Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
119
 

Kuzgunlar Şahit

Yatsı ezanının eşlik ettiği zifiri karanlık, yüreğinde korku ve çekince taşıyanların artık bugünü şükür ile bitirmesini umuyordu. Fanilere dair bir koşuşturmacanın daha sonunu getirdiğimiz şu gün, nelere kadir olacaktı kim bilir?

 İşte böyle bir günde sokak lambalarının eksik olduğu, yıldızların gökyüzünde saklandıkları, tek bir insanın nefesine dair bir izin bulunmadığı, ıssız bir yolda bir aracın içinde seyahat eden kişiler, tüm ışıksızlığa rağmen bir yerlerden görülebiliyordu.

Gün artık kayıplara karışırken bu Adem ve Havva soyundan gelen fanilerin zoru neydi gece ile? Düşünceleri buğulanmış araba camından dışarı taşamıyor, korku ile karışık heyecan duyguları ise siluetlerinden daha fazla bir yerlerden görülebiliyordu.

Yeterince karanlığa doyamayan bu Adem ve Havva soyu daha da ıssızlığa erişmek için bir mezarlığın yanından toprak yola saptı. Mezarlığın kurumuş ağaçlarının dallarında onların kanlı, canlı nefeslerini görebilen kuzgunlar gökyüzüne doğru kanat açarak onların önüne geçti. Gittikçe uzaklaşıp ortadan kaybolduktan sonra aracın içindeki Adem ve Havva soyunun merakı daha da arttı. Hiçbir şey onları durduramazdı artık. Bu gece bir sonsuzluğa erişip geride kalanlara faili meçhul diye anlatılacak olsalar dahi o köye ulaşıp o gizemi yerinde göreceklerdi.

Şimdi sanılır ki bu köy nice engin dağın zirvesinde yahut çok daha terk edilmiş, balta girmemiş bir ormanın içinde saklanılmış bir yere kurulmuştur. İşte o vakit bir yanılgı düşsün zihninize. Her ne kadar karanlığa teslim olmuş bozuk yolların sonunda çıkılan bir yer olsa da henüz “Tanrı’nın uğramayacağı yer” tabirinin kullanabileceği kadar gemilerin yakılacağı yer değildi burası.

Aracı kullanan Ademoğlu sağa ve sola bakınmaya başlamıştı. Sağa ve sola doğru bakınmaların başladığını görmeye başladıysak, bu aracın içinde o köye gitmek için bu yolları aşan Adem ve Hava soyunun gidecekleri köye ve o köyün içindeki eve çok yaklaştıkları yorumunu yapmamız çok da saçma bir yorum olmazdı. Biraz daha yol aldıktan sonra toprak yol; ince, uzun kavak ağaçlarıyla sarılmış bir ormana dönüşmüştü. İşte tam bu noktada tepedeki o evi gördüler. O evin yanına daha fazla arabayla gidebileceklerine ikna olarak arabayı dere kenarındaki, yaşlı çınarın gölgesinin altına park ettiler. Henüz gölgesinin arabayı koruyacağı vakit olan sabaha çok varsa da onlar çınarın altında arabalarının güvende olduğuna şimdiden ikna olmuşlardı.

Araçtan inan bu insancıkların karanlık ormanda yürüdüklerine şahit oluyoruz. Az sonra karşılaşacakları maceranın nasıl bir sonla nihayete ereceğini biz de kestiremiyoruz.

Uzunluğunu bildiğimiz matematik ölçülerinin dilsiz kalacağı mesafenin ölçüsü, onların ayaklarını bir hayli yormaya başlamıştı. İçlerinden birinin ayağı bu kadar uzun süre yürümekten su toplamaya başlamıştı ki gidecekleri eve vardıklarını fark ederek söylenmeye tenezzül etmedi.

Gündüz vakti, çıplak gözle bakıldığında çok da olağan dışı sayılamayacak, beyaz bir köy evinin tam karşısında durup o eve bakmaya başlamışlardı. İçlerinden en cesur olanı dayanamayıp “ Daha ne kadar eve bakacağız? Haydi!” diyerek artık evin içine bakmanın vakti geldiğini söylemişti. Diğer arkadaşları sanki içlerinden birinin kendilerini cesaretlendirmesini bekliyormuş gibi, onun arkasından eve doğru yürümeye başladılar..

Eve doğru yaklaştıklarında gövdesinden ve dallarından yaşının baya büyük olduğu belli olan elma ağacının altında kilosundan göz kapaklarını açamayan, hantalca yatan köpeğin varlığı onları biraz ürkütmüştü. Fakat evin kapsına biraz daha yaklaştıklarında köpeğin hırlamaktan öte bir şey yapamayacağı kanaatine varmak onların içine su serpmişti.

Kapının tokmağına vurup beklemeye koyuldular. Çok fazla zaman geçmeden kapı aralandı. Şaşı gözleriyle biraz da şuursuz sayılabilecek haliyle yaşlı bir kadın açtı kapıyı. Yaşlı kadının hemen arkasından ise daha aklı başında olan kadın, onları yıllardır tanıyormuş hissine sahip bir ev sahibi tavrıyla içeriye buyur etti. Neden evlerine gecenin bu vaktinde geldiklerini hiç sorgulamayan bu hali, aslında bu misafirlerin kendilerine asla zarar verecek kadar güçlü biri olduklarına inanmadığı yorumunu bize yaptırtmıştı. Hem belki de buna yeltenirlerse bu misafirler bir daha geldikleri ormanın içinden geçip arabalarına binip geri dönemezlerdi. Kadının bu kudretini yalnızca kendi biliyordu. Adem ve Hava soyundan gelen misafirler ise kadını henüz kendi soydaşı sanıyorlardı.

-“Biz bu evi çok merak ediyorduk, böylesine bir yerde olması bizim dikkatimizi çekti.” diyerek söze girişti içlerinden biri.

Kadın dikkatle onları süzerken diğer şaşı kadın ise boşluğa bakarak “Eledim Eledim” türküsünün “Gitti de gelmedi” kısmını takılmış gibi söylüyordu.

-“İnsanlardan ne çok uzağız ne de onlara çok yakın. Vakti zamanında evimizi bu yüzden buraya yaptık.” diyerek yanıtladı kadın onu. Aralarından hiçbiri bu kadının “İnsanlardan uzağız.” cümlesini, insanlardan farklı bir varlık olarak bu cümleyi söylemiş olacağına ihtimal vermedi. Onlar bunu “diğer insanlar” olarak algılamıştı.

Uzun bir sessizlik oldu. Sessizliğin soğukluğu tüm odayı sarmışken bir  semaver dolusu çay ile içeri giren kadının gülüşü bu sessizliği bozdu. Arkasından gelen diline aşina olamadığımız yabancı bir kızın hali ise şimdi bu evi biraz normale döndürmeye başlamıştı ki daha uzaklardan kuzgun sesleriyle beraber yükselen tuhaf sesler onları yeniden ürküttü. Meraklarını giderdiklerine kanaat getirip artık dönüş vaktinin geldiğine kadar verdiler birbirleri ile konuşmadan. Tam kalkacakları vakit; sağanak, gök gürültülü bir yağmur başladı. Şaşı kadın huzursuzca bağırmaya başladı:

“ Gitti de gelmedi! Gitti de gelmedi! Gitti de gelmedi! ”

Elektrikler saniyede bir gidip gelmeye başladı. Yağmurun dinmesini beklemeye bile fırsat olmadan şiddetli bir fırtına her şeyi uçurmaya başladı. Dönüşlerinin bir süreliğine ertelendiğine şahit olan Adem ve Havva soyu çaresizce geceyi o evde geçireceklerine razı oldular. Onlar bunları düşünürken diğer kadın,

-“ Sakın gitmeyin, eğer giderseniz bir daha ne dönersiniz ne de gidersiniz.” diyerek onları daha da tedirgin etti. Sadece susup beklediler, Bekleyince bitecek sanıyorlardı. Gece boyu sustular. Gecenin sonu gelsin diye dualar ettiler. Gecenin sonu nihayet geldi.

Tan yeri ağarmaya başlamışken horozlar onun bu güzel ışıltısına solo atmaya hazırlanıyordu. Sabaha yaklaşılan bu vaktin önceki gecesinde maceralarının sonunu henüz bilemediğimiz Adem ve Havva soyunun başına ne geldiğini hala bilmiyoruz. Ve bir daha onları ne görenin ne de duyanın olduğunu da günler, aylar, yıllar geçtikçe öğrenemedik.

O gün bugündür akşamın karanlığına teslim olanların gecenin esrarengiz tonunda fani olmayanların avında başka bir boyutta kaybolduğunu bir siz bir de onları o gece dışarıdan gören kuzgunlar bildi.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 106
Kayıt tarihi
: 07.03.19
 
 

1992 İzmir'de doğdum. Edebiyata küçük yaşlardan beri ilgi duymaktayım. Van'da öğretmen olarak yaş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster