Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1180
 

Lefkoşa

Günümüzde Kıbrıs’ın başkenti olan Lefkoşa ‘nın Kıbrıs Tarihi açısından büyük önemi var. Lefkoşa, Bizans, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve İngiliz tarih ve kültürünü içinde barındıran önemli bir Akdeniz kenti . Eskiye dayanan uzun geçmişinde birçok kültür barındırmış, birçok insanlara birçok mekanlara ev sahipliği yapmış bir çok olaya tanıklık etmiş.

Yaşayan insanlarla yaşamış, yaşayanlarla değişmiş, tarihi mekanlarıyla, yaşayanlarıyla eskiyi günümüze taşırken yeniliklere de uymuş bir kent Lefkoşa ...

M.Ö 7 yüzyılda şimdiki Lefkoşa şehrinin güneybatısında Lidra (Ledra -Ledrae) kenti bulunuyordu. M.Ö 280 yılında Mısırlı I. Ptolemy’nin oğlu Leucus Lidra kentini yeniden inşa ederek Pedias ( Kanlıdere) deresinin kıyısına şimdiki Lefkoşa’nın bulunduğu alana şehri kurdu. Bu dönemde kurulan kente Lefkotheon adı verilmiştir. Etrafı şimdiki Venedik surlarından daha geniş bir sur sistemi ile çevrilmişti. Kente Ledron da denmekteydi. Bizans devrinde Kanlıdere’nin kıyısında pek çok kavak ağacı olduğundan Kavak koruluğu anlamında lefkon ismi ve Kermia da Lefkoşa’ya verilen isimlerden olmuştur. 10 yüzyıldan itibaren Levkosia adını almıştır. Nicosia adıda bu kelimeden gelmektedir..

M.S VII yüzyılda başlayan ilk Arap akınları sonucunda Constantia (Salamis) terkedilince adanın idari merkezini Bizans’lılar Lefkoşa’ya taşımışlardır. Lefkoşa o günden sonra İhora (şehir, şeher) diye anılmaya başlamıştır. Isaac Comnenus ve Templer Şövalyeleri devrilerindede adanın başkenti Lefkoşa olmuştur.

Kıbrıs’ıTempler Şövalyeleri’nden devralan eski Kudüs kralı Guy de Lusıngan kendine başkent olarak Lefkoşa’yı seçmiştir. Lüzinyanlar döneminde Lefkoşa kenti büyüyerek ünü birçok Avrupa ülkesine ulaşan bir kent olmuştur. Görkemli kadetrali, büyük gösterişli sarayları , kiliseleri, manastırları, konak ve meyve bahçeleri ve birçok yeriyle ada dışındada adı duyulan bir kent olmuştur.

Lüzinyan kraliyet ailesi, zengin tüccarlar, şövalyeler Lefkoşa’da oturduğundan Lefkoşa’nın gelişmesine büyük katkıda bulunmuşturlar.

Bugünde görkeminden bişey kaybetmeden ayakta duran St Sophia Kadetrali , St Catherina Kilisesi ve diğer Latin kiliseleri o dönemden kalma yapılardır.

Lefkoşa Venedik döneminde de adanın başkenti olmayı sürdürdü .Fakat Venedik döneminde ada artık bağımsız bir krallık olma özelliğini kaybetmiş Venedik’ten idare edilen bir ülke olmuştu . Bu nedenlede Lefkoşa Venedik için sıradan bir kent olmuş eski gösterişli günlerini yitirmişti.

Şehrin görkemli bir çok yapısı 1566 da yıkılmış ve Türk saldırısına karşı şehrin çevresine yapılan surlarda yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Daha kolay savunulsun diye Lüzinyan döneminden 9 millik yer kaplayan şehir küçültülerek 3millik bir daire üzerine yeni surlar yapılmıştır. Surlar dışında kalan pek çok ev konak ve bina yıkılmıştır.Kısa sürede şehri korumak için dairevi 11 burçlu 3 kapısı olan surlar inşa edilir.

Osmanlı’lar 1571’de adayı aldıklarındanda Lefkoşa başkent konumunu sürdürmüştür.Türk idaresi döneminde ada beylerbeyilikti. Ve beylerbeyi Lefkoşa’da oturuyordu. Bu nedenle Lefkoşa Paşa sancağı adı altında idari birim olara kaza sayılmıştır.Türk döneminde kent yapısal büyük değişikliklere uğramıştır. St.Sophıa kadetrali gibi Latinlere ait olan birçok kilise camiye çevrilerek kullanılmaya başlanmıştır. Lüzinyan ve Venediklilere ait konaklara cumbalar ilave ederek kendi üsluplarına uyarlamışlardır. Ayrıca alt katta küçük pencereli yüksek avlulu Türk konakları inşa etmişlerdir. Lefkoşa’da örneklerinin görülebileciği cami yanında okul mezarlık ve tipik Türk evlerinin bulunduğu mahalleler oluşturulmuştur. Ayrıca camiler hanlar Türk konakları bu dönemden günümüze gelen önemli yapılardır.

1878 den itibaren ada İngiliz idaresine girdiğinde İlk yüksek komiserde Lefkoşa’ da oturacak ve Lefkoşa başkent olmaya devam edecektir. İlk başlarda Türk dönemi ile fazla bir farklılık görlümesede sonradan kentte bir değişim başlar . Venedik idaresinden beridir surlar içinde süren kent hayatı artık surlar dışına çıkmıştır. Bu dönemde surlar dışına büyük konaklar ve bahçeler yapılmıştır. Böylece vali konağının surlar dışına taşınmasıda şehrin yeniden büyümesine yol açmıştı. Surlar içindede Kıbrıs’ ta I.Dünya savaşından sonra savaş zenginliği oluştuğundan görkemli taş binalar yapılmaya başlanmıştı. 1920 lerden sonra özellikle etnik yapıda değişiklikler görülmüş ve Lefkoşa halkına Türk, Rum, Maronit yanında Ermeniler de eklenmiştir. Gerek ayrı mahallelerde gerek Arabahmet’ te olduğu gibi aynı mahallelerde bu insanlar yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Lefkoşa 1960larda yeniden büyüme sürecine girmiş ve artık betonarme yapılarda görülmeye başlanmıştır. Bu süreçte pek çok tarihi ev ve konak ta yıkılarak yerine beton binalar yapılmıştır.

Toplumlarası çatışmalardan ve gerginlikte dolayı kente en büyük darbeyi kenti ortasından ikiye bölen yeşil hat oldu . Yeşil hat kentte sokakları , evleri kiliseleri camileri ve insanları ikiye böldü. Pek çok canlı mahallenin canlılığını yitirmesine Lefkoşa’daki surlariçi mahallelerinin eski zengin gösterişli durumlarını kaybetmelerine neden oldu . Yeşil hat öncesinde birlikte yaşayan Türk, Rum ve Ermeniler yeşil hat sonrasında kuzeyde Türkler güney Lefkoşa’da Rumlar ve Ermeniler yaşamaya başladı. Günümüzde Lefkoşa dışarıya doğru büyümeye devam etti. Göçmenköy, Hamitköy, Kaymaklı, Ortaköy, Gönyeli, artık Lefkoşa diye düşünülmeye başladı. Surlariçi Lefkoşa’sı ise eski ihtişamlı günlerini arıyor...

Kaynak: Haşmet M. Gürkan, Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa, Galeri Kültür Yayınları

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2201
Kayıt tarihi
: 11.03.09
 
 

Okumayı sever... İyi müzik sever, gezer... Tarihçi... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster