Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

10 Mayıs '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
292
 

Laflama

Laflama
 

Zalimdi zaman adlı ilk romanımı basımı tamamlanıp bir hastane nöbetimde kargo şirketi bana ulaştırdığında kitabımı yeterince inceleme şansı bulamamıştım. Ertesi gün sabah saatlerinde romanımın sayfalarını karıştırırken 34. sayfadan başlayarak bir bölümün kesilmiş olduğunu gördüm. O bölümlerin nasıl olupta yayınevinin dahi haberi olmadan çıkarıldığı-sansürlendiğini- ve çaktırmadan kesilen bölümden sonrasının giriş paragrafına eklendiğini bugün bile anlamış değilim. Sonraları eksik bölümün roman üzerinde çok fazla etkiselliğinin olmadığını düşünerek avundum ama geçenlerde o sansürlenen bölümü yeniden okuyunca romanımın nasılda katledildiğini, üstelik ilk sayfalarda oluşan kopukluğun okuyucunun kafasını karıştırarak kitaptan soğuttuğunu daha iyi görebildim. Tek avuntum, olaki kitabım ikinci baskı yaparsa eksik bölümü ekleyerek yayınlama düşüncesiydi. Şimdilik böyle bir olasılık görülesi değil.

Hain bir dünyada yaşıyoruz. Yaşam kontrolünü insiyatifle kaybettiğiniz an başka hayatlara yer açmaya başlıyorsunuz. Var olma nedeniniz sizi kuşatan tekdüzeliğin sabırla ve yaşama refleksiyle nefes alabilmenin şükürlerine kendini terkeden zamanların boşluğana bırakıyor. Lafım gelecek nesillerin şimdiden muhafazakarlaşması, kadercileşmesi, korkaklaşması, kabullenici olmaları ve sorgulama yeteneklerini köreltmelerine. Gelecek nesilllerle sıkıcı ve lümpen bir hayatı paylaşmadan miadımızı dolduracağımıza sevinmeli miyim, bilmiyorum. Ama şunu biliyorum; gelecekteki dünya daha kaba, daha sanattan ve incelikten uzaklaşmış, yaşamlarını güce ve güçlülere teslim eden içi boşaltılmış hayatların dünyası olması daha olası geliyor bana. Bu yürünen süreçte kabulleneci kitlenin gençleşmesi, kaderciliğine bir örnekti benim de sessiz tavrım.

Sonraları bende kesilen bölümü burada yayınlama fikri oluştu. Ancak bunun da anlamsızlığı düşüncelerime yerleşti ve vazgeçtim.

***

18 yy da kadınların balo kıyafetlerini kafanızda canlandırın. 60 kg’ma yakın ağırlıkta elbiseleri giymek zorunda kalan kadınlar her nekadar estetik duruş sergileseler de, günümüzde hiçte pratik olmazlardı. Daha sade ve hafif giyinen günümüz insanı bize şunları soruyor: daha düne kadar sevgilisinin saçını nasıl bağladığını sayfalarca ballandırarak anlatan veya bir odayı tüm ayrıntılarıyla size tasvirleyen sıkıcı anlatımların günümüz gerçekçiliğindeki yeri neresi? Veya bildiğiniz tüm birikimlerinizi yazdığınız romanın içine koymayı “yüce anlatı sanatı” diye düşünmenin kitapların her geçen gün değersizleştiği hızlı dünyada yeri neresi?

Bir kitapçıdan rastgele on tane roman alın. İlk dikkatinizi çekecek olan şeyin size bol bol anlatan bir anlatıcının bencilliği olacaktır. Sürekli size anlatacaktır; olayları, kişileri, çevreyi, imgeleri… Herşeyin cep telefonlarına girebildiği bir çağda bu kadar "benmerkezci bilgiçlik" yerine anlatımdan çok, kahramanların, yazarın baskısını hissetmeden kendilerini anlatmaları daha doğru olurdu. Gelecek, klasik roman anlayışı diyecekleri bu benzer dünyanın yerine aksiyonu yüksek, diyalogların çok daha yoğun, kelimelerin daha değerli olduğu günler olacaktır.

Çok güzel yazıyor olabilirsiniz, ama siz taklitçiyseniz kelimeler sizi bir roman boyunca kovalamayabilir. Bütünlük içinde yürümek ayrı bir yetenektir. O yüzden her yıl ülkemizde üç yüzün üzerinde roman yazılıyor ve birbirine benziyor. Ülkemizde artık roman, ticari kazanç peşinde koşan "yeteneksiz bilgiç anlatıcıların" ellerinde aynılığı yaşıyor. Yazık!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 535
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster