Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1004
 

Lablace’in şeytanı gözüyle, insan ve politika!

Lablace’in şeytanı gözüyle, insan ve politika!
 

http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.artexpertswebsite.com/pages/artists/artists_a-k


Alacağı kararlarda belirleyici unsur ne idi gerçekte? Yaşamın kendine özgü o akıp giden kurgusunda önüne çıkan “özel” şartların kendisini almaya mecbur bıraktığı tavır ve duruşları kendi derinliği içerisinde yaşattığı ve aslını sorarsanız kendisinin dahi tam olarak emin olamadığı o, olası kimlik sahiplenmelerinden acaba hangisine karşılık gelmekte idi? Yaşamdan beklentilerine göre şekillenen tercihleri ve bunların toplamıyla kendisine ilişkilendirilen kimliği gerçekte hangi oranda içerisinde yaşatıp üzerine titrediği o “ ben” e ait birer gerçeklik olabilirdi? Gelecek zamanlarında olası bir “ben”i vardı. İçinde bulunduğu şu zaman diliminde basiret ve görüşüne kapalı olan ve asla doğruluğundan emin olamayacağı gelecekte ki eylemleri, niteliği belirsiz birer muamma olarak şimdiden beklemekte idi kendisini. Yüzünün kızarmasına neden olacak eylemleri olmamışsa dünden bugüne, bu belki de kendi aldığı kararların doğruluk yüzdesinin baskın çoğunluğundan öte tercihlerinin doğru bilinen değerlerden sapmasına neden olabilecek alınması zorunlu, kaçınılmaz bir takım müşküllerle henüz karşılaşmamasına bağlı olabilirdi. Peki ya aramızda sıradan birer insan olarak yaşamakta iken bir sabah uyandığımızda karşımıza suçlu biri olarak çıkıveren insanların durumuna ne demeli? Şartların, içindeki o kötü “ben” ile kendisini yüzleştirdiği talihsiz biri olarak mı bakacağız kendisine? Kendimizi avutmak için “ iyi bir insandı ama ..” şeklinde başlayan yargılamalarda mı bulunacağız? Ya da “ bu suça duyulan yatkınlık aslında irsi bir olgu imiş..” diyerek başkasının talihsizliğinden ders alacak yere çok bilmişliğimizi ortaya koymak için bunu bir fırsat olarak mı kabulleneceğiz? Ya ideolojik temelli suçlara ne demeli? Birilerini yargılamaya duyduğumuz kuvvetli ihtiraslarımız, bizde hangi yetiştirilme kusurlarının bir karşılığı olarak gösterir kendisini? Güç ve otoriteye sığınma, kendini bununla ifade etme isteği, varlık nedenimizi tanımlamaya yeterli olabilir mi şu kısacık yaşamda? Ya da birilerinin gözüne girme isteği ile sureti haktan görünerek başkalarının menfaati adına avazı çıktığı kadar bas bas bağırmak ve buna liberal bir kılıf bulmak..? Şu var ki, Lablace’in Şeytanı, insanlar arasındaki huzuru, dayanışmayı, hoşgörüyü ortadan kaldırabilecek her tür politik manipülasyonu en az bunun duayeni olan bizler kadar mükemmelen bilmekte imiş meğer…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 177
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 1192
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

1965 Almanya doğumluyum. Atatürk üniversitesi İlahiyat fakültesi mezunu olup, öğretmen olarak çalışm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster