Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '12

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
519
 

Kutludoğum tarihi üzerinde düşünürken…

Kutludoğum tarihi üzerinde düşünürken…
 

Şu yadsınamaz bir  gerçek ki, Resûlullah Efendimiz’i (A.S.S.) sevmek ve dolayısı ile Allah Teâlâ’nın buyurduğu¹İslâm’a hizmet edebilmek düşüncesi; haftalarla günlerle sınırlandırılamaz. Yüce dinimizin en güzel bir şekilde yaşanılmasında ve onun en güzel bir şekilde yaymaya çalışılmasında, Resûlullah Efendimiz’in anılması, hayatının öğrenilmesi, O’nun olaylar karşısında ki aldığı tavır ve davranışlarının (Sünnet-i seniyye…) neler olduğunun en güzel ve en doğru bir şekilde öğrenilmesi ile ve bu öğrenilenlerin uygulanması iradesini göstermekle mümkündür. İslâm’ı en güzel örnek ve en güzel bir ruh ile, en doğru bir şekilde anlamak, yaşamak ve yaymak istiyorsak bunu böyle anlamak gerekiyor.

Misal, bu sene ki, 14-20 Nisan günleri arasında kutlanması sürdürülen “Kutlu doğum!..” haftası münasebeti ile, en başta Diyanet İşleri Başkanlığımız olmak üzere bir çok çevrelerce yaygın olarak kutlanma, anma faaliyetleri başlatılmış ve yürütülmektedir.. Bu kutlama faaliyetleri kapsamında olmak üzere, tabiidir ki, İslâm’a hizmet edebilmek çabaları dışında sayılabilecek olan başkaca faaliyetin yürütülmesi düşünülemez.

Ancak, “Kutlu Doğum Haftası!...” Kavramı üzerinden veya başkaca gayretler noktasında, İslâm'a daha iyi hizmet yollarını düşünmeye çalışmak … En güzel bir şekilde, daha çok ve en  iyi hizmet yollarını düşünmeye çalışmak da, Resûlullah Efendimiz’in (S.A.V.) hareket tarzı ve misyonu gereğidir.

Esasında biz, “Kutlu Doğum Haftası!...” Kavramı içinde, 14-20 Nisan günleri içinde yapılması planlanan ve yapılacak olan faydalı çalışma ve gayretleri, gönülden benimsemekle birlikte, bugünlerin bu kavramla sabit ve daraltılmış kutlama, anma alışkanlıkları haline getirilmesi düşüncesine ise dikkat edilmesi gerektiğine ve daha ince analizler yapılarak hareket edilmesi gerektiğinden yanayız. Çünkü, Resûlullah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve selem),  doğumu, nasıl ki bizlere bayram sevinci veren, kutlanması ve anılması gereken istisna günler olurken, esasında O’nun ana rahmine düşmesi de, Medine-i Münevvereye hicreti de, Beyt-i  Atik çevresine müşriklerin yerleştirdiği putları yok etmesine rastlayan günlerde, bizler için bir anlamda her biri birer bayram günleridir. Efendimiz’in doğumundan başlayıp ölümüne kadar geçen her gün, her saniye bizler için birer bayram saniyeleri, bayram günleridir. Çünkü, o her bir saniyelerde, o her bir günlerde bizlere ulaştırılan en güzel örnek hayat, en güzel örnek ahlak var. Vahy-i semaviler var, sünnet-i seniyye’ler ve bize ulaşan hadis-i şerifler var.

Bu kavramlar nedeniyle, hani; gayri İslâm’i çevrelerin adedi olan daraltılmış, sabitlenmiş anma günleri gibi (anneler günü, babalar günü, sevgililer günü v.s, v.s. gibi…) adetlerin gelişmesinden sakınmanın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. Çünkü, böylesine sabitlenmiş ve daraltılmış anma günleri; etkisi uzun süreler sonra ortaya çıkacak olan, insanlarda olumsuz psikolojik alt yapının gelişmesine neden olabilir. Bu konuda analizler derinlikli yapılmalı ve akabinde  yapılan, yapılacak olan gayretlerin, gün ve sembol seçimi gibi hususlarının kesinlikle İslâm’a hizmet etmesi sağlanabilmeli ve bu garanti altına alınabilmelidir.

Peygamberimiz Efendimiz, Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın doğum günü; bilindiği üzere, Hicretten önce ki 53. yılın, Rebîu’l-Evvel ayının 12.gecesidir. Bu gün; milâdi takvime göre ise, 569.* yılın, Nisan ayının 20. gününe denk gelmektedir.  D.İ.B.’nın hesabına göre, bu gece, bu sene için milâdi takvime göre 3 Şubat’a denk gelmiş ve biz o kutlu geceyi “Mevlit Kandili” olarak zaten kutlamış, idrak etmiştik.

Adı geçen kaynak eserde, (569 yılının, Rebîu’l-Evvel ayının 12.gecesi…) verilmektedir ancak, diğer bir kısım yoğunluk arz eden kaynaklarda ise,  Peygamberimiz Efendimiz’in (ass) doğum günü olarak, Milâdi 571 senesi, 12 Rebîu’l-Evvel (20 Nisan) pazartesi gecesi, Mekke'de doğduğu bilgileri verilmektedir.

Mezhep imamlarımızın ve  İslâm Ulemasının, mübarek Mevlit Kandil’i gecesinin dışında olmak üzere bir kutlu doğum haftası adı altında bir haftalık yoğun,  fakat “daraltılmış, sabitlenmiş anma günleri!..” kutlama faaliyeti yapılması kavramını getirdiklerine dair, biz; inceleme imkanı bulduğumuz eserlerde böyle bir bilgiye rastlayamadık. Biz bunu diyoruz fakat, bu konu da, ilmi kariyeri ve güvenilirliği şüphe götürmeyen şahsiyetler ve eserlerinin esas alınması en doğrusu olacaktır.

Biz, tüm dünya Müslümanları olarak; Ramazan ayının tarihleri, dini bayram günlerimiz, dini özel günlerimizin, oruç, namaz, hac gibi dini vecibelerimizi; hâlihazırda, “Şer-i Şerif’in” hususiyetleri gereği yerine getiriyoruz.  Yine bu ve buna benzer hususlar da ki çıkabilen veya çıkabilecek ihtilafları da,  Şer-i Şerif’i esas almakla ortadan kaldırıyoruz. Böylece, ortak  referansımız olması nedeniyle, Örneğin: Bu yıl ki idrak edilen “Hac farizası” günleri, milâdi takvime göre esas alınmayacak, dolayısı ile, önümüzde ki yıl da aynı gün ve mevsim ve saatte idrak edilmeyecektir. Hicri takvim esas alınacağından, ancak 33 yıl sonra aynı günlere rasgelebilecektir.

Mümin’lerin dinamizm potansiyelleri geliştikçe, bu potansiyel enerjilerin en güzel  şekillerde değerlendirilmesi noktasında, iyi düşünülmüş aydınlanma ve aydınlatma faaliyetleri planlanabilir. Toplumun en doğru bir biçimde bilgilenmesi ve bilinçlenmesine yönelik olarak, diğer günlere göre daha çok yoğunlaştırılmış bir çok faaliyet günleri belirlenebilir. Bu amaçların yerine getirilmesi noktasında, her ne kadar, “20 Nisan” gününün anılması, miladi takvim düşünülerek hareket edildiğinde yanlış olan bir şey olmasa da,  “Kutlu Doğum Haftası!.” adı altında ki, sabitlenmiş kutlama haftası etkinliklerinin gelecekte de yine devamı düşünülecekse, bunun da mevlit kandilinin öncesi veya sonrasına denk gelen günler için düşünülmesi, daha anlamlı olabilecek ve bu toplumun daha geniş bir çevresi tarafından yanlış olmayan bir kabul görebilecektir.

Sözü edilen amaçlar ve faaliyetlerin yerine getirilmesi noktasında, hicri takvimin esas alınmamasının, zihinlerde;“Peygamber Efendimiz’in esas doğum günlerinin  saptırılarak,  siyasi amaçlar adına kullanılmak istendiği…” gibi düşüncelerin  doğmasına neden olmaması için, hafife alınıp es geçilmeden, iyi ve etkili olan önleyici çareler aranmalıdır.

Bu ve buna benzer hususların üzerinde hassas düşünülerek hareket edilmesi, İslâm tarihinin günümüze taşıdığı tecrübeleri değerlendirebilmenin  ve hasarcı dünya ikliminin etkilerini hesaba katmanın bir gereğidir!

Değilse, öylesine bir durum ve durumların gelişmesini engelleyememek, esasta ayrısı gayrısı olmayan ülkemiz Müslüman toplumunun inançları, itikatları boyutunda siyasallaşmasına neden olabilecek ve bu onların a- toplumu, b-toplumu, c-toplumu gibi iyice ayrışmış bir toplum haline dönüşmesi ihtimalinin doğmasına neden olabilecektir ki, böylesine bir durum Resûlullah  Efendimiz’in asla isteyeceği bir durum olmazdı.

Sevgili kardeşler, örnek bir veri olarak şu hususları da objektif olarak ele alacağınıza ve daha faydalı düşünceler geliştirebilmek adına, değerlendirebileceğinize inanıyorum…:

Bir önceki blog yazımın ikinci paragrafında…: “Biz bu istisna günler içinde!…” diyerek devam ediyorum. Bunu diyorum ama, gönlümde ki o istisna günler esasta; Rebîu’l-Evvel ayının 12. gecesi oluyor!

Ayrıca, “Resul-i Ekrem Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kutlu doğumu, biz Müslümanların bayramıdır.,  Bu bayram günleri münasebetiyle… > “…diye devam ederken, aslında kalbimden ve aklımdan; “Mevlit Kandili’ni” yanına getiremeyen “20 Nisan” değil, bir bakıma; “20 Nisan’ı”  yanına getirebilen  “Mevlit Kandili” geçiyor.

Kutludoğum tarihi üzerinde düşünürken, bizim naçizane varabildiğimiz özet sonuç şu ki…: Sabitlenmiş veya sabitlenmemiş bir çok etkinlikler yerine getirmek ve anmak, kutlamak kavramları üzerinden İslâm'a daha iyi hizmet edebilmenin yolu; toplumu “dosdoğru!” olan hassasiyetlerde birleştirmek olmalıdır. Müslüman toplumun eksik kalmış bilgilerini tamamlamaya çalışmak, erozyona uğramış sağlam yapılar varsa onların yeniden inşası, bir takım hurafeler üzerine gelişmiş zararlı alışkanlıkların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar, İslâm kardeşlik duygularına zarar veren, “ayrıştıran inanç siyasetlerinin!...” gelişmesine engel olmak noktasında ki çalışmalarının yapılması, milli bilinç, refleks ve milli kalkınma konularında, ülke ve dünya Müslümanlarının dayanışmasına ve İslâm dünyasının etkili güç olmasına nasıl ulaşılabileceği gibi konular da, İslâm’ın özünden, ruhundan hız alınmasına yönelik yoğun gayretlerin gösterilmesine ağırlık verilmesi olmalıdır.

Allah’ın izni ile, millet olarak, birlik ve bütünlük içerisinde iyi, daha iyi ve daha güzel sonuçlara ulaşacağımızı ümit ediyorum.

Esen kalın. Selam ve duâ ile…

Duran Açıkgöz/ 18 Nisan 2012

 

Kaynak:

-Hamidullah M.,2003., İslâm Peygamberi., Bsk. İMAJ İç ve Dış Tic. Aş., Ankara

 -D.İ.B., D.Yayınlar/527, K.E./26.,2005, Kur’an-ı Kerim Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı yayın Mat.Tic. İşl., Ankara

(¹)-İlgili Kur’ân-ı Kerîm Meâli., Maide Suresi:3 -  “Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim.  Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı  seçtim.”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 198
Kayıt tarihi
: 20.12.11
 
 

Hayata ilişkin keşfedebildiğim iyi, güzel ve faydalı olabilecek  bir şeyler varsa, onları  değerlen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster