Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '18

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
181
 

Küstüm Oynamıyorum!

Geçenlerde bir arkadaşım küstü bana, muhtemelen istediği bir şeyi istediği zaman yapmadığım için. Muhtemelen diyorum çünkü, açıp ne oldu diye sormadım, bana küsmesine izin verdim bu sefer...
 
İzin verdim çünkü zaten hayatın yeterince yoğun, bizlerin sürekli bir şeylere (çocuklara, eve,işe vb) yetişme telaşı içinde çok çocukça geliyor bana böyle küsmeler...
 
İngilizce’de küsme kelimesinin karşılığı yok biliyor musunuz? Aradığınızda “be offended” çıkıyor onun da karşılığı “alınmak”zaten küsmek değil... 
 
Çift Terapisti olarak süpervizyon aldığınızda Amerika’lı süpervizöre tam olarak anlatamıyorsunuz küsme ile koskoca yetişkin insanların ne yapmaya çalıştığını... Adam diyor ki “madem kızmış niye söylememiş?”, “madem üzülmüş niye paylaşmamış?”, diyemiyorsunuz adama çünkü aslında nasıl söyleyeceğini nasıl paylaşacağını bilmiyor...
 
Küsmek, genellikle ilkokul ikinci sınıf kız çocuklarının yaptığı ve birbirlerine karşı gösterdikleri pasif agresif davranışın bir parçasıdır. İyi de bu 30’lu 40’lı yaşlarda yetişkinlik yaşamımızda ne arıyor diye sormadan edemiyor insan. 
 
Bu davranış hayatımızda yer alıyor, çünkü hakikaten bilmiyoruz, olumsuz olaylara toleransı düşük olan toplumumuzda gerçekten “ya şöyle yapınca ben çok üzüldüm” demeyi bilmiyoruz... bilmiyoruz çünkü bunu çocuklukta öğrenmedik, öğrenmediğimiz için bu konuda çocukluktan çıkamıyoruz...
 
Nasıl öğrenelim ki? insan konuşmayı, kendini ifade etmeyi genellikle önce, görmeli, izlemeli. Oysa, hem anne babalarımız hem biz yeşilçamın o eşsiz filmlerini izlerken sevdiğine arkasını dönerek konuşan kadınlar, yıllarca süren küslükler, hep arkadan çevrilen alavere delaverelerine şahit olduk. O büyük sevdalara eşlik eden açık iletişimleri izlemedik hiç. 
 
Sonra içimizde Amerikan filminden bir sahneye hep bir gıpta ile baktık: Baba oğulunun odasında oğlunun yanına yatağa oturur, omzuna elini koyar ve “ona neyi olduğunu sorar”. Ama  bu sahneyi ya hiç yaşamadık ya da çok azımız yaşadı, öyle olunca da çocukluk da edinilmeyen bu beceriler yetişkinliğe hiç ulaşmadı, ulaşamadı. 
 
Bütün bunları düşündüğümde Sevgili Mehmet hocamın sözü kulaklarımda çınlıyor: Alabildiği kadar verebiliyor insan, alamadığını veremiyor...
 
İş böyle olunca bunu fark etmeyen ve bu kısır döngüden çıkamayan bizler yetişkinlik yıllarımızı malesef ki 50 sene önce çocukken izlediğimiz yeşilçam karakterleri gibi yaşıyor, küstüm oynamıyorum oynamaktan vazgeçemiyoruz. 
 
Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aslında konu çok daha derin bir konu. Biz aldığımız aile ve okul eğitimi nedeniyle samimi bir şekilde muhataplarımızla konuşmayı bilmiyor ve çok çabuk birbirimizi küsmekten de daha ilerisi ötekileştirebiliyoruz. Oysa çok farklı görüşlere bile sahip olduğumuzda yine bir dolu ortak noktalarımız olabilir. Her konuda anlaşmak şart değil, ufak tefek farklılıklara rağmen anlaşabilmek her zaman mümkün olmalı. Selamlar

Matilla 
 28.12.2018 0:19
Cevap :
Çok doğru söylüyorsunuz, bu çok derin bir konu ve bu sadece bir boyutu, aile çok önemli ve konuşmadığımız ve konuşamadığımız için ortak noktada da buluşamıyoruz.   28.12.2018 22:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 562
Kayıt tarihi
: 13.12.18
 
 

Psikoloji mezunuyum. Yazmayı ve okumayı seviyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster