Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
450
 

Laiklik yorumu

Laiklik yorumu
 

Işıklar içinde yat Ey Şanlı Gazi


30 Ağustos ve Laiklik

250 yılı aşkındır aralıksız süren harpler.
Hep yenilgi, hep acı, hep ızdırap ve sefalet.
Arada bir soluk alma fırsatı yok ki toparlanalım.

93 harbiyle başlayan felaket dizisi ise her cephede korkunç.
“… göç göç oldu, göçler yola dizildi… uyku geldi ela gözler süzüldü…”
Sadece Erzurum’u anlatmıyor.
Balkanların her cephesi, ege adaları, Kanal bölgesi,
Yemen, Hicaz, Basra, Trablusgarp, Çanakkale, Kafkasya,
Birinci dünya savaşı… ve İştiklal savaşı...
Her taraftan saldırıyorlar.
Her millet saldırıyor.
Dünyanın en güçlüleri saldırıyor, organize ediyor, donatıyor, saldırtıyor.
Kararlılar Ön Asya’dan sürecekler.

250 yıldır dayanma, her şeye rağmen ayakta kalma mucizesini sürdürüyoruz.
İmparatorluğun paylaşımı kolay olsaydı, paylaşabilselerdi, bu süre de çoktan sona ererdi.

Avrupa’da Rönesans reform, endüstri devrimi gerçekleştirilirken, bizdeki yobazlar dinimizi kasıtlı ve amaçlı olarak menfaatleri doğrultusunda öylesine sapkın şekilde kullanarak toplumu yönlendirmişler ki oluşturulan körlük ve bağnazlık ortamında ilime, bilime, teknolojiye, endüstriye sırt dönülmüş bunlar, gavur işleri sayılmış ve külliyen günah ilan edilmiş.
Okullar, sadece dini öğretim yapan medreselerden ibaret sayılmış.
Orada da İslamiyet ile Arap örfü ve kültürü birbirine karıştırılmış.
Dini, dine ihanet eden bir öğreti haline dönüştürdükleri gibi çağdaş eğitimin yapılmasını da engeller hale getirilmiş. Sonuç ise her alanda geri kalmışlık, çaresizlik, yıkıntı, çöküntü, acılı göçler ve her alanda yaşanan sürekli kayıplar.

Bu korkunç tablo karşısında bazı yenilikçi padişahlarca yapılmak istenen reformlar, özellikle eğitim ve askeri alanda öncelikle ele alınmış ancak bunlar da ya İstanbul’la sınırlı kalmış ya da yobazlığın engeliyle yeterince gelişememiş.
Bazı aydınların çabaları da engellenmiş ve çoğu çaresizliğe karşı söylenmiş söylem düzeyinde kalmış.
Eh bunca eksikliğin bir cezası da olmuş...
Yok olma sınırında Sevr'ekadar gelinmiş...

İstiklal savaşı bir Anadolu hareketidir.
Yediden yetmişe topyekün bir harekettir.
Yokluk, açlık, donanımsızlık, eğitimsizlik, bilgisizlik,
kolera, frengi, sıtma verem gibi hastalıklar,
isyanlar, eşkıyalar, asker kaçakları, İşgalcilerin yanlıları ve ajanları ile
hilafet ve saltanatı da kullanarak yaptıkları baskılar ve engellemeler.
Bunlar yetmiyormuş gibi bir de Anadolu’yu çöle çevirerek açlığa mahkûm eden çekirge afeti.
Silah yok, cephane yok, haberleşme yok, organizasyon yok, ordu yok, yok yok…
Öyle çok yokumuz var ki... saymakla bitmez.

Bir avuç vatan evladı imanla, inançla, inatla, kararlılıkla ve ne yaptıklarını bilerek Atatürk’ün etrafında toplanmış. Bu gün neler olduğunu değerlendirebilmek için Nutkun mutlaka okunması,
Eski meclis tutanaklarının incelenmesi gerekir.
Savaşılan sadece işgalci dış düşmanlar değildir.
Önce içteki düşmanlarla başa çıkmak gerekmiştir.

Savaşılan işgalci güçler sadece Yunanlılar, Ruslar, Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar da değildir.
Batıda Yunan üniforması giydirilmiş ve Başta İngiltere olmak üzere batılıların üstün silahlarıyla donatılmış Rumlar, Doğuda ise Rus ve Fransız üniforması giydirilmiş ve donatılmış Ermeniler diğerlerinin yanında bu trajedinin baş aktörleridir.

Ve ilahi mucize gerçekleşir.
Mustafa Kemal ve silah arkadaşları imkânsızı başarırlar.
Ne yaptığını bilen bu kararlı inançlı insanlar harbin en yoğun olduğu dönemde cepheden gelerek Milli Eğitim Şurasını, İzmir İktisat Kongresini toplarlar.
Daha eski meclis binasını çatısı akarken, vekillerin oturacağı sandalye bile yokken Konservatuarın kurulması emri imkânsızlığa karşı bir ironidir.
Bu, ne yaptıklarını bilen inançlı, imanlı insanların kararlılığının ve inancının göstergesidir.

Eşsiz dahi önderimiz, Atamız eğitimde, yönetimde, ekonomide, toplumsal yaşamda ve yeni devletin felsefesinde cumhuriyetten, laikliğe, geometriden dinin yorumuna kadar her konu da en mükemmelini düşünmüş, planlamış ve sosyal yaşama sokmuştur.
Yeni devletin yönetim yapısı, dünya görüşü, devrimler ve ilkeleri bu gün hala peşinden koştuğumuz vazgeçilmez değerlerimizdir.
Bunların hepsi devletimizi kuranların inanç ve kararlılığı içinde korunmalı ve yaşatılmalıdır.

Bu değerlerin en vaz geçilmezlerinden biri de Laiklik prensibidir.
Bu lafı bu gün kendine göre anlamlandırarak tahrip etmek isteyenler var.
Laiklik, bireye inancı gereği tam tam çalıp dönüp kafayı bulma hakkını vermediği gibi bu tür abuk yorumlarla da ilgisi bulunmamaktadır.

Laiklik kavramı ; “din olmaksızın” şeklinde yorumlanarak
“inancın Tanrı ile insan” arasında olan bir ilişki olduğu hususu dinimizin de emrettiği şekilde ortaya konulmalıdır.
Bunun işlevsel açınımı da; “siyasi erkin gücünü dinden almayacağı”,
“dinin siyasi erk tarafından referans kabul edilmeyeceği”
ve
“inançların kamusal değer olamayacağı”
vb. şekillerdedir.

Bunun dışında laikliğe aranacak tanım arayışları, bu kavramın içini boşaltarak anlamsızlaştırma ve işlevsizleştirme ile kavramın kendi özel amaçları doğrultusunda kullanma çabalarıdır.
Yani laiklik bazılarını dediği gibi sadece inancın teminatı olarak ele alınırsa, birilerinin kardığı “bu hamur daha çok su kaldırır” hale gelir.

Bu anlamda herkes duyarlı olmak durumundadır.
Şu gerçekleri unutmayalım.

1. Herkesin kendi çapında yapabileceği bir şey vardır ve herkes kendine düşeni yapmalıdır.
2. Hiç kimsenin koşulları, istiklal harbinde yaşanan koşullardan daha imkânsız değildir.
3. “Karanlığa taş atarak”, bir şeyler yapıyormuş gibi gözükme ve “tatlı su demokratlığı” yapma lüksü ancak diğerlerine hizmet eden bir ayrıcalıktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ya akıl aranır ya da araması sevilir, kulanılacak sanılırken. Güncende yazdıklarından bir nebze içebilmek, kelimelerine dokunabilmek... ya da bunları yaptığını sanmak. Çok misafirin olacak; muhalif olan, destekçin olan, en tehlikelisi yardakçın olan. Ne iyiye ne de kötüye aldırmadan, "oldumu acaba ?" demeksizin, yaz. Yazdıkça; göğün bu kadar mavi, denizin bu kadar derin, toprağın bu kadar yeşil olduğunu görüp, belki serhoş belki de sarhoş olursun, kimi zaman kendin bile buna şaşarak. Sık belinden, fışkırt aklını. Taşanlar kenarından süzülüp heba olmasın, savurt çoraklaşmış mezralara.... Nasipleneceklere, umudu yitirmemişlere yolla kısmetlerini.... Yolun açık, bu kesin. Sen asıl umudu, sevgiyi sıcak tut. Gerisi zaten aydınlık... Sevgilerimle... ahb

haluk basaklar 
 01.09.2007 13:19
Cevap :
Eyvallahhhh. İlgine, dikkatine, samimiyetine, içtenliğine, dürüstlüğüne ve de sözlerimin içeriğindeki anlamı, sırrı, gizemi tek yürek olarak paylaşmana sonsuz teşekkürler. Sevgiyle kal.  01.09.2007 16:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 1060
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 989
Kayıt tarihi
: 01.08.07
 
 

Bilecik doğumluyum. Emekli Eğitimciyim. Ankara'da ve yazları Kuşadası'nda yaşıyorum Günlük uğraşl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster