Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
261
 

Kuvvetler ayrılığı, Hukuk, Kanun ve Devlet

Kuvvetler ayrılığı, Hukuk, Kanun ve Devlet
 

Hukuk Devleti mi Kanun Devleti mi?

Aşağıda biraz da uzun olan bir yazı bulacaksınız. Amacım kimseye ders vermek, bir şeyler öğretmek vs. değil. Sadece günümüzde çok sık kullanılan ve yeni Anayasa yapma sürecinde de sıkça konuşulacağını düşündüğüm “Hukuk Devleti” kavramını bilenlere hatırlatmak bilmeyenlere de bilgilenmeleri için yol göstermektir.

Bu bilgiler ışığında ülkemizin içinde bulunduğu durumu değerlendirmek, ülkemizin bir hukuk devleti olup olmadığına karar vermekte size düşüyor.

Siyaset:

İnsanların hayatlarını düzenleyen kurallar yapmak, değiştirmek, korumak  için gerçekleştirdikleri faaliyetlerdir.

Hukuk: "Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür".

Bir ülkenin hukuk düzeni; yasama organınca oluşturulan yazılı hukuk kurallarını, yargı kararlarını ve devletin iradesi dışında oluşan genel hukuk ilkeleriyle örf ve adet kurallarını kapsar.

Hukuk, devletten ayrı düşünülemeyen, devlete sıkı sıkıya bağlı ve ayırıcı özelliğini Devletten alan bir kavramdır. Bu nedenle hukuku incelerken, onu devletten ayrı ve bağımsız olarak ele almak mümkün olmamaktadır.

Bugün yalnızca bir otorite kaynağı olmaktan çıkan devlet, barışı, güvenliği adaleti sağlamanın yanında, kendisinden çeşitli hizmetler beklenen, hizmetler kaynağı haline gelmiştir.

Bu haliyle devlet yeni fonksiyonlar kazanmış, genişlemiştir. Devletin kazandığı fonksiyonların başında da"hukuk devleti" yer almaktadır.

Hukuk devleti ne demektir? "Hukuku olan devlet" denilecek olursa; bu durumda tüm devletlerin hukuk devleti olması gerekir. Zira her devletin şöyle veya böyle bir hukuku vardır. Şu halde, Hukuku olan devlet demek bu anlamda "Devlet" demekten başka bir anlam taşımaz. Yani Hukuku olan devleti açıklamanın bir anlamı yoktur.

Ne var ki yöneticiler genelde Hukuk Devletini, Hukuku olan devlet anlamında algılar ve uygularlar. Oysa bu devlet olsa olsa "kanun devleti" olabilir.

Anayasa Mahkemesi hukuk devletini “ İnsan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran, bunu devam ettirmekle kendisini yükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasaya uygun, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlet” şeklinde tanımlamıştır.

"Demokrasi" tek başına "Hukuk Devleti"ne olan ihtiyacı karşılamaya yeterli değildir. 1789 Fransız Devriminin, eski Yunan'dan alarak tekrar sunduğu Demokrasi, Hukuk Devleti'ne ulaşmak için kullanılan araçlardan biridir.Başka güvencelerle beslenmeyen bir demokrasi "çoğunluğun diktatörlüğüne" yol açabilir. Zulmü tek kişi de yapsa, çoğunluk da yapsa, zulüm zulümdür. Nitekim bir çok ülkede "Temsili Demokrasi" altında bu zulüm yapılabilmektedir. Örgütlü zulüm, bazen en ince hukuk tekniği ayrıntılarına kadar düzenlenmiş olabilir. Bu bir kanun devleti sayılabilir; fakat o da bir Hukuk Devleti değildir. Üzerine "çağdaşlık" damgası vurarak bir kurala "adalet" esasını getirmiş havası vermek mümkün değildir. Bu şeklide güçlü çıkar gruplarının topluma hakim olmasının adalet ve hukuk devleti ile hiçbir ilgisi yoktur.

Halk demokrasiyi ciddiye almadıkça, bir oyun olarak seyrine baktıkça ve her seçimde bir "figüran" olarak oyuna katılmaya razı oldukça gerçek Hukuk Devletine kavuşmak mümkün olamayacaktır. Unutmamalıdır ki, demokrasi Hukuk Devletine ulaşmada bir araçtır. Kuvvetler ayrılığı da demokrasi gibi Hukuk Devleti için sadece bir araçtır.

Bir baskı grubu veya uzlaşmaya varmış olan baskı grupları oligarşisi darbe yapma gücünü ellerinde tutuyorlarsa, toplumun çoğunluğu bu gibi darbelere tepki göstermeyecek kadar bilinçsiz ise, bu durumda bir süre sonra hukuk tüm pozitif düzenlemeleri ile bile yürürlükten kaldırılabilir.

10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Başlangıç Bölümünde "İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmak zorunda kalmaması için insan haklarının bir hukuk düzeni ile korunmasının temel bir zorunluluk olması..." ifadesine yer vermiştir.

Anayasanın 2. maddesinde "Cumhuriyetin nitelikleri" arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, bütün uygar demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biridir. Bu kavram en kısa tanımıyla, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır.

Hukuk devleti vasfını taşıyan bir devletin hukukun sadece hak ve ödevleri güvence altına alması yeterli olamaz. Buradaki hukuk düzeni barışı, güvenliği, eşitliği ve özgürlüğü sağlamak zorundadır.

Peki, hukuk devleti nasıl barış sağlar? İnsan toplum içinde de yaşamını en iyi biçimde sürdürmek ve bunun için gerekli araçları elde etmek zorundadır. Bu, insanların arasındaki sürekli çatışma ve savaşın kaynağıdır. Bu savaş ve çatışmada hukuka düşen görev, bireylerin ya da grupların sahip oldukları gücü sınırlandırarak, birbirlerini yok edecek biçimde ahlaka aykırı olarak kullanmalarını önlemek ve toplum yaşamında giderek gelişen bir denge durumu sağlamaktır.

Hukuk Devletinin varlığı;

1. Temel hakların güvence altına alınması,

2. İdarenin faaliyetlerinde serbest olmayıp hukuk kaidelerine uymak zorunluluğu, (yasal yönetim/idarenin kanuniliği),

3. Hâkimlerin yasama ve yürütme karşısında bağımsız olmaları (yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı),

4.  Kuvvetler ayrılığı,

5.  İdarenin yargısal denetimi  ile kendini gösterir.

Önceleri araç olan siyasi iktidar, artık belirleyendir ve koruma işlevine yönelik güç kullanımından çok, sahip olduğu gücü, varlığını sürdürmek için toplumu baskı altında tutmak şeklinde kullanmaktadır.

Hukuk devleti anlayışı, hukukun üstünlüğü ilkesinin somutlaştığı bir devlet anlayışıdır. Hukukun egemenliği veya hukuka bağlı devlet, ulusal egemenlik yetkisinin hukukla sınırlandığı, ulusal yargı organlarının da seçimle gelen iktidarın egemenliğini kısıtlayan en önemli unsurlardan biri olduğu devlettir.

Bu da çağdaş dünyada demokrasinin sandıktan çıkan ve siyasi sistemi kendi algıladığı öncelikler ve kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn etmeyi hedefleyen siyasi iktidarların uyguladığı politika ve aldıkları kararlara indirgenemeyeceği demektir.

Siyasi iktidar, demokratik değerler sistemine bağlı kaldığı ve bu sistemi koruduğu sürece meşruiyetini koruyabilir. Bizatihi hukuk devleti, iktidarı demokratik değerlerle sınırlamanın en üst teknik yöntemler ve ilkeler demetidir.

Yasalar iktidarın içinde oynayacağı alanın sınırlarını dilediğince çizmesi için kendi yetkisi dahilinde çıkarıp kullanabileceği keyfi oyun kuralları değil, görevlerini ve yetkilerini belirleyen, sınırlayan üstün hukuk kurallarıdır. İktidar bu üstün hukuka tabi olmayı göreve gelirken kabul ve taahhüt etmiştir, bir başka deyişle anayasa ile kurulan siyasi ve toplumsal birlik, yurttaşlar kadar siyasi iktidara da yasalara saygılı olma ve demokrasi içinde hareket etme ödev ve sorumluluğunu yükler.

Yasama ve yürütmenin yetki sınırlarını çizen anayasadır ama o sınırlar içinde kalmalarını sağlayan mahkemelerdir. Bu mantık ve uygulama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuk sistemine özgü değildir, çağdaş demokratik düşünce içinde gelişen bir yönetim tekniği modelidir.

Hukukun üstünlüğü ilkesi ile takviye edilen bu model, siyasi iktidara devlet içinde sunduğu manevra alanı, kendisinin genişletme yetkisine sahip olmadığı bir alandır. Bu nedenle siyasi iktidarın, anayasal çerçevede kalmasını sağlamak üzere tetikte bekleyen yargıdan rahatsız olması doğaldır.

Buna rağmen yargının bağımsızlığını sağlamak iktidarın anayasal görevidir. Siyasi iktidarın ne kadar demokratik olduğu, yargı ile ilişkilerinin sınandığı durum ve koşullarda ortaya çıkar. İktidar, yargıyı baskı altına almaya çalışıyorsa, tehdit ediyorsa, mahkemelerin yetki alanını ve kurumsal yapılarını kendi çıkarlarına göre değiştirme çabasına girmişse, demokrasi ve hukuk devleti tehlike altında demektir.

Yargının tarafsız ve bağımsız statüsünü aşındıran her türlü siyasi iktidar tasarrufu demokrasiyi pekiştirmeye değil, zayıflatmaya giderek ortadan kaldırmaya neden olacaktır. Yargı bağımsızlığı, demokratik hukuk devletlerinde salt ilkesel düzeyde savunulacak bir kavram değil, tüm kurum ve kurallarıyla işlevsellik kazanması gereken bir hukuk devleti olabilme kriteridir.

Hukuk devleti, siyasal kültürün bilinç düzeyine yükselttiği ve kurumlarıyla varlık kazandırdığı bir üst siyasal toplum modelidir. Dolayısıyla yargı bağımsızlığının içselleştirilmediği, siyasal kültürün bir parçası haline getirilmediği, yargının ısrarla siyasal iktidarların keyfi tasarruflarına açık bir yapı halinde muhafaza edildiği bir sistemde, yargı bağımsızlığını sağlama söylemiyle yola çıkanların getirdiği model, yargıyı bağımsız kılmak suretiyle hukuk devletini kuvvetlendirme amacına değil, yargıyı kontrol altında tutmak suretiyle yasa devletine dönüş iradesine hizmet etmektedir.

Ulusal yargı organları, seçimle gelen siyasi iktidarı kısıtlayan en önemli unsurlardan biridir. Hukuka bağlı egemenlik anlayışının hukuk devletinin kurumsal güvencesinde biçimlenip yerleştiği çağdaş demokratik sistemlerde artık iktidarın seçimler yoluyla elde ettiği temsil yetkisini egemenlik olarak anlamak mümkün değildir.

Günümüz dünyasında demokrasi, seçimler yoluyla iktidara gelen bir hükümetin tasarruflarına milli irade adına onay sağlayan, meşruiyeti sandığa indirgeyen ve sandıkla sınırlayan bir tanıma ve anlama hapsedilemeyecek kadar geniş ve çetrefil bir kavramdır.

Hukuk devletinde iktidar, hukuku kendi arzu ve iradesine göre değiştiren ve dönüştüren bir siyasi erk değil, demokrasiyi meydana getiren değerler sistemine bağlılığı taahhüt ederek göreve gelmiş ve bu değerler sisteminin yürürlüğünü koruduğu sürece ve ancak bu şartla meşruiyetini koruyan bir sınırlı erktir.

Türkiye’de siyasi iktidarın yargı ile sürekli kavga etmesinin, kendisini görevleri ile değil, yetkileri ve sahip olduğu güç ile tanımlamak konusundaki algısal bozukluktan kaynaklandığı da düşünülebilir.

Demokrasinin en önemli unsurlarından biri hukuk devletidir. Hukuk devleti aslında iktidara bir sınırlama getirilmesi ihtiyacından doğmuştur.

Yasalar ve anayasa dahilinde gücünü kullanmayı taahhüt eden iktidarı, bu sınırlar içinde tutacak güç ise yargıdır. Dolayısıyla yargı işlevi itibarıyla  bizatihi siyasi iktidar ile anayasal demokratik düzen arasında hakemlik yapan bir erktir. Bu yönüyle demokrasinin dayandığı değerler sisteminin de koruyucusudur.

Bu nedenle, anayasanın yorumu ve yasama ile yargı arasındaki anlaşmazlıklarda son söz daima yargıya aittir. Dolayısıyla yargı, yürütme ve yasamanın sınırlarını çizer ve o sınırlar içinde kalmalarını sağlar.

O halde, Anayasa Mahkemesinin yeni çıkan bir kanunu iptal etmesi, yasama ve yürütmeden müteşekkil siyasi iktidarın temsilcisi hatta sahibi olduğunu iddia ettiği milli iradeyi gasp ettiğini değil, anayasayla kendisine çizilmiş yetki sınırları içinde görevinin gereğini yerine getirdiği anlamına gelir.

Sonuçta, hukuk devletinin kurumsal yapısının korunması ve sürdürülmesi, siyasi iktidarın görevleri arasındadır. Yargının bağımsızlığını sağlamak ve korumak, baskı altında tutulmaması için her türlü önlemi almak da bu görevler kapsamındadır.

Bunun için de siyasi iktidarın, yargı kurumlarının yapısında yasalar ve anayasa değişikliği yoluyla yapacağı değişikliklerde gözetmesi gereken amaç, yargıyı kendisine bağımlı ve taraflı kılmak değil, bir hukuk devleti ilkesi olan yargı bağımsızlığını daha da kuvvetlendirmek olmalıdır.

“Hukuk Devleti aslında bir Adalet Devleti olmaktadır. Ancak “adalet” “herkesin hak ettiğini vermek” olmasına rağmen, bu kavram sanki sadece “herkese hak ettiği cezayı vermek” şeklinde anlaşılmış ve algılanmıştır. Oysa meselenin “insan hakları”, “insanlık onur ve değeri” gibi beynelmilel boyutu da vardır. Denilebilir ki, doğru bir şekilde “insan hakkı” esası göz önünde bulundurulmadıkça “adalet” anlayışına, dolayısıyla “hukuk devleti” esasına ulaşmak mümkün değildir.

Şu halde, Hukuk Devleti kavramı, doğru bir insan hakları anlayışına dayanmadıkça dış dünyada gerçeklik kazanamaz. Hangi toplumda insan hakları, gerçekte her birey için sağlanabiliyorsa, Hukuk Devletine giden yolun yarısından çoğu alınabilmiş demektir. Ayrıca herkese emeğinin karşılığını da verebiliyorsa o toplum gerçek Hukuk Devletine kavuşmuş demektir.”

Yararlandığım Kaynaklar:

Doç. Dr. Meltem DİKMEN CANİKLİOĞLU – Dokuz Eylül Ünv.

Cihan BEYAZ - Abant İzzet Baysal Ünv.

Burhan KUZU- Anayasa Prof.-Milletvekili

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 936
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Ülkemin içinde bulunduğu ve gitmekte olduğu yerden rahatsızım. Atatürk ilke ve devrimleri doğrult..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster