Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
248
 

Laiklik her derde deva mıdır?

Laiklik her derde deva mıdır?
 

TBMM Genel Kurul


Haberler de olmasa nerede ve ne gibi çelişkiler içinde yaşadığımızı anlayamayacağız.

İyi ki çağın da gerekleri çerçevesinde yoğun bir bilgi akışı var.
 
Nerede ne tür şartlar altında yaşadığımız az çok belli olsa da ne gibi çelişkiler içinde yaşadığımızın ortaya çıkarılabilmesi pek de kolay olmasa gerek.
 
Kimi olaylar ile kimi sözler karşısında: Ya deme be! Bu da nereden çıktı! Ağzına sağlık! Bir bu eksikti, demek zorunda kalıyoruz. Kimi karşı çıkışlar için de: Ağzına sağlık! Taşı yine gediğine koymuş! Söz ola beri gele! Az bile söylemiş! Yine iyi bir öğüt almış seninki, türünden sözler içerisinde geçiyor günlerimiz.
 
Bildiğimiz gibi yaşadığımız günlerdeki en önemli süreçler birbirini kovalıyor. Her şey birbirine ekli. Her şey bir diğerinden kolay kolay ayrılamaz. Toplumsal etkileşimin bütün boyutları ile kamuoyunu sarsmaya başladığı aylar içinde her türlü çelişki de boy göstermekten geri kalmıyor. Ne yazık ki çok daha ciddi olmasını dilediğim ‘siyaset’ en umulmadık biçimlerde kendisini gündemde tutmanın yollarını buluyor. Bu açıdan kimi siyasilerin konuşmalarına az da olsa kulak kabartmak yeter de artar bile.
 
İçinde yaşadığımız son aylardaki en tartışmalı konular bilindiği gibi:
Terörle Mücadele
KCK Yapılanması
Kardeşlik Projesi
Ergenekon ve Balyoz Soruşturmaları
Fransız Parlamentosu’nun Ermeni Yasası
Suriye’deki İsyan
BM'in Rusya ile Çin destekli Suriye Vetosu
Irak’taki Bölünmüşlük
48. Münih Güvenlik Konferansı
Iran’la Doğal Gaz İhtilafı
Arap Baharı
Komşularımızla Sıfır Sorun Açılımı
Paul Aster Tartışması
Gizli Anayasa olarak da nitelenen TBMM İç Tüzüğü tartışmaları gündemimizden düşmüyor.
 
Bir türlü kuvveden fiile çıkamayan yeni Anayasa tartışmaları çerçevesinde  gelişiyor.
Sorunlar arsında kim hangi işlere aday olabilir ya da işsizlik ve öğretmen atamaları ile Cari Açık gibi iktisadi konular da milyonlarca aile ocağında tartışılıyor olsa da siyasiler bu konulara pek ilgi göstermemekte.
 
İşte kamuoyunda bu tür konular tartışılırken TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek hukukçu kişiliğini konuşturmuş yine. Anadolu Ajansı’ndan öğrendiğime göre:
 
‘TBMM Başkanı Cemil Çiçek, laiklik ilkesinin, inanç ve kültür farkı gözetmeksizin temel insan haklarını güvence altına alan vazgeçilmez bir Anayasa hükmü olduğunu’ açıklamış.
 
Sayın Çiçek, laiklik ilkesinin Anayasa'ya girişinin 75. yılı dolayısıyla yayımladığı mesajda, Anayasa'da Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerinin ‘demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti’ olarak belirttiği konuşmasında aşağıdaki görüşlerini de açıklamış.
 
Çiçek: Laiklik toplumsal barışımızın sigortası
 
‘Cumhuriyetin kuruluşundan (14) yıl sonra Anayasa'da yer alan laiklik ilkesinin millet tarafından büyük bir içtenlikle benimsendiğini ve toplumsal yaşam biçiminin bir parçası haline geldiğini belirten Çiçek:
 
‘Ülkemiz, zengin medeniyeti ve yüzyıllara uzanan tarihinden gelen kültürel birikimiyle farklılıklarını barış içinde bir arada yaşatmayı başarmıştır. Yüzyıllara uzanan devlet ve millet tecrübemizin bir sonucu olarak Anayasamıza giren laiklik ilkesi de inanç ve kültür farkı gözetmeksizin temel insan haklarını güvence altına alan vazgeçilmez bir Anayasa hükmüdür. Bu hüküm aynı zamanda toplumsal barışımızın sigortası olarak birlikte yaşama kültürümüzü güçlendiren bir unsurdur. Bu yönüyle ayrıştırıcı olmaktan çok birleştirici bir hüviyete sahiptir. Bu düşüncelerle laikliğin Anayasamıza girişinin 75. yılını kutluyorum’ diyerek bitirmiş.
 
TBMM Başkanı Sayın Çiçek Arap Baharı esintisine kapılarak yakında Kahire'ye gidecek olsa ne gibi tepkiler alabilir, düşünmek bile istemiyorum. Bilindiği gibi Başbakan Sayın Erdoğan geçen yıl Eylül ayında Kahire’de  Mısır'daki Dream TV'ye verdiği röportajda şu açıklamalarda bulunmuştu:
 
'Laiklik kesinlikle ateizm (dinsizlik) değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Ben Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir. Müslümanlar iktidarda olduğunda, Hrıstiyanlar, Yahudiler ve ateistlere de eşit yurttaşlar olarak saygı gösterilmelidir. Laiklikten korkunuz olmasın. Umarım ki Mısır’da yeni rejim laik olacaktır.’
 
Seksen (80) milyonluk nüfusa sahip olan Mısır'da nüfusun yüzde (7)'si Hrıstiyanlar oluşuruyor. Mısır'ın yürürlükteki anayasasında devletin resmî dininin İslam olduğu belirtiliyor.
 
Sayın Erdoğan’ın bu konuşması ile içine girilen ‘demokratikleşme’ sürecinde  Mısırlılara ‘laiklikten endişe duymamalarını’ tavsiye etmesini eleştiren Müslüman Kardeşler, Türk hükümetini ülkenin iç işlerine karışmakla suçlamıştı.
 
El Ahram gazetesine konuşan Müslüman Kardeşler'in sözcülerinden Mahmud Guzlan, 'Başka ülkelerdeki deneyimler, Mısır'a kopyalanamaz. Türkiye'de laik bir devletin kurulmasına neden olan koşullar, Mısır'daki koşullardan farklıdır' ifadelerini kullandı.
 
Gül: Millet Cumhuriyetin diğer niteliklerinin yanında bu ilke üzerinde de güçlü bir anlayış birliği içindedir
 
Türkiye Cumhuriyeti’nde laiklik ilkesinin 1937’de Anayasa'ya girmesinin 75. yıl dönümünde bir yazılı açıklama yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ‘milletin, Cumhuriyetin diğer niteliklerinin yanında bu ilke üzerinde de güçlü bir anlayış birliği içinde olduğunu’ belirterek şu açıklamada bulunmuş.
 
Bugün değiştirilen pek çok maddeleri ile yürülükte olan 1982 Anayasa'nın 2. maddesinde laikliğin ‘her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması’ anlamına geldiğinin belirtildiğini ifade eden Sayın Gül:
 
‘Laikliğin ikinci yönünü din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması oluşturmaktadır. Anayasa'nın 24. maddesinde, kimsenin, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini din kurallarına dayandırma amacıyla, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemeyeceği ve kötüye kullanamayacağı belirtilmektedir.’ 
 
Gül: Kanun önünde eşitlik her türlü kimlik tercihinin de saygı görmesi ve korunması demektir
 
‘Laiklik ilkesi gereğince devletin bütün dinler karşısında tarafsız olması, bütün din mensuplarına ve dini inancı olmayanlara eşit davranması zorunludur. Bu zorunluluk Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen herkesin din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu hükme bağlayan eşitlik ilkesinin de gereğidir. Kanun önünde eşitlik, bireyin bütün değerlerinin ve her türlü kimlik tercihinin de saygı görmesi ve korunması demektir.’ 
 
Laiklik bir özgürlük ilkesi olduğu gibi toplumsal uzlaşma ve barış ilkesi olarak da görülmelidir
 
‘Aslolan, herkesin ve toplumun her kesiminin haklarını korumak olduğundan, laiklik toplumsal barış açısından önemli bir işlev görmekte ve herkesin eşit bireyler olarak toplumsal hayata katılmalarına imkan sağlamaktadır. Bu sebeple, laiklik bir özgürlük ilkesi olduğu gibi toplumsal uzlaşma ve barış ilkesi olarak da görülmelidir. Laiklik ilkesinin kabul edilmesinin 75. yıl dönümünde, Cumhuriyetimizin niteliklerinin milletimizin birlikte yaşama iradesini güçlendirmeye devam ettiğinden hiç kimsenin şüphesi bulunmamaktadır.’ Açıklamalarında bulunmuş.
 
TBMM’de önümüzdeki aylarda tartışmaya açılacak olan Yeni Anayasa Tartışmaları kapsamında bakalım bu kadar dallı budaklı açıklamaları bulunan Lailklik İlkesi ne gibi tartışmalara yol açacaktır.
 
Bu durumda AB yolunda olduğu kadar demokrasi yolunda da ileriemek azim ve kararlılığında görülen Hükümet sanırım yeni Anayasa tartışmaları sürecinde Anayasanın 2. Maddesinden pek taviz verecek gibi görünmüyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli yazarım, akıl ve bilinç her derde devadır. Laiklik, dindarlık, ateistlik tartışmaları karmaşa yaratmaktan başka bir işe yaramaz. İnanç olayı kişinin iç dünyasındaki manevi bir olaydır. Konuyu bütünüyle içine alan, "insanî" boyuttan bakarsak, başkalarına zarar vermeden herkes kendi yaşamını sürdürmelidir. "Ben dindarım, sen dindar değilsin, o ateist" düşünceleri yanlış. Bana göre, ben ne kadar insanım, biz ne kadar insanız? http://blog.milliyet.com.tr/ne-kadar-insaniz-/Blog/?BlogNo=346104 "İNSAN OLMAK" yetiyor değerli yazarım. O zaman muhatabın inançlarına, değer yargılarına ve tüm kutsallarına saygı oluşur.Selam ve saygılarla...

Yurdagül Alkan 
 06.02.2012 13:01
Cevap :
Yurdanur Hanım açıklamalarınız için teşekkürü bir borç bilirim.İnsan Olmak bağlamında da yapılması gereken binlerce iş var hepimiz için.Yaratanımız OKU derken evrensel bir çağrıyı da ortaya koymuştur.KUR'AN sürekli olarak Ey İnsanlar, Ey İnananlar diyerek herkese seslenmiyor mu?'ALLAH katında DİN yalnızca İSLÂM' olarak nitelendirilmişken kimi Batıcıların Arap,Fars ve Türk İslam Tarihinde görülmemiş bir kavramlaştırma ile Batı yanlılığı uğruna 'dinlerarası dialog' sürecinde ikbal-istikbal için arz-ı endam eylemekte olduklarını da üzülerek görüyorum.Çoğunun içi boş Batı yaftaları ile düşünme çılgınlığına kökten karşıyım ben.Batı'nın ilmini alacağız Mehmet Akif'in yazdığı gibi ne ki bulandırılmamış biçimi ile İslâm Ahlâkı da bizim en kutsal değerlerimizdendir.Onun dediği gibi:Müslümanlık nerde?Bizden geçmiş insanlık bile!Bu bağlılığımızı da ancak Ona karşı duyduğumuz 'takva' belirler.Kimi cücelerin 'teknik olarak' belirlemeye çalıştığı bazı saptamalar saçmalıktır. En içten saygılarımla  06.02.2012 15:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster