Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '10

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
610
 

Lazarus Projesi

Lazarus Projesi
 

“Küçükken bir alakargayı vurmuştum sapanımla. Neden yaptığımı bilmiyorum ama istemeden yapmıştım işte. Ve sonra çok üzülmüştüm, çok ağlamıştım. Çok dua etmiştim Tanrı’ya; alakarga gözlerini açıp yeniden uçsun diye. Derken birden gözlerini açtı ve uçup gitti alakarga...”

"Hepimiz acımızı saklamak için başka şeyler kurgularız" diyor Peder Ezra, hasta olduğuna daha da önemlisi karısıyla kızının ölümüne neden olduğuna inanmak istemeyen Ben’e. Doğru diye geçiriyorum içimden ve belki de yaşanan acı ne kadar büyükse kurgulanan hayat da o derece farklı ve şaşırtıcı olabiliyor işte böyle, diye düşünüyorum. Akıl kendine ve içinde bulunduğu daha doğrusu kaldığı hayata tamamen başka bir noktadan bakabiliyor. Peki ya bu acıyı taşıyamayan bir yüreği, tamamen aklın hizmetine girdiği için görmezden gelmek ne kadar doğru? Vicdanı, kaldıramayıp yok saydıkları yüzünden bizler de yok saymalı mıyız? Sayabilir miyiz?

"Hepimiz acımızı saklamak için başka şeyler kurgularız" diyor Peder Ezra. Söylediği cümleler kelimesi kelimesine tam olarak bunlar olmayabilir, ama söylemek istediği şey tam olarak bu, işte buna eminim. Ve Ben’de, elindeki -uyuyakaldığı için oluşmuş ve ailesinin ölümünün kanıtı olarak kendisine sunulan- sigara yanığı izine bakarken, kendinden emin gibi duruyor. Her ne kadar tüm söylenenleri kabul etmiş gibi sessizliğini sürdürmeye devam etse de...Kamera çoktan başka sahnelere geçti ama benim gözlerim hala orada. Ben’in elindeki sigara yanığında, hiç geçmeyen o yara izinde. Suç da böyle bir şey değil mi düşününce? Bir yara izi gibi kimliğinde yerleşip kalan. Ne yaparsan yap senin bir parçan olan. Ve her daim şimdi’ne engel olup, geçmişini yaşatan. Bu yüzden belki de; Ben’in geçmişinde işlediği suç, elindeki yara izinden çok daha acı, çok daha silinmez, çok daha eski...

İşte bu yüzden; geçmişe ait bir suç, bir zamanlar yapılmış ama artık düzeltilmeye çalışılan bir hata Ben’in ayağına dolanıp duruyor sürekli ve onu işinden ediyor önce. Karısı ve kızıyla yaşadığı küçük, mutlu hayatından, hatasının farkında olan bir insanın düzelme, düzeltme çabalarından, gelecek planlarından, ve hatta kendi yaşamından...Sonrası mı? Sonrası hapisten yeni çıkan kardeşle girişilen bir soygun, yakalanma, vurulan ve ölen kardeş, verilen idam cezası...Temyizden dönen kararın ardından son kez kızıyla konuştuğunda, bu sefer ki farklı, diye cevap veriyor o küçücük ağızdan çıkan “ne zaman geleceksin”sorularına. Her zaman baban olacağım senin, diyor her zaman seni seveceğim Aynı sana anlattığım alakarga hikayesindeki gibi evet ama farkı; bu sefer geri dönmeyeceğim.

Geri dönmüyor. En son idam edilirken görüyoruz Ben’i, iğneler hayatını ondan alacak zehri birer birer vücuduna enjekte ederken. Kızına ve karısına, eski yaşamına geri dönemiyor ama ölmüyor da. Uyandığı yer başka bir mekan, başka bir zaman sanki, neresi, diye sorduğunda burası senin ikinci şansın, dedikleri. Küçük bir kasaba, hasta olduğu söylenen insanların olduğu bir tesis, orman içinde bir kulübe, peşinden ayrılmayan bir köpek, duyduğu tuhaf sesler, ve sürekli gözünün önüne gelip duran geçmiş zaman parçacıkları...Artık geçmişin yok diyorlar oysa ona, sen geçmişini kendin öldürdün. Senin için artık sadece burası var. Buranın ötesinde ise sadece ölüm. İşte bu yüzden burada devam edeceksin yeni hayatına, yeni biri olarak. İşte tam da bu yüzden buradan gidemezsin.

Ama gidiyor Ben. Söyledikleri gibi hasta olmadığını, karısıyla kızının hala yaşadığını, şu anda, burada kendisinin sadece bir gölge olduğunu öğrendiği an gidiyor hem de. Gerçek yaşamının orada, en son bıraktığı yerde, ailesinin yanında kaldığını anladığı an. İkinci bir şans verildi sana, gidemezsin dediğinde Peder Ezra, ben seçmedim ki, diye cevap veriyor. Bana tekrar yaşama şansı verildiğini söylüyorsun, her şeyi sıfırlayıp yeni bir hayat kurma, hatalarımı onarma, yeni ve iyi biri olma şansı. Ama ben insanım, diyor Ben, olduğum halimle, geçmişimle ve şimdi’mle, hatalarımla insanım. Bir denek, bir robot, bir gölge değil! Ve emin ol ölmek, yaşarmış gibi yapmaktan çok daha kötü değil...

Ve eve, aileye, yaşama yeniden dönüş vakti. Küçük kız “şimdiye kadar hayatında gördüğün en olağanüstü şey nedir?” diye sorduğunda hiçbir şey, diyor annesi. Yola çıkmış ve kendilerine, yaşamlarına doğru gelen kırmızı bir kamyonetten habersiz, çok değil kısa bir süre sonra, görecek olduğu olağanüstü şeye -Ben’in tekrar eve dönüşüne- şahit olacağını henüz bilmeden...

*Bu yazı “The Lazarus Project” filminin ardından yazılmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yaşarmış gibi yapmaktan çok daha kötü değil." Müthiş bir söz bu. Final de öyle. İlk fırsatta izlemeliyim. Teşekkürler, sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 24.12.2010 10:36
Cevap :
izlemenizi öneririm. ben teşekkür ederim sevgiler selamlar :))  24.12.2010 14:36
 

Gerçekten de sahibinden onay almadan geçmişin reddini talep eden bir yaşantı her hangi bir daha yaşam şansı olamaz. Bu bakımdan ben kıyamet sonrası dirilmeyi de ikinci bir yaşam şansı olarak görmem. Çünkü eski yaşantı silinmiş olmakta. (O gün kimse kimseyi tanımayacak, herkes sevaplarının ve günahlarının hükmüyle dirilecek). Esas olan geçmişini de hissedebilen zaman ve mekandaki yaşam bilincidir.

Muharrem Soyek 
 15.12.2010 12:05
Cevap :
bizi biz yapan, şu andaki hayatımızı oluşturan geçmiş değil midir zaten. o nedenle geçmişin yok sayılması olamaz hiçbir zaman öyle değil mi? teşekkürler sevgiler selamlar...  15.12.2010 12:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 3111
Toplam mesaj
: 623
Ort. okunma sayısı
: 971
Kayıt tarihi
: 27.01.07
 
 

30’ lu yaşların ağırlığında geçiyor artık yaşam ama teğet geçerek, ama kurcalayıp didikleyerek...İst..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster