Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
198
 

Kurumlar, "cunta"lardan arınıyor mu?...

Kurumlar, "cunta"lardan arınıyor mu?...
 

Milliyet.com.tr'den..


Cunta, kavramını biz genellikle sadece askeriye için kullanırız; ama işin aslı öyle değildir. Devletin tüm kurumları içerisinde "cunta"lar bulunur.

Bunlar, o kurumun gücünü, itibarını veya imtiyazını kendi şahsi veya ideolojik amaçları doğrultusunda kullanan kliklerdir. Kendileri için çalışırlar ama işi kurumun işiymiş gibi yansıtırlar.

Son yıllarda ortaya çıkan belgeler, askeriyedeki "cunta"ları deşifre etmesi bakımından, Türkiye için tarihi bir dönüm noktasını işaret ediyordu. Ama bu tarihi dönüşümün sadece askeri cenahla kalmayacağı, diğer tüm kurumlarda da "cuntalaşma" nın önünün kesileceği anlaşılıyor.

Millet ve devlet arasına giren bu "cunta" gücü, belli bir ekip işi olduğu için, sürekli millet nezdinde devletin itibarının aşınmasına neden olmuştur. Çünkü, cuntacılığın karekterinde, "devlet benimdir" anlayışı hakimdir.

Hangi kurumda olursa olsun, cuntaların işi ve bir bakıma hedefi, halkın oylarıyla iktidara gelen siyasi gücü, "güçsüz" bırakarak, onların güçsüzleşmesinden doğan boşluğu kendilerinin doldurması olmuştur. Biz, buna kısaca "siyasallaşma" diyoruz.

Cuntaların "siyasallaşma" çabasının en mahzurlu olduğu yer de, hiç kuşkusuz yargı erkidir. Yargısı siyasallaşmış bir ülkenin huzur ve sükun bulması, insanlarının güven içinde olması mümkün değildir.

Yargıyı siyasallaştırma çabası içinde olan ya da söyledikleriyle, yaptıklarıyla bu izlenimi verenler, yargı için taşınması zor bir yük haline gelebilirler. Böyle bir tehlike belirdiğinde, Yargı'nın yapacağı kendi sırtında oluşan bu "kambur" dan kurtulmasıdır. Aslında tüm kurumlar için geçerli bir durumdur bu..

Siyasi iktidarlar gelir, geçer... Ancak, Yargı gibi ülke insanın son dayanığının siyasetin güncelliğine kapılması, ister istemez yargıyı aşındırır. Yargının aşınması devlete güvenin aşınması demektir.

YARSAV eski başkanı Eminağaoğlu, siyasi iktidara karşı açık bir savaş veriyordu. Kanun dışı örgütlenmelerle kola kola girmiş, adalet ve hukuktan yana değil, belli bir "örgütlenme"den yana tavır sergiliyormuş gibi görünüyordu.

"Yargı bağımsızlığı" gibi, son derece önemli ve gerekli kavram, Eminağaoğlu'nun ağzında, siyasi iktidara karşı güç kaynağı olarak kullanılıyor gibiydi. Oysa, "yargıçı" bağımsız olmayan yargının bağımsız olması mümkün değildi.

Sayın Eminağaoğlu, yargı bağımsızlığıdan söz ediyordu ama kendisi, devletin verdiği "üst kimliği" siyasal amaçlarına alet ediyor izlenimi veriyordu. Yargı, yargıçın nazarında sevimsizleşiyor ve halk nezdinde itibar kaybediyordu.

Yargı her halükarda bağımsız olmalıdır. Hem de her şeyden bağımsız olmalıdır. Siyasi görüşlerden, dini akidelerden, ideolojilerden ve "devletin bekası" gibi her kılıfa uydurulabilecek dayatmalardan mutlaka bağımsız olmalıdır.

Yargı, sadece hukukla ve adaletle bağımlı olmalıdır. Bu ülkede yaşayan her fert şundan emin olmalıdır; dinim, mezhebim, meşrebim, siyasetim ne olursa olsun, haktan ve adaletten yana bir yargıya muhatap olurum; suçum ne olursa olsun!...

Yargı mensubu bu anlamda "emin" kişi olmalıdır. Bütün angajmanlarından kurtulmuş, sadece hakkı ve adaleti gözeten "emin" bir kişi...

Ancak o zaman güven içinde olur ve ancak o zaman kendi ülkemizde kendimizi "hür ve bağımsız" addedebiliriz.

YARSAV'ın son seçimi, vatandaş olarak bizlerin içini rahatlatmıştır. Yargı, bir kambur gibi taşımak zorunda kaldığı bir yükten kurtulmuştur.

Hayırlı, uğurlu olsun!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Ali Bey, her şey rayında, yolunda ve olması gerektiği gibi gitmektedir. Bugüne kadar bilinçi olarak kurulan iç-dış düzen birilerine göre tıkır, tıkır işlemekte; Körlerle, sağırlar, birbirlerinin (haksız olarak) yaptıklarını görmeyerek gül gibi geçinip gitmekteydi. Ve bu düzenin bozulmaması için de, sade vatandaşın eline sermaye, para geçmemeliydi. Sanayi (para) İstanbul'da kalmalı, Anadolu insanı (affınızla) eşeğin arkasında gitmeye devam etmeliydi. Ne olduysa (önce; Menderes, Özal, sonra) yeşil sermayenin gelişmesiyle oldu. vatandaşın gözü açıldı. Ne dediler? Yahu (Bir kaç büyük sermaye sahibi olan) erenler, Biraz da biz ölelim! (Hocanın yaz günü şerbet kazanı hikayesinde olduğu gibi) Ve Anadolu insanı para kazandıkça, kendi medyasını, radyosunu, TV'sini kurmaya meselelerine sahip çıkmaya başladı. Bugün olanlar, olması gerekenler için olanlardır. Şaşıracak bir şey yoktur. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 17.11.2009 13:51
Cevap :
Türkiye aslında geç bile kalmıştır Mehmet bey...Ama geç olsun da güç olmasın, diyelim...Teşekkürler, selamlar.  17.11.2009 16:39
 

Yazılı ve görsel medyada bu konular o kadar gereğinde fazla tartışılıyor, o kadar halkı bölecek biçimde ele alınıyor ki, insana hem bıkkınlık geliyor, hem de bu işin arkasında yine İngiliz ve Amerikan parmağı var, dedirtiyor! İkisi de kötü bizim için. Çünkü Türkiye bu tartışmalarla hem kutuplaşıyor, hem de kaygan bir zemine sürükleniyor. Ve her tartışmaya katılmak, onu çekip uzatmakla bu ateşe bir odun attığının farkında olmuyor kimseler. Yine, kimsecikler kalkıp şunu sormuyor kendi kendilerine: Bu tartışmaların sonu nereye varacek ve 1980 darbesini hazırlayan ortam oluşunca bizim hâlimiz n'olacak?! O günlerden ders almış biri olarak, yangına benzin taşıyan hiçbir yazı yazmadım, tartışmaya girmedim! Herkesi şuna ikna etmeye çalıştım: Hiçbir şey medyada konuşulduğu gibi değil. Kapalı kapılar ardında, sunulan senaryodan daha farklı biri oynanıyor. Oyun bittiğinde, sahnede bölünmüş, harabeye dönmüş bir Türkiye ve yetim bebekler kalacak. Herkesi bu bilince davet etmek lazım. Saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 16.11.2009 21:40
Cevap :
Mehmet bey, iyi niyetle ifade ettiğiniz kaygılara katılmakla beraber, bu kaygıları gidermenin bu sorunları konuşmamaktan geçtiğine inanmıyorum ben...Bilakis, ülkeyi ihtilallere götüren cuntacılığın sonunu getirmekle gerçek bir demokratik hayata kavuşmuş olacağız..Elbette bizlerin kişelerle ve kurumlarla kavgamız olamaz..Kavgamız demokrasi ve hukuk dışına çıkmışlıklarladır. Türkiye bugün bunu yapmaya çalışıyor; yapmasın mı?...Selamlarımla.  16.11.2009 21:53
 

Zannımca bu ülkede yaşanan hukuk garabetini, yargı kurumlarının başındakilere anlatamazsınız. Eminağaoğlu seçimi kaybedince kurula bizzat başvurarak, "üyelerden bazılarının istifaya hazır olduklarını ifadeyle, seçimin tekrarını talep etmiş!" Bereket ki, reddedilmiş. Şimdi biz, böyle bir yargı mensubundan adalet bekilyoruz! Galiba Yargıtay Başsavcısı da yargı mensuplarının hükümet mi yoksa, AK Parti tarafından mı dinlenildiği konusunda bir araştırma yapacakmış. Gördüğünüz gibi yargı işine gelen konularda çok duyarlı davranıyor. Yargı mensuplarının (yasal yoldan) dinlenmesi konusunda yargı başkanları dahil bir çok kimseden uyarı ve değerlendirmeler dinlediriz. Başbakan ve bakanların (gayri yasal yollarla) dinlenmesi ile ilgili hukukçular dahil, kimseden tek söz duydunuz mu? Ben duymadım. Bence yargıç, cübbesiyle değil beyniyle hukukçu olmalıdır. Yoksa hukuk insanı işte böyle ürkütür. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 16.11.2009 15:06
Cevap :
Teşekkür ederim Hüseyin bey..Selamlarımla  17.11.2009 16:37
 

Merhaba..."cunta",İspanya kökenli bir sözcüktür ve anlamı da, "bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul"dur...Şu anda, yönetime el koyan bir cunta yok ama, o amaçla çalışanlar var.Cunta denince, nedense aklımıza hep "askeri cunta" gelir...Ama bu konuda, siviller, askerleri bastırmış gibidir. Ergenekon oluşumu ve yargı içindeki cunta heveslileri buna örnektir...Ayrıca bu cuntalalaşmaların, halk içinde ve mecliste de yandaşları vardır...Devletçi ve bürokratik zihniyet, demokrasi karşısında mağlup oluncaya kadar bu devam edecektir...Demokrasi, her zaman cuntacıların korkulu rüyası olacaktır...Bir gün, demokarsiye mağlup olacaklardır...Selamlar.

cdenizkent 
 16.11.2009 13:57
Cevap :
Size katılıyor ve teşekkür ediyorum deniz bey...Selamlarımla  17.11.2009 16:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1617
Toplam yorum
: 4204
Toplam mesaj
: 224
Ort. okunma sayısı
: 783
Kayıt tarihi
: 19.01.08
 
 

Edebiyat, kamu yönetimi ve gazetecilik tahsili... 27 yıllık eğitimcilik hayatından sonra emeklili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster