Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Temmuz '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
72
 

Labirent oyununu bilir misiniz?

Şimdiki çocuklar oynar mı bileniyorum. Oyuncak oynamanın, hele telefonlarda oyun oynamanın hiç mümkün olmadığı zamanlarda, özellikle gazetelerde "Labirent" oyunları vardı.

Bir kaç yerden girilir, lakin tek bir noktadan öteki başa çıkılır. Çıkış noktasına da bir ödül konulur, sanal yani gerçekte değil, resimde...

Türkiye'nin durumu, şu anda labirent oyununun başında, girişler tamamlanmış, çıkış noktasını aramaya çalışan bir takım adamların uğraştığı platforma benziyor.

O labirentten çıkış tek... Başka bir şansınız yok yani. Yanlış giderseniz, hep çıkmaz sokaktan geri dönmek zorunda kalırsınız.

XXX

Geçen her zamana "Tarih" olarak bakmak gerekir. Tarih ise, geçmişimizi bilmek ve geleceğimize yön vermek için bilmemiz gerekenleri bize anlatır. O nedenledir ki tarih bilgisinden yoksun olanlar, asla labirentten çıkış yolunu bulamazlar.

XXX

O zaman dönüp tarihimize bakacağız. Kendi tarihimize bakarken, dünyanın geçmişinden, yani tarihinden de kendimiz hiç bir zaman ayrı tutmak gibi bir gafletin içinde olmayacağız.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tarihi, elbette 19 Mayıs 1919 günü itibariyle yazılmaya başlamışsa da, o günlere gelişteki etkileri de gözardı ermemiz mümkün değil.

Özet olarak baktığımızda, "Osmanlı" bir hanedan idi, hakimiyeti altındaki topraklarda yaşayan millet de onlara "Teba" durumundaydı.

Gaflet içinde sürdürmeye çalıştıkları saltanatları, ülkenin geleceğini etkilemekte ve son olarak da Sevr antlaşması ile ülke talan edilmekte idi.

İşte bu noktada ulus olarak bir çarenin bulunması, vatan topraklarının kurtarılması, tebalıktan vatandaşlığa geçilmesinin sağlanması yolunda adım atıldı. Atılan adımın lideri, Mustafa Kemal Paşa idi.

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a ayak basana kadar, "Osmanlı Paşası" sıfatıyla kendini kanıtlamış, bir çok askeri başarılara imza atmış, ancak tek başına ve Osmanlı saltanatına karşı gelememişti. Çünkü saltanat yönetiminde, etkili olanların sözü geçiyordu.

Mustafa Kemal Paşa, "Çanakkale Destanı" ve ondan önceki savaşlarda ülkesinin evlatlarının yapısını çok iyi tanıma fırsatı bulmuş, emrindeki askerler ile iç içe olmuş, tanımaya çalışmış, tanımış bir komutan olarak, 19 Mayıs 1919 günü başlattığı "Kurtuluş Savaşı" adını verdiğimiz kutlu mücadelede, onlarsız her hangi bir oluşumun, hareketin başarılı olamayacağına inanmış birsi olarak, halkından destek almayı her zaman öncelikleri arasında almıştır. İşte bu nedenle 23 Nisan 1920 günü meclis açılırken, millet olarak arkasındaydık, 29 ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilirken de millet olarak arkasındaydık.

XXX

Ülkelerin geleceğinin, bilim seviyesinin yükseltilmesinden geçtiğini, bu manada uygarlığın yakalanması gerektiğinin de farkındaydı.

Diğer yandan, ülkenin saltanat döneminde neden geriye gittiğini, başarısızlığın nedenlerini de incelediğinde, hurafenin toplum içinde daha da etkili olduğunu fark etmiştir.

İşte bütün bu nedenlerle, ülkenin "Modern Türkiye" görünümüne bürünmesi için, okuma ve bilgi edinme seferberliğinin başlaması, insanların inançlarını (Hangi inanca ait ise) doğru öğrenmesi yolunda bir dizi "Devrim" sayılacak ilkeleri ortaya koymuştur.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması, dini unvanları kaldırılması, diyanet işlerinin "Laik devlet" ilkesi ile tek elden yönetilmesi, kıyafet yasası, ve harf devrimi bunların en önemlisi.

XXX

29 EKİM 1923 tarihinde ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile kuruluşunda bu yana memnun olmayanlar hiç eksik olmadı. Cumhuriyetin nitelikleri, hep onları rahatsız etti ama 1950 yılına kadar kafalarını kaldıramadılar. Kaldırdıklarında ise hep başları ezildi. Ancak o kesim, hiç bir zaman amaçlarından uzak durmadılar, hep fırsat kolladılar. Bunları bir çok örneklerini bugüne kadar millet olarak çok yaşadık.

Milletimizin en zayıf noktası, inançları...

Ülkenin büyük bir çoğunluğu Müslüman, İslam dinine mensup. Eksik olan tarafları ise, inançlarının ne olması gerektiğini "Oku" emrine uyarak okumak yerine, dinlemeyi seçmiş olmalarıdır.

İşte tam da bu noktada, cumhuriyet düşmanları ve karşı devrim heveslerini hiç yitirmeyenler, milletin bu zaafından yararlanma yolunu seçtiler.

Ülkemizde 1950 li yıllardan bu yana artarak giden irtica faaliyetleri, o hale geldi ki, devletin yönetiminde de etkili olma hevesleri ortaya çıktı. İşte bu noktada da, siyasetin ve siyasetçinin zaafları, onları 15 Temmuz 2016 günü akşamına getirdi.

XXX

Buraya kadar geçen süreçte Türkiye, aslında bir labirentin içinde, kendisine çıkış noktası aramaya başlamıştı. Kimi kişiler, çıkışın ve değişimin "Karşı devrim" ile mümkün olabileceğini savunuyor, diğer bir gurup ise, Atatürk ilkelerine sahip çıkmakla labirentten çıkılabileceğinin mücadelesini veriyordu.

Ülke, 2002 yılından itibaren, labirent içinde daha hızlı hareket ederken, hep çıkmaz sokaklarda duvarlara çarpıyordu.

Baktılar ki kapıyı bulup da orda kendilerini bekleyen "Ödül"e ulaşamayacaklar, işte 15 Temmuz 2016 günü gecesinde bir duvar deldiler ki, ödülü o duvarın arkasında sanıyorlardı.

Olmadı... O bekledikleri ödüle ulaşamadılar, çünkü deldikleri duvar ile labirentten çıkışı sağlayamıyorlardı. Yine kaldılar içeride...

Daha da önemlisi, deldikleri duvarın arkasında, oyunu takip eden hakem heyetinin (Millet) hile yoluyla oynadıklarını fark edebileceğini hesap edememişlerdi. Çünkü o kadar aklı ve feraset onlarda ne yazık ki yoktu. Akılları fikirleri, hile, yalan dolan ile bir yerlere ulaşmak idi.

XXX

Şu anda daha labirentin içinde bulunuyoruz ülke ve millet olarak...

Görülmüş ve bir kez daha kanıtlanmıştır ki, o labirentten çıkış yolunun anahtarı, Atatürk ilkelerinden, anayasanın başlangıç bölümü ile ilk dört maddesine sahip çıkmaktan geçmektedir.

İktidar ve muhalefet, "Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi ile aynı zamanda anayasanın başlangıç ve ilk dört maddesine sahip çıkarsa, ancak labirentten çıkarlar.

Biz labirentin dışında bekliyoruz. Hile yapanı asla affetmediğimizi, millet olarak gösterdik. Her ne kadar düşünce ve inanış olarak farklılıklarımız var ise de, konu vatan ve geleceğimiz olduğu zaman asla affımızın olmadığı bir kez daha MİLLET olarak ortaya koyduk.

XXX

O zaman, siyasilere şunu diyoruz: Siyasi emellerinizi gerçekleştirirken, temel konularda sapma olmasın. Talep ediyoruz ve gelecek için daha bir dikkatli olacağımızı, alenen ortaya koyuyoruz ve beyan ediyoruz.

Bu cümleden olarak son sözümüz, klasik deyim ile, 23 nisan 1920 tarihinde ilkeleri benimsemek, 29 Ekim 1923 tarihindeki ayarlarımıza geri dönerek yeniden yapılanmamız gerekmektedir.

Çünkü bu ülke, birilerinin deneme-yanılma ile yöneteceği bir ülke asla değildir.

29 TEMMUZ 2016 

Çiğdem Timur, Ersin Kabaoglu, Ohannes bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 908
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster