Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '13

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
1310
 

Kuş dili konuşmaya var mısınız?

Kuş dili konuşmaya var mısınız?
 

Ülkemizdeki gizli gelir dağılımı için zorlama bir karşılaştırma. (Alıntıdır)


Bu gece kutsal Cuma gecesi ne olur şimdi az daha soğukkanlı olalım.

Son yıllardaki başkaldırı tutkunuzun nasıl ve niçin bilendiğini anlamak inanın zor.

Bu amaçla ne tür desiseler çıkartıldığı, ne gibi tuzaklar kurulduğu ayan beyan belli.

Atalarımızın, 'kurt puslu havayı sever' ya da 'at izi it izine karışmış' dediği günler bitmedi gitti.

Belli ki birileri 'gemi azıya alarak' ele güne rezil olmak yolunda ilerlemek istiyor.

İstanbul Borsası yerine Borsa İstanbul demeye başlayanlar öykünerek 'azıya gemi alarak' nereye bööyle demek geldi içimden bir an inanın!

İşte bu süreçte ne dil kuralları ne kul hakkı ne emeğin kutsallığı ne de canın değeri var değil mi?

Görülüyor ki, ''Ölen ölür kalan sağlar bizimdir' anlayışı bazılarının gözünü bürümüş.

Olmadı, 'Ben yaptım oldu!' diyerek ortalığı birbirine katanlardan geçilmiyor çevremiz.

Bence onlara gelenler gelmiş.

İçlerinde, 'Hülâğü Han mı oldun bre kâfir!' aşamasına ermek isteyenler çok.

Gizli ya da açık onlara alanlar olmuş.

Size de bir haller olmaya başladığı için ben de azıcık tavır değiştireyim istiyorum.

Bunca sabırdan sonra, 'önce selâmet sonra saadet’ diyerek başlayalım söze!

Ki az sonra ‘adalet’ ne imiş belki anlarsınız.

 

Atalarımızın, ‘Hanyayı Konyayı görürsün!’ dedikleri günlere gelip çatmadığımızı mı sanıyorsunuz?

Geçenler bir yazarın Ay Yıldızlı Türk Bayrağının Hz. Mehdi’nin geleceğinin belirtisi olduğunu,

Bunun da tez vakitte ülkemizde bir yerlerde zuhur edebileceğine kalıbını bastığını söylesem, küçük diliniz yutarsınız değil mi?

 

‘Korkunun ecele faydası olmaz’ diyerek beni de dinleyiniz azıcık ne olur.

Anladık ki bu tür çıkışları ne iktidar ne de karşıtları takıyor.

Deve kuşları ile horoz sesine düşkün tavuklar ise karın tokluğunun kölesi.

Arz talep dengesi hiç bu kadar yaygınlamamıştı.

Çünkü tüketim eğilimleri öyle bir kamçılandı ki durdurmak ne mümkün!

Düzen böyle kurulmuş.

Kandırmaca, aldatmaca, ikiyüzlülük, dalkavukluk, rantiye, vurgun almış başını gidiyor.

Ne emeğin kutsallığı ne kul hakkı ne belge ne de adalet aramak çıkar yol değil.

Çünkü bütün yolar tutulmuş.

Kartallar da yarasalar da uçaklar da güvende değil.

Bu açıdan ne çok yükseklerde uçmalı ne de alçalmalıdır.

 

Biliniyor ki gelir dağılımı ile tüketim eğilimi bağlamında 'eşitlik' sağlanamaz!

Bugüne kadar böyle bir çözüm bulunamadı, üzülerek açıklamak zorundayım.

Çünkü ‘kantarın topuzu’ ya iktidarın ya da onunla dansa kalkan sermayenin sultanlarının elinde.

Kimi durumlarda ise nice karanlık adamlar ile mahdumlarının da işin içine girdikleri gözleniyor.

Her düzende olduğu gibi kimleri Sırça Kümesler'inde korka korka yan gelip yatanlar çoğalıyor.

Kölelik çağlarında ve Osmanlı'da olduğu gibi büyük bir çoğunluk kırk kanaat yaşayıp gitmek zorunda.

Karşılaştırmalı olarak her iki kesim ile onların arasında kalanlar her türlü propagandaya açık ancak güçlüden yana olan sömürgen kesimlerin yalakalarıdır.

Onlar anlı şanlı birer yandaş, gizli işçi, kuma, ikinci eş ya da gizli korumadır.

Kimin Kara Para Aklama işinde çalışan, atanmış ya da yeni müteahhit olduğu ise hiç bilinemez..

Bu bağlamda her alanda olduğu gibi 'gelir dağılımı', 'eşit işe eşit ücret', 'şeffaflık', 'Kara Paranın Önlenmesi', 'Toprak Reformu', 'Kıyak Emeklilik', 'Fiyatların Düşürülmesi', 'İş Kollarına Göre Tek Tip İş Sözleşmesi Dayatması', 'İhalelere Fesat Karıştırılmaması', 'Her Yüksek Okul Bitirene İş Verilmesi', 'Katlamalı Faiz Cezaları', 'Eski Tas Eski Hamam' ile 'Zaman Aşımı Sarmalı' türünden özlemler Kıyamet Gününe kadar dondurulmuş sayılır.

Bu nedenlerden ötürü ki bu nedenler içerisinde toplumların Kaymak Tabakalarının sürekli Yüksek Gelir Erbabı olmak için her türlü kılığa girebildikleri, her türlü şaklabanlık yanında Liyakat dışı tutuldukları da unutulmamalıdır. Onlar Ekonominin Gizli Eli uyarınca Gizli ya da Kirli ve daha Siyasi Erk Sarmalınca atananları da yanlarına alarak 'yola koyuldukları' gözlenmektedir.

Atalarımızın dediği gibi, 'Altta kalanın canı çıksın!' 

Bir de unutmayalım ki, 'Büyük balık küçük balıkları yutar' ki yolda yürürken aman kendini iyi kolla!

Bu yüzden 'adalet aramak için yola çıkan, adaleti uygulamak için hukuk okuyan' her kim ise boşa çabalar. Çünkü o yollar da Sırça Kümse Erbabınca kendi adamları için en kullanışlı alanlar olarak tepe tepe kullanılmaktadır oldum olası.

Çoğu alanda olduğu gibi, o alanlarda da, 'parayı veren', 'oyunun rengini belli edenler', 'bir dernek', 'bir cemaat' ya da 'her bir iktidarın eteğine yapışıverenlerce' maddi ve manevi bakımlardan kullanılmaktadır.

Bu yüzden hiç bir işinizde 'adalet aramak', 'adalet istemek' gibi düşlere kapılmayınız!

İnanın başınız birkaç iş birden gelecek diye korkarım!

Yoksa siz erkenden uyuyuveren horoz sesi düşkünü bazı tavuklara mı özenmektesiniz?

Yanarım aklınıza!

Başka ne diyebilirim ki!

Şurada oturduğum yerde kendi kendime söylenirken bir de sövemem ya orta yere, kime rast gelirse diyerek!

Tövbe tövbe!

Bence siz siz olun adalet madalet aramayın.

Girdiğiniz ya da girebileceğiniz sınavlarda 'fırsat eşitliği yakalamış olmak gibi' bir düşe de kapılmayınız!

O aradıklarınız ya da size ezberlettirilenler birer düştür!

Batı bu düşü öyle allayıp pullar ki kanıverirsiniz.

Oysa yeşil vadili, lüks arabalı, helikopterli, teröristli, bol öpüşlü, karanlıklar ve ölümler kusan bir filmdir bu.  

Siz ne o ülkelere gidin ne de olmayacak düşlere dalın.

Ülkenizde direnerek yaşamaya bakın birer sürüngen gibi de olsa!

Haklarınızı istemek özgürlüğünüz olsa da sınavlara girebilseniz de istediğiniz yere gidip gelseniz bile cebindeki üç beş kuruş ile yaşamak gerektiğine kul olduğunuzu unutmayınız.

Gelelim şimdi o gizemli ‘adalet sarmalı’ nedir ne değildir anlamaya çalışalım.

Önce şunu sorayım sizce o, ‘adalet, adalet’ diye yırtındığınız bir ş e y olan adal’e t’in  gramı kaçadır?

Ya da siz 'adil bir adam' olsanız 'adalet' adlı sarmalı ya da 'kara kaplı kitaplar içerisinde saklı olan bazı yaptırımları' nasıl dağıtırsınız, h i ç düşündünüz mü? Adaleti dağıtma, adaletle hükmetmek, adaletin kılıcını herkese eşit bir biçimde sallamak o kadar kolay mı sanıyorsunuz?

Peki o adaletin kılıcı ya da ülke savunması için silah altına alınılması zorunluluğu o Sırça Kümes içindeki kişilerin oğullarına ya da torunlarına rast gelir ise neler neler olabileceğini h i ç düşündünüz mü?

Ayrıca o ç o k soyut adı büyük 'adalet' nerede satılıyor ki?

İşportaya düşmüş diyorlar! Borsa Kara ya da eski deyişle Rantyeciler onu da önce Kara Borsa'ya düşürüp sonra da Borsa İstanbul'da halka arz-ı endam ettireceklermiş erenler!?

Kuş Dili gibi oldu değil mi!?

Artık böyle İstanbul Modern ile Borsa İstanbul ya da Bist'ten sonra böyle!

Çağ atlamak biraz da kuş dili konuşma ve yazma dayatması olsa gerekir ki resmiyet de kalkacak giderek.

Her şey har alanda ‘al gülüm ver gülüm!’ oyun havası eşliğinde çözülecektir.

Kendinizi izi belirsiz ünlü İpek Yolu'ndaki bir handa ya da dağ başındaki pazarlıkların birinde düşünün bir an.

Bu tür ilişkilerde her şey yine ‘arz ve talep’ çerçevesinde olup bitiverecek!

Tek sorun Ali Baba ile Kırk Haramiler'in ya da Hasan Sabbah’ın haşhaşilerinin çıkıp gelmesidir!

Bu yüzden elinizi çabuk tutmanız gerekir.

Yoksa yandınız!

Görülüyor ki kim kime dumduma içindeyiz.

Her türlü kazancı türlü yolladan elde edenler Sırça Kümseleri'nde mutlu.

Her türlü konfor, kat kat yazlık kışlık, her tülü gezi onların emrinde.

Düşlerinde bile göremeyecekleri arabalarla petrol zengini Araplarla yarışanlar bile var içlerinde.

Nasıl yerinizden memnun musunuz?

Sedirinizde, plastik koltuğunuzda oturuyor çorbanız da kanıyor ise ne mutlu size!

Çocuklarınıza da üç beş kuruş verebiliyorsanız daha ne istersiniz?

Hey orada kimse var mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 1009
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster