Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
334
 

Kuşları Boyamak

Kuşları Boyamak
 

Polonya asıllı ünlü yazar Jerzy Kosinski, "Boyalı Kuş" adlı romanında II. Dünya Savaşı Sırasında bir çocuğun başından geçenleri akıcı bir dille anlatır. Savaşın insan ve insan toplulukları üzerindeki acımasız etkilerini, kendi türünden olan ama kendisinden farklı yanları olduğu için bir başkasına 'düşman' kesilen insanları bu romanda tanıtır. Kültürel az gelişmişliğin, savaşla birlikte insanları ne denli 'gaddarlaştırabileceğini' sayfalar arasında adeta sürükleyici bir film izler gibi izleriz.

Bundan yetmiş yıl önce yaşananları, günümüz dünyası yeniden yaşamak istemiyor. Ama ne yazık ki gerisinde acıdan başka hiç bir şey bırakmayan bu tür olaylar, zaman zaman ve çok çeşitli bölgelerde alabildiğine yaşanıyor. Doğal olarak engelliler, hemen her durumda olduğu gibi sağlıklı insanlardan, daha fazla enerji harcayarak ve daha bir zorlanarak katlanıyor bu inanılmaz vahşete.

Hemen hemen doğadaki tüm canlıların kendisinden güçsüz canlılara karşı takındığı tavır şu atasözüyle özetlenmiş: 'Büyük balık küçük balığı yutar.' Bu sözün doğruluğu, kültürel gelişmişlikle ters orantılı. Yani, insanlar kendilerini, kültürel olarak ne denli geliştirmişlerse, ilkel duygu ve düşüncelerinden ne denli arınmışlarsa bu söz geçerliliğini o kadar yitiriyor. Ve insanlık, kendinden güçsüz olanı ezip yok etmek yerine; kendinde olanı 'paylaşma'yı öğrendiğinde onurunu kazanır.

Gelişmiş toplumlarda bile sık görülen yabancı düşmanlığının altında yatan gerçek neden, elimizdeki olanakları daha çok kişiyle paylaşma kaygısı. İnsanın doğasında var olan bu bencillik duygusu daima yeni düşmanlıkların yaratılmasında malzeme olmuş. Topluluğa dışarıdan katılan bireyin, eski üyelerin 'boğazlarına ortak' olma olasılığına karşı bazen gizliden gizliye, bazen de açıkça'düşman' olunur. Taa ki yabancının,'bir dost' olduğunu, 'kendisinden bir zarar gelmeyeceğini', 'yük olmayacağını' hatta gerekli ilgiyi, yardımı, sevecenliği vb. görür ise 'yararlı bile olabileceğini' gözle görülür, elle tutulur bir biçimde 'kanıtlamasına' dek. Bu elbette kolay değildir. Hem de hiç kolay değildir.

Kimi toplumlarda da'güçsüz' olana karşı bir 'acıma duygusu' gelişmiştir. Konuşmalarda, bakışlarda, hemen her davranışta aslında 'ne yapılması gerektiğini bilememekten' ileri gelen 'telaşlı bir yardımseverlik'le karışık acıma duygusudur bu. Böyle olması nedeniyle her türlü'sömürüye' de açıktır. 'Duygu sömürüsü' bunların başındadır. Özellikle son yıllarda medyada buna yönelik pek çok örnek sergilenmiştir. Konuya, 'bu zavallı yardım bekliyor' söylemiyle yaklaşmak yalnızca 'zavallı' sayısını artırır. Oysa ihtiyacı olanlara yardım etmenin toplumsal sorumluluk olduğu bilinci ile konunun kişisellikten kurtarılıp; kurumsallaştırılmasıyla kalıcı çözümler bulunabilir.

***

Yabancılarla güçsüzlerin ortak yanlarının alınıp bir roman kahramanın kişiliğinde birleştirilmesini, yukarda sözünü ettiğim "Boyalı Kuş"ta okuyabiliriz. O romanda anlatılanları da -öylesine dehşet verici olmasa bile- hemen her gün yaşar, duyar ya da görürüz. Her defasında 'bu son olsun' desek bile. Ama ne yazık ki, bir başka gün daha da acı veren bir olayı öncekinden ders almadığımızı kanıtlamak istercesine yine yaşar, duyar ya da görürüz.

Doğuştan ya da sonradan özürlü, fiziksel engelli, sakat ya da ne derseniz deyin kimi insanlar, hayatın gerçeklerini, yukarıda değindiğim gibi sağlıklı insanlardan daha çok çaba sarf ederek, daha fazla yorularak yüklenmek zorundalar. Bu nedenle, hayatın güzel yanlarına daha bir sıkı sarılmak, küçük nedenlerden büyük mutluluklar çıkartabilmek zorundalar. Bunu yapabildikleri sürece yaşama savaşında hep 'kazanan' olurlar.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yabancı düşmanlığı her toplumda var.Bizde yok mu?Yabancının niteliğine göre değişiyor.Bizden daha az gelişmiş yerdense,ırkçılığımız tutuyor,bizden daha çok gelişmiş bir yerden geliyorsa,hayranlıkla bakıyoruz.Bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu?Her ikisi de yabancı.Farkı ne belirliyor?Aşağılık kompleksimiz elbette.Gene güzel bir yazı okudum.Saygılar,selamlar efendim...

Fisun Gökduman Kökcü 
 29.09.2020 0:47
Cevap :
“Ön ve Bön Yargı” başlıklı bloguma da beklerim. Yıllar önce yazmıştım. Yeni güncelledim. Yabancı düşmanlığını orada da anlatmışım. Sizin dediğiniz perhizli lahana turşusu da en net karşılığını Nasrettin Hoca’nın “ye kürküm ye” hikâyesinde bulur. Bilirsiniz. Teşekkürler ve saygılar benden. :)   10.10.2020 11:15
 

Çünkü dinler bunu emrediyor.En çok dilenciyi nerede görürsünüz?Hastahane önlerinde.Çünkü duygularınızın en zayıf olduğu yerdir orası ve aşırı empati yaparsınız.Gelişmişlik düzeyi yüksek toplumlarda,dinin etkinliği azalmıştır ve bu yüzden kişilere acıma değil,onları hayatın içine katma vardır.Düşünün,Stephen Hawking'e kimsenin acıyarak baktığını görmedim mesela.Adam hayatın tam içindeydi ve ölene kadar fizikte en büyük olmaya ve üretmeye devam etti.İşte böyle olmalı.>>>

Fisun Gökduman Kökcü 
 29.09.2020 0:46
Cevap :
Beriki(ler) – Öteki(ler)’de anlatmıştım: O ülkelerdeki ötekilerin en az 500 yıllık “… taa Reform, Rönesans döneminden tutun, Aydınlanma Hareketi ve Sosyal Devrimleri ile birçok çalkantı yaşamış, tüm bu alt-üstlüklerden "olumlu" sonuçlar alarak sıyrılmış,….” Buradaki DENEYİM çok çok önemli! Hawking’e bakış, o deneyimlerden çıkartılan dersler sayesinde oldu. Biz, bu sosyal alt-üstlükleri yaşamadığımız için, bu deneyimiz yok ve sonuç ortada. :(  10.10.2020 11:06
 

Savaşlar her zaman çok kötü.Biz Uşakta çalıştık uzun yıllar.Orada anlatılırdı hep.Yunan askerlerinin tecavüzüyle gebe kalan kadınlar,ya kendilerini,ya da doğurdukları çocuğu öldürmüşler.Vahşete karşı,başka bir vahşet bu.Günahsız bebeklerin ölümü.Ama savaş psikoljisi ve sürü psikoljisi aynı anda gidiyor savşlarda.Normal zamanda asla yapmayacakları şeyleri,çok kolayca yapıveriyor insanlar.Biraz da zayıf karakterliyse,daha kolay oluyor bu.Güçsüz olana acıma duygusuna gelince:Bu az gelişmiş toplumlarda daha çok görülüyor.Çünkü işin içine dini öğretiler giriyor,işler sarpa sarıyor.>>>

Fisun Gökduman Kökcü 
 29.09.2020 0:46
Cevap :
Yıllar yıllar önce, bu blogu yazarken de, şimdi de Sezen Aksu’nun efsane şarkısı Masum Değiliz’in sözleri dilime takılırdı/takılıyor. Gerçi, şarkının bütünü konumuzla pek ilgili sayılmasa da, final sözleri noktayı koyar: eller günahkâr / diller günahkâr / bir çağ yangını bu bütün / dünya günahkâr / masum değiliz hiçbirimiz / masum değiliz hiçbirimiz.  10.10.2020 11:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 107
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 496
Kayıt tarihi
: 01.01.11
 
 

Milliyet Bloga taşınmam kolay olmadı.. Varlığını aşağı yukarı başlangıcından beri bildiğim bu dev..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster