşalan sandal çekilir, yenileri gelirdi. Kurucaşile’de Denizyolları İşletmesinin görevlisi Ahmet Çolak’tı(Acenta Ahmet)Kendisi tam olarak bilemiyorum ama 5-6 yıl önce aramızdan ayrılarak ebedi hayata intigal etmiştir. Bu arada kendisini de saygıyla, rahmetle analım. Işıklar içinde yatmasını diliyorum. 

Fırtınalı günlerde bazen 15 gün bazen de 1 ay vapur uğramazdı. İşi olanlar Kurucaşile – Bartın arası 65 km lik yolu yaya olarak 2 günde yürüyerek Bartın’a ulaşırlardı. Zor yıllardı o yıllar….Nereden nereye!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 845
Kayıt tarihi
: 08.03.13
 
 

Maden kenti ya da emeğin başkenti Zonguldak'ta doğdum. Bartın'a bağlı "ahşap tekne yapımında bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster