Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
898
 

Kuzinenin sıcaklığı

Kuzinenin sıcaklığı
 

Kış ayları geldi çattı. Kazakları, eldivenleri, kaşkolları hazırladık. Hani çok üşüyeceğiz, berelerimizi, atkılarımızı takıp titreye titreye işe, okula gidip geleceğiz. Nerede... İzmir'de Ocak ayının ortasına yaklaşmışız, hava sıcaklığı 12 derece. Hala ceketlerle dolaşanlar var. Atkı, bereler kışın vazgeçilmezleri ya, illa da takacağız ama hava sıcak, terletiyorlar. Çantalarımıza tıkıştırmak zorunda kalıyoruz. Küresel ısınma diyorlar bilim adamları. Ne yani artık kar yağmayacak mı hiçbir yere? Burnu havuçlu, gözleri kömürlü kardan adamlar yapamayacaklar mı çocuklar? Çantalarını kızak yapıp kayamayacaklar mı?

70'li yıllarda Erzincan'dayız. Çok büyük bahçesi olan bir evde oturuyoruz. Tek katlı, iki oda, bir sofalı ahşap ağırlıklı bir bina evimiz. Sokağın köşesinde, bahçesinde meyva ağaçları en çok olan ve hatta bir havuzu bile bulunan mahallenin en güzel evi bizimki. Yaz aylarında, akşamsefaları, karanfiller, yediveren gülleri süslüyor bahçemizi. Blok taşlardan yapılma veranda benzeri balkonumuzda, mis kokulu çiçekler arasında çay içmenin zevkini bilen komşularımız, hemen hemen her akşamüstü bize geliyorlar. Bahçemizde sokak kedileri, komşunun tavukları, salyangozlar ile bir anne ve iki yavrusundan oluşan kirpi ailesi bile var. Babam ve ağabeyimin bahçemizin bir bölümünde yetiştirdiği hormonsuz, ilaçsız domates, salatalık, mısır, ayçiçeği, maydanoz ve soğanların tadını hala unutmadım.

Kış ayları çok sert geçerdi. Kar kalınlığı kent merkezinde bile yarım metreyi bulurdu. Yaz ayları ne kadar keyifliyse, kış ayları da o kadar eğlenceliydi biz çocuklar için. Kış koşullarının zorluğunu büyükler yaşardı. Sabah uykudan uyanıp da, bahçedeki ilk kar örtüsünü görünce, sevinçten deliye döner, neredeyse yalınayak sokağa çıkardık. Karların içinde yuvarlanmak, kartopu oynamak, çantalarımızı kızak yaparak kaymak, saçaklardaki buz sarkıtlarını koparıp yemek en büyük zevklerimizdi.

Dışardaki karın zevkini, evdeki kuzine sobamız tamamlardı. Sabah erkenden babam radyoyu açardı. "Süpürgesi yoncadan Eminem, gayet beli inceden" türküsünün enstrümantal müziğiyle açılırdı radyo programları. Biz evin çocukları da bu müzikle uyanırdık. Annem çoktan kalkmış, kuzine sobayı yakmış olurdu.

Odadaki çıra kokusu hemen geçmezdi, bugün bile bazen burnuma gelir o çıra kokusu. Kuzinenin üstünde çaydanlık kaynardı. Kahvaltılarımızı yapıp hemen okul yoluna düşerdik. Akşam üstü, karların içinde yuvarlana-debelene oyunlar oynayıp, yarı ıslak ve ellerimiz -ayaklarımız soğuktan morarmış bir halde eve geldiğimizde, bütün evi ısıtmış olan kuzinenin etrafına üşüşürdük. Sobanın üstündeki ocaklardan birinde sürekli -annemlerin soba kazanı dedikleri bir kazanda- su kaynardı.

Çamaşır ve banyo için gerekli sıcak su bu kazanda bulunurdu. Diğer ocaklarda yemekler ve çaydanlıklar yer alırdı. Fırınında, annem sürekli kekler, börekler pişirirdi. Patatesleri iyice yıkayıp, kabuklarıyla birlikte fırında pişirir yerdik. Şimdi o yöntemle pişirdikleri patateslere kumpir diyorlar. Akşamları kuzinenin üstünde mutlaka kestane pişirilir, mısır patlatılırdı. Annemin yıkayıp dışarı astığı çamaşırlar genellikle donardı ve onlar da soba borusuna takılmış olan kurutma telinin üstüne asılırdı. Böylece kuzinemiz, üstünde yemekleri ve çaydanlığı, fırınında börekleri, borusunda çamaşırları ile evin en önemli ve maharetli eşyası olma ünvanını hakederdi. Aynı zamanda ekonomimize en fazla katkıyı sağlayan eşyamızdı. Daha da önemlisi, aileyi etrafında toplayan, bir arada tutabilen bir özelliği vardı.

Bugün aynı işleri, değişik eşyalarla gerçekleştiriyoruz. Hepsi için ayrı enerji, ayrı yakıt harcıyoruz. Elektrikli sobalar ya da klimalar, tüplü ya da doğalgazlı ocaklar, şofbenler hayatımızı kolaylaştırmaya çalışıyor. Ama hiçbiri kuzinenin doğallığını, sıcaklığını veremiyor. Ne dışarda kar yağıyor, ne evde çıtır çıtır sesler çıkararak kuzine yanıyor. Ben çocukluğumu özlüyorum, bugünkü çocuklara da üzülüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kuzine candır hayattır bizim oralarda üzerinde kestane pişir istersen ekmek yap. Hemde sağlıklıdır. rize kuzinesi rize sobası

Kasım Ylmz 
 20.02.2015 21:51
 

Gerçekten bizi eski günlere götürdünüz. Ben kuzine sobaların içinde börek yapmaya bayılırım.Çocukluğumda babamın bir aile dostunun dağ evine misafir giderdik.Eşi bize kuzine sobalarında börekler yapar yedirirdi.Sağolun güzel bir yazıydı.Sevgiler.

Zeynep Gülay 
 12.01.2007 23:33
Cevap :
Geçmişte yaşayanlardan değilim. Ama yenilikler de her zaman eskinin alternatifi olamıyor. Ya da eskinin doğallığını, sıcaklığını veremiyor. Kuzine de bunlardan biriydi. Çok işlevli bir eşya idi. Eğer bir gün bir köy evine yerleşirsem, evime ilk olarak bir kuzine alacağım. İlginize teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın.  14.01.2007 0:15
 

Hos geldin... Sagol, ben de cocuklugumun kuzinesine gittim. Sayende. Bence en önemli cümlen, sondan ikinci paragrafin son cümlesi... O zamanlar öyleydi. Doga hasin, ama insan sicakti. Simdiyse doga sapitiyor... Inan, benim yazlik gömleklerimin yarisi hala gardrobumda asili, kazaklarimin yarisi hala cekmecelerinde. Nerede oldu gecti mevsim degisimi, anlayamadim. Sevgiler sana.

pirmete 
 11.01.2007 23:45
Cevap :
Haklısın doğa sapıtıyor. Ama doğayı bu hale biz insanlar getirdik. Şimdi burada kapitalizm, kar hırsı vs. vs. demenin anlamı yok, sen zaten biliyorsun. Bundan sonra da daha iyiye gitmeyecek zaten, daha da kötü olacak. Ben kendi adıma değil ama çocuklarımız adına gerçekten üzülüyorum. Onlardan ödünç aldık bu dünyayı ama emaneti koruyamadık. Sevgiyle kal, güzel dostum.  12.01.2007 1:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 138
Toplam mesaj
: 34
Ort. okunma sayısı
: 1472
Kayıt tarihi
: 26.08.06
 
 

1958 doğumluyum, İzmir'de yaşıyorum. 17 yıl gazetecilik yaptım ve emekli oldum. Şimdi babamın kurduğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster