Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
400
 

Kütüphanedeki ilham perisi

Kütüphanedeki ilham perisi
 

Benim çalışmalarımdan örnekler...


Tuhaftı o kadar tuhaftı ki annesi bile onu anlayamıyordu. Sebebi belliydi: bir gün, yatakta yatmaktan sıkılmıştı ve biraz gezinmek istemişti ne yazık ki kafasının üstüne düşmüştü. Bu bir bebek için tehlikeliydi. Bundan sora da sorunlar başlamıştı. Bir gün, annesi onu halının ortasında oturmuş, ağlarken buldu. Oyalamak için eline bir oyuncak zebra verdi. O onu biraz inceledikten sonra yere bıraktı ve yine avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı.Biraz sonra etrafı oyuncak dolmuştu, pelüş ayıcık, araba, renkli büyük legolar…ama çocuğun ağlaması kesilmemişti.En sonunda annesi onun parmağıyla ne gösterdiğini fark etti, bir kitap, orada bıraktığını farkında değildi. Çocuk kitabı eline aldı ve ağlaması kesildi. 

Bir sene sonra konuşmayı öğrenince annesine, sürekli başı ağrdığını söyledi.Doktora götürdüler, fakat hiçbir şey bulunamadı. Başağrısı, ilaçlara rağmen kesilmiyordu.Çocuk kitap okuyunca başı ağırmadığını söyleyince, annesi ona kitap almaya başladı. Ufaklık sürekli kitap okuyordu. Kitaplardan sadece uyurken ayrılıyordu, fakat o zaman bile başucunda mutlaka bir kitap oluyordu. Televizyonun önünde oturunca bile elinde kitap vardı. Altı yaşına girince kütüphaneye yazıldı. Merakını giderebilmek için kitapları yutarcasına okuyordu. Çok hızlı okuyordu, bu konuda uzmanlaşmıştı. Okulda herkes onu tuhaf birisi olarak değerlendiriyordu.Saat aralarında bile kitap elinden düşmüyordu, top peşinde koşmuyordu, kızları kovalamıyordu, başka oyunlar da oynamıyordu. 

Tek sorunu vardı, eğer birisi ona hatırlatmazsa okumaya başlayınca yemek yemeyi ve su içmeyi unutuyordu. Annesi endişeleniyordu ve kitaplardan uzaklaşması için onu resim kursuna yazdırmaya karar verdi. Kısa bir süre için resim yapmak işe yaradı. Resim yaparken de başı ağrmıyordu çünkü. Fakat bu uğraşı uzun sürmedi ve tekrar kitaplara döndü.Kitaplar onu çok rahatlatıyordu , sayelerinde gerginliğini atıyordu.  

Zamanla liseyi bitirmiş, üniversite eğitimine devam ediyordu. 

Bir gün babasını onu yanına çağırdı ve iki arkadaş gibi ciddi konuştular. Konu kızlarla ilgilenmemesiydi. Sebep sadece okuduğu kitaplardı, kızlar için zamanı yoktu. Konuşma sonuçsuz kalmıştı. 

Hep yaptığı gibi boş zamanlarında kütüphanede oturup kitap okuyordu. Son okuduğu roman ilginçti, konusu eski bir kitap ile ilgiliydi… Dünyayı değiştirecek sırları taşıyan eski bir kitap. Romanın sonunda kitap denize atılıyordu. Kitabı kapattı ve derin bir of çekti. 

- Can sıkıcı, değil mi? 

- Efendim! Bakışlarını kitaptan ayırdı  

- Kitapta, beklenen, doğru ve sürpriz son olmayınca, can sıkıcı değil mi ? 

Kendisi toparlayabilmek için biraz zaman geçti. Önünde bir kız duruyordu. Siyah kıvırcık saçlıydı, kocaman kahverengi gözleriyle ona gülümsüyordu ve düşüncelerini anlatmaya devam ediyordu: 

- Kitabı okumuştum ve doğru son bu olmadığını düşünmüştüm. 

- Neyi? Şaşkın bir ifadeyle sordu oğlan 

- Kitabı denize atılmasını. Eğer kitabı ben yazmış olsaydım, bu şekilde bitirmezdim.  

Genç adam gülümsedi. 

- Affedersiniz, kendimi tanıtmadım. Benim adım Gülden. 

- Nihat, fakat ben…- sustu 

- Tanıştığımıza memnun oldum. Yine görüşürüz – elini hoşça kal anlamında salladı ve çıkış kapısına doğru yürüdü. 

Nihat arkasından baktı.Aklında delice bir fikir doğdu. Eve döner dönmez bilgisayarın başına oturdu.Şakaklarında tuhaf atışlar hissetti, parmakları ise klavyedeki harflerin üstünde sanki kendiliğinden hareket etmeye başladılar. Gözlerini bir an kapattı. Öykü bitmişti.Ekrandan, adeta gülümsüyordu ona.Olağanüstü bir duyguydu. Başağrısından eser kalmamıştı. İnanılmaz çok canı çikolata yemek istedi. Mutfağa gitti, buzdolabın kapağını açtı, bir çikolata aldı ve anında onu tüketti.Baş ağrısı hâlâ yoktu. Bilgisayarın başına döndü ve yazdıklarını okumaya başladı. Kendi yazdıklarına kendisi hayret etti. Eserini internette yayımlamaya karar verdi. Olumlu neticeler beklemiyordu, fakat denemeye değerdi. İçinden bir kıpırtı hissetti, teşvik ve onay almak istiyordu. Bir site buldu, öyküsünü kayıt etti.Yazdıkları çocukça ve ütopik olduğunu hissediyordu, ama yine de gönder tuşuna bastı. 

Yazdığı öykü, bir çocuğun mağarada bulduğu çok eski ve sayfaları eksik kitapla ilgiliydi.Kitap denize atılmıyordu . Savaş ve acı olmayan bir dünya için insanlar, dağılmış olan kitap sayfaları sayesinde el ele veriyorlardı. 

Öykü çok kısa süre sonra yayındaydı. Hemen arkasından ilk yorum geldi.Olumlu değildi, ama bu onun için beklenmedik bir şey değildi. Gelen ikinci yorum teşvik ediciydi. Kendi ismini kullanmamış, “Işığın Savaşçısı” adı kullanmıştı. 

En çok” Mavi Melek” isimli okurun yorumunu beğendi.Gülümsedi. Sabah uyanınca şakaklarında yine ritmik atışlar hissetti ve yeniden yazmaya başladı. Yeni öyküsünü hemen sitede yayımladı. Aldığı yorumlar çoktu. En çok tabii ki” Mavi Melek” yorumunu beğendi. 

Aralarında tuhaf bir bağ olduğunu hissetti.
Şakaklarında ritmik atışları hissedince hemen yazmaya başlıyordu. Ortam müsait değilse oluşan fikri, elindeki herhangi bir kağıda veya peçeteye karalıyordu. Neredeyse hiç okumuyordu, zamanı yoktu. Tüm boş zamanını yazmaya ayırıyordu. Aldığı yorumlar arasında olumlu tepkiler ve eleştiriler de vardı. Her ikisini de sevinçle karşılıyordu.  

Bir gün cesaretini topladı ve öykülerinden birisiyle yarışmaya katıldı. Sonucu bekliyordu, fakat cevap yoktu.  


Her zamanki gibi Kütüphanede oturmuş monitörde yazıyordu. Bir anda yalnız olmadığı hissetti ve arkasına döndü. Gülden’i gördü. Gülümsedi: 

- Merhaba! 

- Merhaba, affedersin ama rumuzumu sizin monitörde gördüm için, bakma gereği duydum 

- Hangi rumuz? 

- Mavi Melek 

- Öyle mi? 

- Işığın Savaşçısı, sen misin? 

- Evet…- başka bir şey söyleyemedi, göğsünde tuhaf bir kıpırtı hissetti. Tıpkı şakaklarındaki gibi, sadece bu kıpırdı göğsünde başlayıp, tüm vücuduna yayıldı. 

- Ne zamandır yazıyorsun?- Gülden ona kocaman güzel koyu kahverengi gözleriyle bakıyordu. 

- Mmm…o kitap hakkında konuştuğumuz günden beri. Kendi versiyonumu yazmaya başladım. 

- Bu demek ki…- kızın devam etmesine izin vermedi 

- Bana ilham verdin. 

Kız gülümsedi 

- Şimdi ne yapıyorsun? 

- Biraz önce elektronik postama bakmıştım ve katıldığım bir yarışmayı kaybettiğimi öğrendim, hüzünle gülümsedi. 

- Bazen, ilk seferinde olmayacağını bilmelisin. Sen yaz, bir gün mutlaka bir yarışmayı kazanırsın. 

Kız ona sarıldı. Nihat, tüm vücudunda hoş bir sıcaklık yayıldığını hissetti. 

- Benim İlham Perim olur musun? 

Cevap yerine, kız ona bir öpücük kondurdu. 

Kızın ona duyduğu inancı, yüreğinde ve ruhunda hissetti. Bir gün mutlaka başaracaktı… 

01 Şubat 2008 

Bursa 

Not: Son birkaç gündür Milliyet Blog sayfalarında yazan bazı arkadaşlar sanki suçluymuşlar gibi yazma nedenlerini açıklıyorlar. Oğlan bir günü, olağanüstü bir gün yapmanın en kolay yolu bu… Yazmak için, illa Ahmet Ümit, …vs olmamız gerekmiyor. İçimizden yazmak geliyorsa yapabiliriz, kendimiz için ve hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadan. Eğer bu bizi mutlu edebilecekse, yapabiliriz. Yorum yazmak için oturmuştum bilgisayarıma, ama tuhaf bir öykü yazdım.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öykünüzün başında sanki benim çocukluğumdan bahsediyormuşsunuz gibi geldi:) Mim konusuna gelinde l bu tür oyunları bende sevmiyorum.yazınız ve genel yorumunuz çok güzeldi önereceğim.Sevgiler.

Zaman sonra 
 05.02.2009 12:15
Cevap :
: ))))))))) Merhaba Sevgili Rujo. Bir ortak yönümüz daha… Çok, çok teşekkür ediyorum. En içten sevgilerimle…  06.02.2009 10:03
 

Gül hanım çok sıcak bir öykü çok güzel olmuş.İyi ki rastlamışım size devamını merakla bekliyorum.

GÜLSE DEGER 
 05.02.2009 10:50
Cevap :
Merhaba, çok teşekkür ediyorum…beğendiğinize sevindim.Sevgilerimle…  06.02.2009 9:59
 

Hakkaten kalbi temiz bir ablamızsınız, MİMlenceğiniz evvelce içinize doğmuş sanki...Karakter isimleri pek bi yaratıcı olmuş...

silik 
 04.02.2009 15:03
Cevap :
Ben bu "mim" oyununu hiç sevmedim aslında. MB'de diğer oyunlar gibi... Burada eğlenmek için, Türkçe dilimi geliştirmek için varım...Oyunlara katılanları da yargılamıyorum, asla...herkesin eğlenme anlayışı farklı çünkü. İsmeler ile ilgili ne anlatmaya çalıştığınızı anlayamadım fakat : ))  04.02.2009 17:20
 

13-14 yaşlarındayken kaset kapakların üzerinde yazan sayıların (örneğin 3:49, 5:43) o şarkının yapıldığı saati belirttiğini sanırdım. Sonra da, "Vay be, demek ki bu ilham perisi denen şey hep sabaha karşı geliyor" diye düşünürdüm. Onların şarkı süresi olduğunu anladığımda bu salak düşüncemi kimseye söylemedim tabii :)) ... keyifle okudum yazınızı gül hanım...

ayselinka 
 04.02.2009 10:48
Cevap :
: ))) Merhaba Ayşe, çok şekersiniz. Ama aslında o periler hakikaten o saatlerde geliyor galiba. Bir arkadaşımı hatırladım , çok gülmüştüm: “ İlham Perilerinin nasıl geldiklerini bilmiyorum, ama keçilerin nasıl kaçırıldıklarını biliyorum…” demişti. Çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle…  04.02.2009 12:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 330
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1746
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster