Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '21

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
11
 

Kurucu İnşada Kolektif Oluş 23

Hayat yeryüzünde kendi var olma hikâyesine başladığı sırada yeryüzünde ne mülk vardı, ne de mülk sahibiyim diyen vardı. Mülk sahibinin söylediği sözü anlayacak bir "özne beyin de" yoktu. Beynin öznelliği, şunun şurasında 750 milyon yıldır var.

 

Her şey gibi hayat ta bir çırpıda bugünkü haliyle ortaya çıkmamıştı. Aslan sizin mülk sahipliğinizi dinlemiyordu. Mülk sahipliğiniz mikrobun umurunda bile değildi. Aygır, beygirin peşinde günaha batmak için koşmuyordu.

 

Zaten bizler de mülk sahibi olunan tapulu bir zilyet içine, bu türden bir genetik bilgilerle doğmuyorduk. Hayat bir çevre içindeydi. Hayatın da bu çevreyle bir ilişkisi vardı. Bu ilişki mülk ilişkisi değildi.

 

Bu ilişki hayati önemde madde ve enerji giriş çıkış ilişkisiydi. Hayati önemde olan birikimler, üreme yoluyla kendisinden sonraki kuşaklara aktarılıyordu.

 

Mülk söylemi hayati önemde olmayan özel ve özgün bir tanım. Eğer mülk gibi rızk gibi mana anlayışına tabii özel ve özgün tanım ya da sonuç durumlar hayati bir önem taşısalardı her hayatın içinde olurdu.

 

Neden mi? Enerji sağlama süreçleri hayatın en temel süreçlerinden biri ve ilkidir. Enerji sağlama süreçleri sizden önce ve bu nedenle sizin doğumunuzla sisin içinizdedir. Enerji sağlama süreçleri hayati önemdedir ve üreme yoluyla kendisinden sonraya aktarılırlar.

 

Mülk ve rızk söylemi de sonuçta birer enerji sağlama süreçlerine denk gelen anlam ve anlatımdırlar. El 'in dediğine göre mülk sahipliği de evvelden; rızkların verilmesi de bizler doğmadan evveldendi. Yani El 'in söylemine göre mülk te rızk ta hayatın bir gerekliliğiydi!

 

Eğer bu bilginin ifade ettiği anlam, hayatın doğuşundan önce bir belirlenim olsaydı mülk ve rızk bilgisi de enerji sağlama süreçleri olarak hayat ile birlikte, bizim içimizde bir bilgi olarak bulunurdu.

 

Özümleme süreçleri ve havanın ısı koşullarını ölçmenin bilgisi daha biz doğmadan önce, bizde olan bilgilerdi. Yani bizlerin doğumuyla birlikte hayati önemdeki kimi dış dünya bilgilerinin kopyaları içimizde vardı.

 

Biz doğmadan dış dünyayı biliyormuşuz gibi ısı ölçümü yapan vücudumuz gibi mülkü refleks olarak duyuyor, vücudumuzda rızkın anlamının bilgisini taşıyor olurduk. El 'e göre mülk ve rızk mana anlayışı hayati önemde olmakla biz doğmadan önce varlar. Ama bunlara ait irsi bilgi içimizde yok, bu nasıl olur?

 

Yani hayati önem taşır olmakla vücudun sindirim yapıyor olmayı bilmesi, vücudun ısıölçer bir kapasiteyle doğuyor olması; savunma sisteminin biz doğmadan önce sanki kimi mikropları tanıyıp, biliyor olmamakla; vücudun kimi mikroplarla savaşmayı biliyor olması birikimli evrimsel bir kuvvet alanı nedeniyle bizlere aktarma olurlar.

 

Eğer El 'in mülk sahipliği ve rızkları takdir etmekle enerji sağlama süreçli kaderlerimizi elinde tutması; bu kadar hayati önemde ve biz doğmadan öncenin bilgisi ise; mülk ve rızk ta biz doğmadan önce doğumla bizim içimizde olması gereken bir dış dünyanın bilgisi olmalıydı.

 

Tıpkı özümseme süreçleri, savunma mekanizması, havanın ısısını ölçme gibi durum aktarımlar hayati önem taşırlar. Hayati önemle olanlar genetik olarak üreme yoluyla aktarılırlar. Eğer hayatın kendi evrimi ve kendi aktarımı içinde biz doğmadan önce; hayat kendi çevresinde bir mülk ilişkisini bilip tanıyor olsaydı; bunu bize aktarırdı.

 

Söylendiği gibi hayattan önce mülk sahipliği ve rızk takdir etme gibi bir aktarım gerçekliği olmadığı için hayat; mülkün sahibini düşünmeksizin enerji olan her şeye yönelir. Veya rızk verme işi bizden önce takdir edilmekle kader olarak bizde taşınan bir korunum yasası veya bilinç düzeyi olurdu. Bizler de de mülkün sahibini tanıyor olarak doğardık. İzinle olurduk.

 

Alt beyin, orta beyin bizden önceki dış dünyanın bilgisini taşıyan kapasitelerdir. Bunlar biz doğmadan önce kabataslak ve kısmi bir dış dünya bilgisini içimizde taşırlar. Hayat doğmadan önce hayati bir önem belirten "rızkı verilme bilgisi ve mülkün sahibi olma bilgisi", bizim gibi diğer hayatların içinde de yoktu.

 

Hiç bir hayat, rızkın verilmesi ve mülkün sahipliği üzerine bina olmuyordu. Hayat tuzlu sularda hücreler düzeyinde inşa oldu. O ilk aşamadaki hayatın çevresi tuzlu suydu.

 

O günlerin deniz suyu 2,1 oranında tuzluydu (oranda yanılıyor olabilirim). Ne bir eksik ne bir fazla olarak hücrelerimiz milyonlarca yıldır suyun bu tuzluluk oranını koruyordu.

 

Bunu nereden mi biliyoruz? Tortul kayaçlar içinde hapis olmuş fosil su damlacıklarından. Yaş tespitli fosil damlacıkların tuzluluk oranı hücreler arası sıvının tuz oranıyla bire bir aynıydı. Bu oran şimdi denizlerde 2,2 seviyesindedir.

 

Yani tuzluluk oranı denizlerden karalara çıkan hayatın hücreler arası sıvısındaki tuzluluk oranının fosil kayıtlarıyla aynı olmasından biliyoruz. Hayat; tuzluluk gibi hayati önemde olanları üremeyle aktarıyordu. Bu aktarımlar içinde enerji sağlama hayatiyetine denk gelen mülk ve rızk takdiri yoktu.

 

O günkü denizlerin tuzluluk oranı hayatın illa ki arayıp tercih ettiği oran değildi. Hayat adım adım inşa olurken çevresinde bu tuzluluk oranını bulmakla kendisini bu tuzluluk oranına göre inşa etti.

 

Hayat bu deniz suyu oranı taban alarak entropisini dengeye götüren süreçlerdi. Değilse vücudun bu oranı taban alıp bu oran üzerine düzenlenen süreçlerle olmasına bakıp ta hücreler arası sıvı tuzluluk oranı tam da hayatın istediği kıvamda bir orandır demek beyhudedir.

 

Hayat çevresinde olup biten kısıtlı bir kütle, kısıtlı bir enerji, kısıtlı bir işlev durumlarla ve bunların kısmi bir reaksiyonları içinde yaptığı seçme ayıklamalarıyla kısmi bir yalıtımla oluyordu. Geçici olarak entropiyi durduruyordu.

 

Rızk ve mülk kavramı El 'in dediği gibi bizden önce ve hayati önemde bir takdir ve çevre koşulu olsaydı; mutlaka içimizde genetik düzenleme olurdu. Neden mi? Çünkü vücudumuz, yukarıda da dediğimiz gibi enerji bağlanım ve enerji çözümleme süreçlerinin bilgi ve işlevsel donanımlarını kendi içinde yalıtmıştır.

 

Bu denli hayati olan özümleme süreçleri dışta bir mülk ve rızk ilişkisi üzerinde sağlanıyor olsaydı, özümleme süreçleriyle birlikte mülk ilişkisi ve rızk kavramı da içimizde kısıtlı bir hayatın korunum yasası olarak taşınıyor ve irsi olaraktan da aktarılıyor olacaktı.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 398
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 105
Kayıt tarihi
: 26.11.10
 
 

26 yıllık sınıf öğretmenliğinden sonra emekli oldu. Şiir çalışmaları ve deneme türü olan, toplum ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster