Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '11

 
Kategori
Efsaneler
Okunma Sayısı
2204
 

Lanetli şehir İstanbul

Lanetli şehir İstanbul
 

İstanbul'un laneti üzerine


Pes ol vakitden berü ol şehir nice kerre bela ve kaza, kah taun, kah zelzeleden harab olub ve bir an olmuşdur, cenk aşub dahi eksik olmaz. Nice yıllar harab yatub, içinde yırtıcı canavarlar ve ejderhalar vatan almışdır. Sonra Konstantin adlu bir padişah gelüb imaret kıldı 

“Yazıcıoğlu Tarihi” 

Derler ki İstanbul hiçbir zaman yeni bir şehir olmamış, her gelen, eski bir şehrin üzerine kendi şehrini kurmuştur. 

Her dönemde, hem hayranlık uyandıran, hem de uğursuz bir yer kabul edilen İstanbul hakkında binlerce efsane vardır. Bu, onun antik çağlardan beri çok tercih edilen bir yerleşim mekanı olmasından kaynaklanır. Yalnız bu efsanelerin çoğunda İstanbul kum fırtınasıyla gömülmez, gökten inen ateşler yakmaz, patlayan volkanlar sokakları lavla kaplamaz. Ya depreme kurban gider, ya da onun ardılı bir tsunami, onun günahlarını su ile yıkar. 

Yarımburgaz mağarası, Türkiye ve İstanbul’un en eski yerleşimlerinden biri olarak, her gelenin eskisinin üzerine şehir kurduğunu doğrulayan bir kanıttır. Şehrin kuruluşuna hakkındaki çok sayıdaki rivayetlerin en ilginçlerinden biri dolaylı olarak Hz Süleyman’a kadar dayanır. 

Yunanlıların (dolayısıyla batı dünyasının) bu konuda kabul ettiği efsane, oldukça yakın zaman tarihlenebilir; Byzas adında Traklı bir komutan, bir şehir kurmak istemiş, bunun için, Delfi’li kahinlere başvurmuş. 

Kahinler ona, şehrini “Körler Ülkesi”nin karşısında kurmasını söylemişler. Byzas kahinlerin ne demek istediklerini anlamamış ama yola düşmüş. Haliç civarına geldiğinde çevrenin güzelliğine hayran olmuş. Antik çağda, mükemmel bir şehrin kurulabilmesi için, suyun yanında üç öğe şart kabul edilirmiş; Balık, domuz ve ağaç. Haliç çevresi, bu üçünü de fazlasıyla karşılar durumdaymış. Rüzgardan korunaklı bu harika limana alıcı gözüyle bakarken Kalkedon’u, yani Kadıköy yerleşimini görmüş. “İnsanlar burası varken, oraya yerleştiklerine göre, sanırım körler ülkesini buldum” diye düşünmüş ve İstanbul’u o noktada kurmaya karar vermiş. (Laf aramızda, İstanbul’un Avrupa yakasında oturanlar, Asya yakasında oturanlar için hala aynı şeyi düşünürler). 

Doğu, özellikle Türk kökenli efsanelere göre ise, Yanko bin Madyan, Byzas’tan çok daha önce yaşamış ve İstanbul’u kurmuştur. 

Peygamberlerden sadece Süleyman, hem dünya, hem de ahrette güç sahibi olmak istemiştir. Allah, Hz. Davud’un oğlu Hz Süleyman’a cinlere ve tüm hayvanlara hükmetme gücünü vermiştir. Bu sayede hayvanlar ve yirmi dört bin tür cin, Hz. Süleyman’ın emrine tabi olmuştur. 

Dini yazıtlara göre Hz Süleyman’ın yaşadığı dönemde Ankur adında çok güçlü bir kral varmış. Bir ada krallığının efendisiymiş. Adası, yürünerek bir ayda kat edilebilecek genişlikte olup, pek çok harikalarla, orman ve ırmaklarla kaplıymış. Adanın ortasında renkli mermerden bir direk, onun üzerinde de mücevherlerle bezeli bir taht bulunurmuş. Adanın sihirbaz kralı Ankur ülkesini buradan yönetir, etrafını saran kanatlı cinler ona gizli harikalar ile ilgili bilgileri taşırlarmış. 

Süleyman, kimi zaman sürtüştüğü, kimi zaman ittifak yaptığı Ada kralı Ankur’un kızı Şemsiye’ye (Belkıs) aşık olmuş ve kendisine karı olarak almış. 

Şemsiye, Süleyman’dan kendisi için bir saray istemiş. Bu sarayın Kudüs’ten ve dolayısıyla Süleyman’dan oldukça uzakta yapılması için direnmiş. Süleyman bunu kabul etmiş ve cinleri Kyzikos’ta (Aydıncık) Şemsiye için muhteşem bir saray yapmışlar. Bu sarayda Şemsiye, gizlice altın bir sütunun üzerine koydurduğu babasının putuna tapmaya başlamış. (Yüksek sütunlar ve özellikle o sütunların üzerindeki heykeller putperestliğin sembolüdür) Şemsiye’nin işlediği affedilmez günah, Hz Süleyman’ın üzerine yağan belaların başlatıcısı olmuş. 

Hz. Süleyman’ın ölümü ve sarayın harabeye dönüşmesi ile Ankur’un putu, yıllarca gizli kalmış. Ta ki Yanko bin Madyan muhteşem bir sarayın kalıntılarını bulana kadar. Yanko putu bulur bulmaz, onun uğursuz etkisine kapılmış ve hayli zengin bir imparator olduğundan Süleyman’ın gücüyle yarışır bir iş yapmaya karar verir. Yanko’nun sadık veziri Kanatuz (Kantur) “Ey şah – alem, şimdiki zamanda sen dahi bir Süleyman’sın. Her zamanın bir Süleyman’ı olur, sen dahi bu zamanın Süleyman’ısın. Nola sen dahi bir ulu şehir eyle kim Süleyman gibi alemde anılasın” 

Yanko vezirinin fikrini beğenip, şehir inşa etmeye karar verdikten sonra bir düş görür. Gecenin zifiri karanlığında, dalgaların kıyıdaki kayaları dövdüğü bir yeri. Kendisine şehrini Karadeniz’den Akdeniz’e akar boğazın kenarında bina etmesi söylenmiştir. Uyandığında ne kendisinin, ne de vezirlerinin bu yeri bilmediğini fark eder. Dört tarafa adam salıp düşte gördüğü yeri buldurur. 

Yanko kuracağı şehrin planının Ankur’un kurduğu şehre benzemesini emreder. Bazı kahinler onu iki suyun birleştiği yerde yapılacak şehrin uğursuzluğu konusunda uyarırlar. Yıldız bakıcıları ve kahinler eşliğinde inşaatın başlayacağı doğru zaman seçilir. Bu, otuz yılda bir gelen uğurlu bir zamandır. Yanko bin Madyan 7 yıl kirecinden taşına her şeyi hazır edip sekizinci yıl, gelecek adamları bekler. Her tarafa elçiler salıp, padişah ve beylerinden rüyasında gördüğü yerde şehir yaparken kendisine yardım etmelerini istemiştir. Yardım istenen hemen herkes, gücünce işçi ve usta gönderir. 

Uğurlu vakti haber vermesi için her tarafta çanlar vardır. Zaman gelince çan çalınacak ve herkes o anda işe başlayacaktır. Ama gökten geçen bir leylek, ağzındaki yılanı bir çanın üzerine düşürünce, Yanko bin Madyan’ın şehri, şansını kaybeder. Çanın sesini duyanlar, diğer çanları da çalmaya başlarlar. Kırk kez yüz bin er aynı anda işe sarılır. Yanko bin Madyan artık onları durdurmak ve yapılanları yıkıp yeniden başlamak için çok geç olduğunu görür. Şehrinin yok olmaya mahkum olduğunu anlamıştır. 

İnşaatlar bittiğinde şehre beş yüz arşın uzunluğunda bir sütun yaptırmış, üzerine ejderhaya binmiş şekilde heykelini koydurtmuş ve herkesin bu puta tapmasını emretmiştir. Emre uymayanlar yakılarak cezalandırılırlar. Şehri korumak için her dine ait onlarca mabet yaptırmıştır. Şehrin her yerinde, çeşitli tanrılara ait sütunlar yükselmektedir. Tılsım yapıcıları şehre davet ederek, şehrini korumaya çalışır. Hz. İsa’nın dünyaya gelmesine 1200 yıl vardır. 

Baharı müjdeleyen bir Nevruz ayininde, her yıl yaptığı gibi Ankur’un putunu alarak, sütunun üzerine çıkar ve halka, putun içine yerleşmiş olan şeytanın ağzıyla hitap eder. Konuşmasını bitirip sütundan inince, bütün rahipleriyle birlikte mabede girerler. Onlar mabetteyken Adem’den o güne kadar görülen en büyük deprem gerçekleşir. Şehir harap olur ve bütün tılsımlar bozulur. Şehir bir sonraki kurucusunu beklemek üzere yırtıcı canavarlar ve ejderhalara yuvası haline gelir. 

Efsaneye göre Yanko bin Madyan, Nikomedya, Madyanlar ve Ad kavmi ile ilgilidir. Buna göre bunca sütunlu bir kentin de İrem’le ilişkili olması düşünülebilir mi? Efsane olduğuna göre neden olmasın? 

Rabbinin Ad (kavmin)e ne yaptığını görmedin mi? ‘Yüksek sütunlar’ sahibi İrem’e? Ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi. (Fecr Suresi, 6-8) 

Kutsi Akıllı www.diflek.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1451
Kayıt tarihi
: 01.06.11
 
 

Olduğu gibi kabullenmek yerine "neden" sorusunu sormayı yeğlerim. 25 seneye yakındır senaryo çalışma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster