Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1390
 

Kutlu doğum haftası, Mevlit Kandil’i ve ay’ın karanlık yüzü

Kutlu doğum haftası, Mevlit Kandil’i ve ay’ın karanlık yüzü
 

Uzunca bir süredir ülkemizde Kutlu Goğum Haftası etkinlikleri düzenlenmekte. Başlangıç olarak sadece ülkemiz boyutlarında bir kutlama iken Balkanlar, Orta Asya da Türkiye’nin etkin olduğu ülkelerdeki Müslüman Halk’ın iştirakleri ile bu etkinlikler uluslar arası bir boyut kazandı. 

Akşam televizyonda TRT1 kanalında bu etkinliklerin bir parçası olan kutlamaları izlerken aklımdan geçenleri paylaşmak istiyorum. Belki yanılıyor olabilirim ama benim aklım böyle diyor.

Düşünce silsilesi şöyle başladı:

Annem Buyburt’un Varijna (şimdiki adı Mutlu Köyü) köyünde doğmuş. Bir gün kendisine ne zaman doğduğunu sorduğumda aldığım cevap; Zemheri’de, küçüğün sonuna doğru doğmuşum. Lapa lapa kar yağıyormuş. Bu ifadenin günümüzdeki karşılığı ise Karakış, Şubat’ın sonları olarak ifade edebiliriz. Yıl, ay, gün kavramları ortada yok.

Ben ise bana sorulduğunda yıl, ay, gün ve gün adı ile doğum tarihi söyleyebiliyorum. Doğal olarak da Miladi Takvim kullanarak.

Annemin doğduğunda kış olması, ben doğduğumda ürünlerin ekim zamanı olması gerçeği bo topraklarda değişmiyor. Yani her yıl dönümünde hep aynı şeyler yaşanıyor. Günümüzde artık kullanılan takvim nedeni ile yıllık olarak haftanın günleri farklı zamanlara geliyor olsa da sapma yıllık olarak bir-iki den ibaret.

Ben hiçbir zaman doğum günümün temmuz veya ağustos ayına denk geldiğini hatırlamam. Aslında adından öte sosyal yaşam olarak değerlendiriyorum konuyu. Yani denize girilirken ben doğum günü kutlamadım. Bu konunun basit olarak dile gelmiş hali. Daha altında ise daha karmaşık daha aslında daha da basit bir anlatımı yatıyor.

Güneş Takvimi, Kameri Takvim kullanımına göre zamanı adlandırsanız da kozmik yapı içinde doğduğunuz an asla değişmez. O an olmuş  ve bitmiştir. Her iki kullanılan takvim arasında ki temel farklılık Ay ve Güneş’in yörüngedeki tam tur süresidir. Bilimsel olarak bir varsayımın ispatlanarak kural olabilmesi için örneklemenin çokluğu önemlidir. Yani bir varsayım ancak sapma değeri kadar kurallaşabilir. 29 günlük bir döngü ile 365 günlük (bunlar tabiki kabaca rakamlar) döngü ile ulaşılan zamanlama yöntemi arasında farklılıklar oluşacaktır.

Bütün bu garip şeyleri sıkılarak okuduğunuzu biliyorum. Ancak varmak istediğim nokta için bunlara bu gerçekliklere ihtiyaç var. Şöyle ki:

Peygamberimizin doğumunu bir takvim yılı içinde iki kez kutluyoruz. Eski ifadesi ile Rebiülevvel ayı’nın 13 ünde doğmuş peygamberimiz. Kameri ay ile adlandırılan bu zaman dilimi Miladi olarak Nisan 20 ye denk geliyormuş. İşin özü 571 yılının Nisan 20 sinde doğan peygamberimizin bu hafta goğum gününü kutluyoruz. Ancak, Kameri olarak hesaplanan Hicri Takvime göre ise yaklaşık 3 ay önce Mevlit Kandili gecesi de kutladık bu kutsi günü. Şimdi soru şu peygamberimiz bu gün yani 20 Nisan günü yani bir bahar ayında mı doğdu yoksa kışın ortasında mı?

Burada asıl olan konu o yüce varlığın doğmuş olması gerçeğidir. Kutlanılan aslında budur. Günün zamanın önemi yoktur. Olmamalıdır da zaten. Peki neden iki farklı gün?

Peygamberimizin Arap Yarımadasında doğması, Kureyş Kabilesi mesubu olması, Arapça konuşuyor olması ve o zaman ve o coğrafyada kameri ay kullanımı bu sorunun tam cevabıdır. Biz müslüman olmaktan çok Arap olmaya çalışıyoruz veya buna yönlendiriliyoruz. Kabaca ifade ile dinimiz kullanılarak Arap Emperyalizmi’ni bile isteye veya farkında olmadan asırlardır kabul ediyoruz. Ya peygamberimiz Uzak Asya’da veya Kutuplara yakın bir bölgenin insanı olsaydı neler değişirdi?

Doğumu ile alemleri müjdelendiren peygamberimizin doğum günü bile bir sömürü aracı olarak maalesef kullanılıyor. Biz Arap kültürü ile yaşamak zorunda değiliz. Müslümanız ama Arap değiliz. Onlar kendi kültürleri ile yaşasınlar ama biz de yani Anadolu insanı da kendi kültürümüz ile yaşayalım.

Genç nesillere hayatının ders olması ve öğtler alınarak güzel ahlak sahibi olmaları için seçmeli ders olarak öğrenim müfredatına ekleme yapıldı. Ama akşam devlet kanalında yayınlanan programda sunuculuk yapan kişinin bile kullandıkları kelimelerin yarısından fazlasını çocuklarım anlamadı. Anlamadıkları için de sıkıldılar. Bu eklenen ders dili de böyle olacaksa eğer şimdiden geçmiş olsun.

Allah’a şükürler olsun ki müslümanız demek yerine Elhamdilillah müslümanız neden deriz ya da ilk ifadeyi kullananları yadırgarız.

Allah’ın selamı üzerine olsun demek yerine selam-ın aleyküm neden demeliyiz? Neden biz Arapça bilmek zorundayız?

Biz Arap değiliz, Arapça da bilmek zorunda değiliz. Kameri ay kullanmıyoruz ve buna göre şekillendirilen özel zamanları da kullanmak zorunda değiliz. Biz Nisan 20 de dinimizin başöğretmeni ve Allah’ın kulu ve elçisinin doğumu ile onurlandırıldık ve bu onuru her yıl aynı gün kutlamalıyız.

20 Nisan 2012

Silivri

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ali Bey, güzel yazı yazmışsın, güzel konulara değinmişsin; yüreğine sağlık. Son dönemlerde insanlarımızda özellikle Arapça kullanma modası başladı. Tarikatçılık aldı yürüdü. Giyim-kuşam hakeza. İbadetlerde, giyim-kuşamda Anadolu insanının saflığında olmalı diye düşünenlerdenim. Sevgi ve saygılarımla...

S Zobu 
 21.04.2012 17:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 459
Kayıt tarihi
: 18.12.08
 
 

1967 Yakacık doğumluyum. H.Ü. Edebiyat Fakültesi'nde 2 yıl öğrenimden sonra İ.Ü. Arkeoloji ve San..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster