Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
464
 

Laiklik neden tehdit altında?

Laiklik neden tehdit altında?
 

18. yüzyılın ortalarından itibaren, ortaçağın karanlık dehlizlerinden sıyrılıp gelen insanlık, kendine modern zamanların kapılarını açan anahtarı “akıl”da bulmuştu. Yüzyıllarca, dinlerin katı yorumlarının batağına saplanan insanlık, Avrupa’da Reform, Rönesans süreçleri, geri kalan dünyada ise uluslaşma süreçlerinin bir parçası olarak, kendisinin de birey olduğunu fark ettikçe, yaratıcı bir sürece doğru yelken açmaya başladı.

Akılcılığın rotasında gelişen bu süreçle, insan ve inanç ilişkisinde, inanç hayattaki gerçek ve anlamlı konumuna yerleştirmiş oldu. Bu konum her zaman için bir tartışma meselesi olagelmiştir. “Din, eğer yaratıcıya ait bir kurallar manzumesi ise, bu kurallar insanın tüm yaşamına kapsaması gerekmez mi?” sorusu, halen de insanların zihninde cevap verilmesi zor bir soru olarak beliriyor.

Elbette, cevap vermekte zorlanan insanlar, beşeri kurallar ile ilahi kurallar arasında sıkışan, aklı ön plana alsa da, inancından taviz vermek istemeyen kişilerdir. Aksi durumda, köktendinci olarak adlandırılan insanlar için bu sorunun cevabı, oldukça net ve kısadır. Bu insanlar için, dinin kuralları her şeyin üzerindedir ve insanlar tarafından koyulacak olan her kuralda, ancak dinsel bir kaynaktan güç aldığı takdirde geçerli olabilecektir.

Dünyamızda, inanan ve inanmayan insanların bir ayrımından bahsedebileceğimiz gibi, inanan insanlar arasında da, daha güçlü ve daha çetrefilli ayrımların olduğu ayrı bir gerçektir. İnanan bir insanla inanmayan insanın tartışma zemini son derece net ve tartışma içeriği de aslen son derece felsefi olabilmektedir. Ancak ne yazık ki, farklı inançlar arasındaki mücadeleler genellikle fikirsel zeminlerin dışında ve şiddet içerikli olarak gerçekleşmektedir. Ne gariptir ki, dinler arası veya mezhepler arası fikir ve inanç ayrımlarında taraflar, inançsız insanları, karşıt inançlı insanlardan daha fazla kendilerine yakın görme eğiliminde olurlar.

İnançlı olanla olmayan, daha sonra da farklı inançlara sahip insanların bir arada yaşamaları açısından, insanlığın, geliştirdiği en modern yönetim şekli olarak laiklik ön plana çıkmıştır. Ancak laiklik, yürürlükte olduğu dönemlerde, inançlılarla inançsızlardan çok, farklı inançlara sahip insanlar arasında bir uyumun oluşmasının ve beraber var olabilmenin çözümü olmuştur.

Laikliğin, fikirlerde ön plana çıktığı dönemler ile ülke yönetimlerinde yer edinme süreçleri sancılı yaşanmıştır. Çünkü laiklik, öncelikle dinlerin iktidar mekanizması olma işlevini kaybetmeleri anlamına gelmekteydi. Bir inancın iktidar olmaması ise, özellikle dinsel nitelikleri ile ön plana çıkan insanlarında, toplumdaki belirleyici konumlarını kaybetmelerine neden olmaktaydı. Artık bir dinin temsilcisi olarak, doğrudan bir ülkenin yöneticisi veya yöneticilerinden birisi olmak anlamını gelmiyordu. Bu da, tüm gelişen süreç boyunca laiklikle dinin, bir iktidar mücadelesi içine girmesine ve laikliğin inançsızlık olarak algılanmasına/algılatılmasına yol açmıştır.

Özellikle de, inançlı insanların yoğun olarak yaşadığı ve inanç türünün homojen olduğu ülkelerde, insanların zihinlerinde, laiklik algılanmakta zorlanan bir uygulamaya dönüşüyordu. Herkesin inançlı olduğu bir toplumda, devletin dinsel bir niteliğinin olmaması oldukça anlamsız gözüküyordu.

Ancak Laiklik, dinlerin kendisine yönelik tüm olumsuz çıkışlarına ve inançların katı yorumlarını benimseyen kesimlerin tepkilerine karşın modern ve demokrasiyle yönetilen tüm ülkelerinin yazılı ve fiili hukuklarında yer edindi.

Bu süreçte en etkili olan şey ise, dinin bir inanç kimliğinden sıyrılarak, bu dünyaya dair bir iktidar ve yönetim aracı olmasının insanlığa, refahı, zenginliği, özgürlüğü ve barışı sunamamış olmasıydı. İnsanların, dinin ve din adına karar verici kişilerin tüm emir ve kurallarını yerine getirdikleri ve dinin tüm toplum yaşamını sarıp sarmaladığı dönemler, insanlar için açlık, sefalet, esaret ve savaş yılları olmuştu.

Gelişen burjuvazi ve kapitalist dönemin de etkisi, buna müteakip özgürlük, demokrasi, insan hakları temelli fikirsel aydınlanmacı süreç, dini bir yönetim mekanizmasından bir inanç sistemine dönüştüren adımların atılmasına yol açtı.

İnançların çok köklü geçmişleri, etkili ve güçlü söylemleri, laikleşme sürecinin her aşamasında sorunlar çıkarmıştır. Bu sorunlar daha çok, beyinsel ve düşünsel değişimleri tam anlamı ile yaşayamamış ve içselleştirememiş ülkeler ile dinsel bir yönetimden daha fazla huzur, refah ve barış vaat eden ama bu vaatlerini gerçekleştiremeyen ülkelerde yaşanmaktadır.

Ne yazık ki bu ülkelerden birisi de, kendi ülkemizdir.

Öncelikle laiklik uygulamasının, hazmedilerek yaşanmış bir sürecin sonunda başlamadığını görmemiz gerekmektedir. Ancak yine de, her ne koşulda olursa olsun, Türkiye Cumhuriyetinin Laiklik temelleri üzerinde kurulmuş olmasını, bu ülke ve toplum adına ilerici bir adım olarak değerlendirmek durumundayız. Cumhuriyetimizin kuruluşunun, yalnızca laiklik uygulamasında değil, çok farklı hususlarda da sancılı bir geçişe sahne olduğu bir gerçektir ve toplumlar belirli zaman dilimlerinde bu şekilde ani sıçramalara da ihtiyaç duymaktadırlar.

Ancak, gelişme eğilimine geç giren, kuruluşundan itibaren yeterli sermaye, işgücü, eğitim ve entelektüel birikimlere sahip olmayan Cumhuriyetimiz, ne yazık ki, gelişen süreç içinde birçok konuda olduğu gibi, laiklik konusunda da çarpık bir anlayışa ve hatalı uygulamalara sahne olmuştur.

Ancak en kötüsü, dini bir iktidarın yerine ve daha iyi bir gelecek vaat ederek yola çıkan Cumhuriyetimiz, ne yazık ki, muasır medeniyet hedefinden, şu veya bu nedenlerle uzakta kalmış ve geniş halk kesimlerinin taleplerini yeterince karşılayamamıştır.

Güçlü bir düşünsel sürecin yaşanmamış olması dolayısı ile inançlı kesimlerin zihinlerinde hala var olan dine dayalı yönetim alternatifi, fakir ve temel ihtiyaçları karşılanamayan insanların içerisinde gün geçtikçe örgütlenmiş ve artık, Cumhuriyetin kendi yönetim kuralları içerisinden ilerleyerek iktidara yeniden talip olma pozisyonuna erişmiştir.

Bu sürece, ülkemizdeki laiklik anlayışının yanlış yorumlanması ve inançlı insanların kendilerini düzenden yalıtılmış hissetmiş olmaları bir etken olduğu kadar, fakir halk kesimleri içinde yeni bir alternatif arayışının da katkısını göz ardı etmemek gerekmektedir.

Ancak, tüm bu kendi öznelimizde yaşanan aksaklıklara karşın, dünya genelinde de, ülke yönetimlerinde laiklik anlayışlarında bir geri adım atıldığının ve köktendincilik olarak adlandırılan ve dini tüm bir yaşam kurgusu olarak algılayan yorumlarında güçlendiğini görmemiz gerekiyor.

Bunun başını da, dünyamıza gerek ekonomik, gerek ideolojik, gerekse de askeri anlamda yön veren ABD çekmektedir. Evangelist mezhebinin ülkedeki tüm yönetim mekanizmalarında ağırlığını koyduğu açıkça görülmektedir. Katolik inancının dini merkezi olan Vatikan’ın da ortaçağdan bu yana gerek ekonomik gerekse de siyasi olarak en güçlü olduğu dönemi yaşandığını rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Ancak bu küresel köktendincilik sürecinin, ülkemizdeki eğilimlerden farklılıklar taşıdığı aşikâr olmakla beraber, ülkemizde laiklik taraftarları ile laik karşıtlarının mücadelesinde, laiklik karşıtlarının elini güçlendirdiği bir gerçektir.

Ancak bu küresel yükselişe geçen ve inanç kimliğinden sıyrılıp, yeniden iktidar olma yeteneğine kavuşan dinin, tüm dünyaya hiç de daha güzel bir dünya vaat etmediğini şimdi daha fazla dile getirmemiz kaçınılmaz bir zorunluluk gibi gözüküyor. Buna ilk olarak, kendi ülkemizdeki laikliğe, ama daha akılcı, insani ve yönetilebilir bir anlayışı talep ederek, sahip çıkmak gerekiyor.

Foto: http://www.fotografim.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1721
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster