Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
60
 

Lala’nın Sır Defteri

Lala’nın Sır Defteri
 

          Lala ansızın uyanırken uyku ile uyanıklık arasındaki o anda kalbi hızlıca çarpıyordu. Hayatın sürprizlerle dolu bir yanının olduğunun her zaman farkındaydı. Yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyor; gördüğü rüyanın her anını yeniden canlandırıyor ve adeta yeniden yaşıyordu. Zamanlar arası yaşadığı muhteşem bir yolculuk gibi geliyordu. Bilinçaltının katmanlarına yeniden dönmek istiyordu. Çözemediği nasıl bir durum olmalı yoksa enerjinin farklı katmanlarına geçmesiyle kendini yeniden mi yenilemek istiyordu? Bunu çözmek pek de kolay olmamalıydı belki de çözmekten öte bu durumla eğlenmeyi öğreniyordu. Hayat tarifi zor matematiksel bir yolculuk olamazdı her zaman öyle değil mi?

        Lala’nın yolculuğu her zaman kendine doğru. Zamanı yavaşlatıyor, olası bütün olaylar arasında ki örgüleri kesip anına odaklanıyordu. Düşünmekten kaçmadığı sahici ve muhteşem anlar. İlüzyonel şu hayatın kaçıngan karakteri. Hayatına ve zihnine hız katıp uyuşturmak istemiyordu elbette. Lala her zaman biraz yalnız ve farklı bir çocuktu. Farklılığının garipsendiğinin farkındaydı fakat bunun bir önemi yoktu. O her zaman anlamak adına dünyaya gelmiş küçük bir kız çocuğuydu ve kocaman bir dünyası vardı. Zihni küçük bir pencereden sonsuz ve gerçekliği olan başka bir boyuta akmasını biliyordu. İki boyut birbirinden inanılmaz farklıydı, tartışılamayacak kadar net  Lala’ya göre.

        Diyeceğim o ki; sır defterinin kapağını bir defa kaldırdınız mı kapatmanız imkansız. Yol aldıkça bildikleriniz ve bilinmeyeninizle karşılaşır ve çatışırsınız. Bilmek beraberinde yalnızlığı getirir; bütün okumaları doğru yapmak zorundasınız artık. Affedemeyen bir öz benliğe sahipseniz acı çekmeye de hazır olun. Acıdan kaçamaz ve varoluşunuzla çatışmaya başlar bazen kendinizi birer kahraman gibi hissederken bazen de kılıçları çoktan indirmiş birer mağduru oynarsınız. Hikayenizi yeniden yazmak zorundasınız bu durumda.

      Sır bu, vurgununuzu yiyecek yeniden bilgelik kazanacaksınız bazen hep o aynı aptalı oynayacak ve bu size daha çok acı verecek. Öğrenememenin nasıl bir sınav yenilgisi olduğunu anlayamayacaksınız. Dünya karşısında küçüldüğünüzü hissedecek varoluşunuza öfkeleneceksiniz. Bütün kitabi bilgiler havada anlamsızca uçuşacak o zaman. Öfke ve karanlık birleşmesin acımasızca kanatacak benliğinizi.

     Bilmek yetmez bazen anlamak ta  yetmez kalben görememişse kişi;  kalbe giden yolda huzur bulur insan fakat kalbin ve beynin oyununa maruz kalmayacaksınız diye bir durum da yok elbet. Beyin alışılmış olan güvenlik alanını arar her durumda, bildiğini tekrarlamak ister ve kalp ise yeniden keşfetmenin yolunu arar; bazen anlaşmalı bir oyun gibidir bu ortaklık. Çatışmalarınızdan yeniden doğmak istersiniz fakat öncelikle yerle yeksan olmayı göze almak zorundasınız.

             Hikaye bu ya sır defterinin arasında saklanan bilge adam Lala’nın duygularına ortak olmuş. Lala’nın bihaber olduğu bu ortaklık hayatına nasıl bir yön verecekti bilemezdi. Lala hayatı sır defterine kaydettiği kelimelerle yeniden canlandırıyordu. Bilge adamdan habersiz kalemini dans ettirir gibi büyük bir keyifle hareket ettirip hayatın sırlarını şarkı söyler gibi sıralıyordu. Bu durumdan mutluluk duyan Lala Şunları yazdı. ‘’Hayat ve ben iflah olmaz ikili ne hayatın aşığı ne de hayatsız bir ben olabildim. Hayat bana hep söylenir oysa hayatın eksilerini sıralasam hayat utanır mı kendinden? Hayata göre birer melankoliğim. Biliyorum ki; mutlulukla hayata aşık olunmaz melankoli olmasa. Hayat işte her zamanki o şımarık çocuk; onu tamamen sarmamı istiyor. Ben Lala hayatla aramdaki fark edilmez ince çizgide inkar edilemez derin duygularım var; bazen derin bir keder bazen de derin bir huzur…  Hayata da sarmak istemediğim bana ait duygular bu nedenle hayatın ne aşığı ne de yalnızıyım. Hayat ise o hep bay mükemmel… Bilge adam hayatın trajedisi diyorlar buna diyerek Lala’ ya seslendi. Hayat ve trajedi mi? Lala bu durumdan çok şaşkın ne diyeceğini bilemez bir durumda; sen de kimsin bana trajediden bahsediyorsun? Ben bilge adam… Lala ‘’ oldu bir o kadar da ukalayız; bilgeliği üzerine oturtup her soruya cevap verebileceğini mi zannediyorsun; ne anlarsın sen kalbimin yankısından. Bilmek hakikaten bilmenin yolu sadece bilgelikten mi geçiyor? Benim gibi hissetmeyi bilmiyorsan nasıl anlayabilirsin. Herkes çok biliyor ve herkes emin tüm sorunumuz bu zaten.’’ Bilen fakat hissedemeyen insancıklarız…

         Bilge adam uzun süre düşünmüş Lala’nın söylediklerini; evet ben Bilge adam tek başıma eksiğim biliyorum. Duygularım olmadan rotası olmayan yelkenli gibiyim. Bilgeliğimle bazen çok acımasız olabiliyorum ve bunu anlayamıyorum üstelik. Tehlikeli biriyim sanırım fakat Lala senin duyguların bana doğruyu gösterebilir. Sert olmaktan çıkıp yumuşayabilirim bu benim gücüm olur. Bilgim de esaretim olmaktan çıkıp özgürleştirebilir beni. Hayatta en çok neye inanırsanız onun esiri olursunuz. Akışta olan hayatı yaşamak için; kuklacının bazı ipleri gevşetirken bazı ipleri çekmesi gibi sizler de bazen inandıklarınızı bırakmak bazen de görmek istemediklerinizi görmek zorundasınız…

         Sır bir kolunuzla kendinizi sararken diğer kolunuzun sevdiklerinizi sarabilmesinde; sır bir gözünüzle başkalarına bakarken kendinize de bakabilmekte; sır kalbiniz acı çekerken heyecanla yeniden çarpmasında; sır her şeyi film şeridi gibi hatırlarken unutmak için kararlı olmasında; sır inanarak yeni hikayeler yazmakta saklı. Hayatın yeni başlangıçlara ihtiyacı varken acı çekmekle vakit kaybetmemeli dedi Lala…

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 212
Kayıt tarihi
: 29.09.14
 
 

Eczacılık mesleğimin yanında Edebiyatın da olmasını istedim çünkü çok sevdim. Yazma eylemi; hayal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster