Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
631
 

Kurumuş bir kuyu olmayı istemek

Kurumuş bir kuyu olmayı istemek
 

Bundan birkaç yıl önce gördüğüm bir yazı çok etkilemişti beni. İşyerimdeki duvarıma asmış, okudukça kendimi daha iyi hissetmiştim.

Yalnızlığımdan kurtarmıştı sanki beni o cümleler. Kendini benim gibi hisseden birini bulduğuma çok sevinmiştim. Ve hislerimi bu kadar iyi tarif ettiğine şaşırmıştım.

O, hayal kırıklıklarını o kadar içten bir dille anlatmıştı ki, sanki bu devrin insanıydı ve sanki yanı başımda. Hüsranları o kadar barizdi ki, yaralarını tedavi etmek istedim.

Onun verdiği emekler o kadar karşılıksız kalmıştı ki, verme terazisi o kadar yanlış tartmıştı ki.. Kendinde suç bulmamıştı yine de, ona göre vermek doğal olandı, hata alamayandaydı..

Bana o kadar benziyordu ki, ona yalnız değilsin demek istedim.

Çok hisli, biraz da arabeskti. Sanıyorum insanları çok irdelemişti, iç dünyalarına kendini kaptırmıştı ve sadece kendinden değil, hepimizin ortak acılarından keşkeler yaratmıştı.

Yazarını araştırdığımda daha da çok hayret duymuştum. Bu sözleri yazan yazar 1800’lü yıllarda yaşamış ve ben henüz dünyaya gelmeden 50 yıl kadar önce ölmüştü.

Ben duvarıma astığım o yazıyı, sararıp eskidiği için atmıştım. Ezberlediğimi ve bir daha hiç unutmayacağımı sanmıştım. Zaman zaman anlaşılmadığımı hissettiğimde aklıma gelen ve okumak için can attığım o cümleleri internetteki hiçbir arama motorunda bulamadım.

Neyse ki, ne kadar etkilendiğimi ortaya koyan bir delil buldum. Eskiden kalan, birkaç yıl öncesine ait bir ajandama o sözleri yazmışım, oradan buldum, çıkarttım. Hiçbir şeyi atamadığım için kendime kızmaktan vazgeçtim, çöpçülüğümü kendime çok yakıştırdım.

Halil CİBRAN’ın beni o etkileyen yazısı, birazdan okuyacağınız gibi.. Beğeneceğinize eminim..

“Yoksa, ne çiçek açan, ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım? Çünkü verimli olabilmenin sancısı kurak olmaktan ağırdır ve eli açık zenginin çektiği acı, dilencinin sefaletinden beterdir.

Yoksa, kurumuş bir kuyu mu olsaydım, insanlar içime taşlar mı atsalardı? Çünkü kurumuş bir kuyu olmak, hiçbir ağzın eğilip suyundan içmeyeceği bir pınar olmaktan iyidir.

Yoksa, birinin ayak darbesiyle kırdığı bir kamış mı olsaydım? Çünkü böyle olmak, kulakları seslere tıkalı dinleyicilerine çaldığı bir saz olmaktan daha iyidir..”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kendime dair ne çok şey buluyorum sende bir bilsen. O kadar duru yazıyorsun ki seni zevkle okuyorum. Bir o kadar da içten ve samimi. Hep böyle kal. Sevgiler

Ruksan İLDAN 
 17.02.2007 15:39
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Hissettiklerinize sevindim. Biraz da ürktüm, hep böyle kalırım umarım:) Sevgiyle..  17.02.2007 18:22
 

lazım böyle büyük laflara. en güzel büyük laf marksın dediğidir "böyle olması gerektiği için böyle oldu", çam ağacı ne çiçek açar ne meyve verir, susuz kuyular da zamanında bir çok kişinin susuzluğunu gideren sular taşıyorlardı, kamışlar suda öyle güzel dururlar ki. kendi mucizesini hissetmeyince insan büyük laflar dediği laflardan medet umuyor, başkalarının öyküleri ile avunuyor. belki senin öykün daha güzel arkadaşım

Oğuzkan Bölükbaşı 
 16.02.2007 16:16
Cevap :
Evet.. Sanırım haklısınız.. Bazen işte, bazen.. Teşekkür ederim. Sevgiyle kalın  16.02.2007 21:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 859
Kayıt tarihi
: 30.12.06
 
 

Yazmadan duramaz. Öğrenmeden duramaz. Sevmediği yerde durmaz.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster