Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '07

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
2193
 

Levhalar ve dilde özleşme

Birkaç gündür ev arıyorum Ankara’da. Kent merkezinde bulamayacağımı anlayınca, kent dışına açılmaya karar veriyorum, istemeyerek. Etimesgut Polis Karakolu’nda çalışan bir arkadaşımı telefonla arayarak, “oturduğu yerde ev bulunup bulunmayacağını” soruyorum. Aldığım cevap kısa oluyor: “Gel, buluruz.”

Sincan otobüsleriyle giderken, Ankara Beypazarı yolunda, 20. kilometrelerde, yolun solunda dikili duran bir levhada “ÖNÜRETİMLİ” (prefabrike) sözcükleri yer alıyor. İşte levhalardaki yazılar, o andan itibaren dikkatimi çekmeye başlıyor.

- Prefabrik veya prefabrike, Fransızca bir sözcük. Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “Parçaları önceden hazırlanıp, konulacağı yerde bir bütün oluşturan, kurma” anlamına geliyor. Konut üretimiyle uğraşan ortaklık, “ÖNÜRETİMLİ” sözcüğünü karşılık olarak kullanmış ve bu sözcüğü büyük yazaçlarla (harflerle) büyükçe, Fransızca’sını ise, ayraç içinde küçülterek yazmış.

- Sincan’dayım ve önüme çıkan her levhayı okuyorum. Levhalarla tanışıklık kurup yabancılığımı gidermeye çalışıyorum. Arkadaşımla bir camcı ararken, bir camda sarı boyayla yazılı “CAMEVİ” yazısını görüyoruz. Bu yazıyı görene dek, “CAMEVİ” yazan bir levhaya rastlamadım fakat, “camhane” yazanı çok gördüm. Farsça bir sözcük olan “hane”; ev, konut anlamında kullanılıyor. Camevi; cam satılan yer, yani camhane. Camevi, anlamını tam olarak karşılamış.

- İşimiz rast gitmiyor ve postaneye doğru ilerliyoruz. Yolun kenarında DDY çalışanlarına konut yapılıyor. Yapılmakta olan konutun önünde bir levha duruyor. Levhada, kara (siyah) boyalı zemin üzerine ak (beyaz) boyayla “YÜKLENİCİ” yazmışlar. Bu sözcüğün müteahhit’in yerine geçmek üzere yazıldığı kesin. Neden mi, diyeceksiniz? Çünkü, levhada, “müteahhit” dışında her şey yazılı.

- Müteahhit, Arapça bir sözcük. Sözlükte, karşılık olarak “üstenci” yazılmış. Yanılmıyorsam, bu sözcüğe “YÜKLENİCİ” sözcüğü önerilmişti. Levhayı yazdıran kişi, önerilen sözcüğü benimsemiş. Bu levha, inşaatlarda gördüğüm il “müteahhit”siz levha.

- Postaneden memlekete telefon edip, dolmuşa doğru yürüyoruz, geldiğimiz yoldan. Sol köşedeki levhada, “İÇ HASTALIKLARI MÜTEHASSISI” yazıyor. İÇ”in, “dahiliye” karşılığı olarak kullanıldığı hemen anlaşılıyor. Dahiliye, Arapça bir sözcük ve “vücudun iç sayrılıklarıyla ilgili hekimlik kolu”, anlamına geliyor. İç Hastalıkları yazan levhalar azımsanmayacak kadar çok ülkemizde. Aynı ölçüde sevindirici bir durum.

- Bunlar, şimdiki oturduğum yerdeki gözlemlerim. Hayatımın diğer bölümü olan memleketim ve diğer yerlerdeki levhalara ilişkin izlenimlerim de şöyle:

- Antakya’da Cumhuriyet Caddesi’nden Köy Hizmetleri Müdürlüğü’ne doğru ilerlerken, sağda bir kontun altında “AYAKKABI ONARIM YERİ” yazıyor. Tamir, Arapça bir sözcük. Türkçe’si; onarım, onarma, anlamına geliyor. Ayakkabıcılar bu zamana kadar, ayakkabılarımızı “tamir” ederlerdi. Bundan sonra, bazıları yine “tamir” ederken, diğerleri “onaracak”.

- Levhayı okudum, diye, ayakkabılarımı şimdilik “onartmak” zorunda değilim. Ama yolda kalamam, eve gitmeliyim. Yüz metre kadar ileride “ÇAYEVİ” yazıyor. Ve levha ok şeklinde yazılmış. Çayevi’nin alt katta bir köşede olduğunu gösteriyor.

- Kentte göçtüğümüz 1960’lı yıllarda, doktor levhalarında hep “MÜTEHASSIS” yazardı. Bugün ise, “UZMAN” yazanlara sıkça rastlamak olası. Hatta “mütehassıs” yazanlara, nerdeyse rastlamamak olası. Burada da Arapça sözcüklerin Türkçe’lerinin arandığı ve kullanılmaya başlandığı kolayca fark ediliyor. Hele bugün, levhalarda, hem “İÇ”, hem de “UZMAN” sözcükleri kullanılıyor.

- Trafik Hastanesinde, Arapça, yunanca hekimlik yazılarının yanında, bir “ÇOCUK” yazısı size gülümsüyor. Tek başına, ama kendine güvenle. Oysa, yunanca “PEDİATRİ” sözcüğü de kullanılabilir. Binanın iç bölümlerin birinde, sonu “loji” ile biten levhalara inat, bir tane K.B.B. yazan levha duruyor. Belki, onları da etkiler bir gün.

- Devlet Demir Yolları Ankara istasyonuna; 1. yol, 2. yol, 3. yol, 4. yol, 5. yol, yazan levhalar asıldı. Yolcular, “PERON” yerine “yol” sözcüğünü kullanmaya başlıyorlar. Nedeni, Peron’un Fransızca olup, yanlış anlamda kullanılması. Çünkü, her peronda iki yol var. Yolların biri geliş, diğeri gidiş. Örneğin, “Tren 3. perona gelmek üzeredir” anosunu duyan bir kişi, yanındakilere, trenin 3. peronun hangi yolundan gelip nereye gideceğini sormaktadır. Çünkü, aynı anda, aynı peronun iki yoluna da karşılıklı olarak tren gelebilmektedir. Oysa peron, bizim kullandığımız “yol” değil, “yükseklik” anlamındadır. Bu yazıyı ilk kaleme aldığım günlerde; yakında görevliler, hapörlerle duyu yaparken, “Tren, 4. veya 5. yoldan hareket etmek üzeredir” diyeceklerdir, diye yazıyorum. Sağ olsunlar, beni mahcup etmiyorlar. Artık, “peron” yerine “yol” sözcüğünü kullanıyorlar.

- Ayrıca, her yemekte kullandığımız Sana ve benzeri yağların üzerinde “NEBATİ” (Arapça) MARGARİN yazmıyor, BİTKİSEL MARGARİN yazıyor artık.

Dilde özleşme; ayakkabı onarandan insan sağaltana, konut yapandan çay pişirene, cam kesenden yağ üretene kadar, toplumun her kesimince benimsenmiş bir olgudur.

- Bakmayın siz –Ankara- Ulus’ta, Milli eğitim Bakanlığı’nın, Beden TERBİYESİ Genel Müdürlüğü’nün bulunduğuna. (O zamanlar, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlıydı.) (Terbiye, Arapça bir özcük. Türkçe’si eğitim. Eğitim; yeni kuşakların, toplum yaşayışında yerini almak için hazırlanırken, gerekli, bilgi, beceri ve anlayışlar elde etmelerine ve kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme etkinliği, anlamına geliyor.)

- Bakmayın siz, -Ankara- Teknikokullar’da TALİM VE TERBİYE Başkanlığı denildiğine de.

(Talim de Arapça ve Türkçe’si, öğretim. Öğretim; öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme eylemi.)

- Bir gün, “Beden TERBİYESİ Genel Müdürlüğü” levhası yerini “Beden EĞİTİMİ Genel Müdürlüğü’ne (hatta YÖNETMENLİĞİNE) bırakıp, “TALİM ve TERBİYE Başkanlığı levhasıysa, “ÖĞRETİM ve EĞİTİM Kurulu Başkanlığı’na dönüşürse şaşmamak gerek.

Çünkü, özleşme; bir gün Milli Eğitim Bakanlığı’na da ulaşacaktır, ilgili birimlerine de.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Koçak, Mesajınızdaki tavsiye üzerine okudum yazınızı ve çok beğendim. Katılıyorum size. Türkçe kelimelerin özellikle levhalarda yer almayışı çok dikkatimi çeken ve beni üzen bir konudur. Bu duyarlılığın artması dileklerimle. Hoşçakalın.

Hasan DEMİRPAZ 
 23.01.2007 22:10
Cevap :
Teşekkürler. İnsanlar, yabancı dil bilmekle, yabancı sözcük kullanmanın farkına, yöneticilerden çok önce vardılar. Öğrencilerim, yer yer bunun Türkçe karşılığı yok mu? diyorlar. Geleceğe ümitle bakıyorum. Selamlar. 24.1.2007. Şemseddin Koçak.  24.01.2007 9:22
 

Sevgili dostum, Bu güzel paylaşımlar için teşekkürler. Benim de yarama bastın. Bu arada bu konuda canımın biraz daha sıkılmasına katkıda bulunmuş oldun:-((( Bakıyorum da yıllardır bu konuda çaba gösteren insan sayısı bir elin parmak sayısını geçmiyor. Veya bu konuda dertli olan çok sayıda kişi var da sesleri yeterince çıkmıyor/çıkamıyor. Belki de bu konuda sonuç alabilmek için de birilerinin güçlü desteği gerekiyor. Sanııyorum bu birileri yani devlet bu konuda yeterli çabayı göstermiyor. Yukarıda "ben umutlu değilim" dedim. Ancak bakma öyle dediğime yarın sınıfa girdiğimde unuturum bunu. Not: Blog sözcüğü yerine "e-günlük" veya "ağ günlüğü"nü kullanabilirsin. Benim tercihim "e-günlük"ten yana. Sevgiyle kal. SSS

S. Sadi SEFEROGLU 
 18.01.2007 0:32
Cevap :
Teşekkürler SSS. Yazdıklarınızdan inanın çok etkilendim. Hele o sınıfa girdiğimde, sözcükleriyle başlayan cümleniz var ya... Blog sözcüğü için, e-günlük önerinize ayrıca teşekkürler. Çünkü ben de, "blog" yerine ne kullansam, diye kendi kendime soruyordum. Artık, e-günlük diyeceğim. Dil konusunda, daha önce, size sözünü ettiğim yazı buydu. Yazdıklarımdan kaç sene önce yazıldığı anlaşılıyor herhalde. Ayrıca, bu yazı çok da nostaljik bir yazıdır benim için. Daha doğrusu, bizler için. Dildeki kirlenmeyi görünce, tabi ki ben de çok üzülüyorum. Ama diğer yandan, dün bu söylediklerimize karşı çıkanların, dün söylediklerimizi hararetle savunduklarını ve Türkçe sözcükleri kullandıklarını görünce, seviniyorum ve demek ki "maya tuttu", diyorum. Sayfama girip, bana gönderilen ve karşılık yazdığım yorumları da okumanızı istiyorum. Diğer önerilerinizi de bekliyorum. Sizin de e-günlük yazmanızı istiyorum. Bir okuyucunuz şimdiden hazır. Selam ve saygılarımı sunar, esenlikler dilerim. 18.1.2007 Ş.Koçak  18.01.2007 9:51
 

Öğrencilerime, yabancı sözcüklere karşı öyle bir farkındalık kazandırdım daha doğrusu seferberlik başlattım ki, artık benden önce; "Öğretmenim ama bu sözcük Türkçe değil, sözlüğe bakalım," diye büyük bir coşkuyla bağırıyorlar, hem de bu sene basılan kitaplarda, hem de "proje ödevi" ve "performans ödevi" üzerine... Vazgeçmeyeyim, vazgeçmeyelim değil mi öğretmenim! İyi de bir avuç öğretmen kaça bölünebiliriz ki! Not: Evlenirken Keçiören'de ev bulabilmiştik. Büyük oğlumun doğum yeri 'Keçiören' yazar.Kolay gelsin.

Uçan Kartal 
 17.01.2007 16:57
Cevap :
Merhaba Sayın Uçan Kartal, Duyarlığınıza teşekkür ediyorum özellikle. Öğrencilerinizin dil konusunda gösterdiği davranışları tahimin edebiliyorum. Çünkü, aynı olayı, bir yazı tahtasına yabancı ve karşılığı olan sözcükleri yazarak, ilkokul öğretmeni iken, bundan tam 25 yıl önce ben de yapmıştım. Öğrenciler gerçekten çok ilgi göstermişlerdi. Bu konuyu da bir blog yazımda dile getireceğim. Dil konusundaki çalışmalarınızdan tabi ki vazgeçmemelisiniz, derim. Çünkü, Oktay Sinanoğlu gibi bir önderimiz olduktan sonra. Bir kaç öğretmen olsak da mücadeleden vazgeçmemek gerek. Çünkü bize gelen başarılı öğrencilere, ilkokul öğretmenlerinin başarılarını soruyorum. Bir gün öğrencilerim bana, "Biz Sizi Ankara'lı biliyorduk, oysa siz Hatay'lı imişsiniz", dediler. Ankara'yı o kadar çok anlatmışım ki, beni Ankara'lı sanmışlar. Bir yıl Keçiören'de oturduk. Ankara'yı hala çok seviyorum. Eskisi kadar yoğun olmasa da. Çünkü, Ankara, bende hala kanayan bir yara. Selam ve saygılar. 17.1.2007. Şemseddin Koçak.  17.01.2007 18:55
 

Öğretmenim yazınızı ikinci okuyanım. Beş altı yıl evel Konya nın bir kasabasına gitmiştim.'İlaç evi' yazıyordu bir levhada. ne kadar güzel bir şey.Eczane değil ilaç evi.Eczane yazmamasının sebebi ise o kasabada bulunan doktorun ilaç satma sından kaynaklandığı içinmiş.İlaç evi olmalıydı değilmi öğretmenim sizinde diğer konularda bahsettiğiniz gibi.

Ctmaksaray1973 
 16.01.2007 12:43
Cevap :
Teşekkürler. Bence de öyle olmalıydı. Selam ve saygılar. 16.1.2007. Ş.Koçak.  16.01.2007 16:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2979
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster