Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
623
 

Liberal (sol) aymazlık

Ergenekon ve Balyoz davaları ile gündeme gelen “Askeri Vesayet” ve “Statüko” kavramları etrafında dönen tartışmalar, liberallerin kaptan gemisi “Taraf Gazetesi” ile “Yandaş medya” okurları çerçevesinde, etkisini azaltsa bile halen güncelliğini koruyor. 

12 Eylül referandumu ile istediği manevraları yapmak için önünde hiçbir engel kalmayan hükümet, yasaları bir bir çıkarmaya devam ediyor. 

Referandum öncesi özgürlüklerin genişletilmesinden ve “İleri Demokrasi” uygulamalarından bahisle liberalleri ve soldan devşirme liberalleri yanına çekmesini bilen hükümet, referandum %58 gibi yüksek bir oranla kabul edilince, referandum öncesi taahhütlerini hatırlatan liberallere, “Haddinizi bilin”, “Sizin telkinlerinizin, halkın eğilimleri üzerinde hiçbir etkisi olmadı” meyanında uyarılarda bulundu. 

Yani “Oturun oturduğunuz yerde, ben kendi demokrasi anlayışıma göre ne yapacağımı biliyorum, size soracak değilim, bir daha ki seçime kadar size ihtiyacım yok.” anlamına gelen açıklamalarda bulundu. Başta Ahmet Altan olmak üzere, birçok liberal yazar, hükümetin bu tutumunu eleştirme noktasında yazılar kaleme aldı. Hükümetin, demokrasi gibi bir derdi olmadığını dile getirmeye başladı. 

Yandaş medya yazarları bile “imana” gelerek hükümetin hukuksal alanda yaptığı değişiklikleri eleştirirken, soldan devşirme liberaller halen “Askeri Vesayet” ve “Statüko” kavramları çerçevesinde yapılan tartışmaları bozuk plak gibi tekrar etmeye devam ediyorlar. 

Varsa, yoksa askeri vesayet, statüko. 

Hükümetin yaptığı her değişiklik, olumlu da olsa olumsuzda olsa, destekleniyor. 

Neymiş efendim? 

Askeri vesayet geriliyormuş! 

Statüko parçalanıyormuş! 

Tarihe, salt bu gözlükle(asker- sivil çatışması) bakıp, sermayenin el değiştirmesini, uluslar arası ilişkileri, ABD’nin Ortadoğu politikasını ve ılımlı İslam projelerini göz ardı eden liberal siyasetin ürettiği politika çizgi roman basitliğinden öteye gidemez. 

Bu politika yüzeysel örgülerle bezenmiş, derinlikten uzak ve ABD- AKP taraftarlığı, seviciliğiyle maluldür. 

Türkiye’de yaşanan askeri vesayet ve statüko, sanki askerlerin bir sabah uyanıp, “Haydi arkadaşlar, darbe yapalım, darbeyi sürdürelim, bu sistemi biz çok seviyoruz bu nedenle bu sistemin devamını sağlayalım ve bir statüko oluşturalım.” demesiyle oluşmuş, hiç değişmeyen bir ilahi düzen. 

Sevgili liberaller, sol liberaller! 

Artık uyanın! 

Bu ülkede askerler, eğer hakim sınıflar ve onların destekçisi ABD istemezse ve darbeyi desteklemezse, darbe yapmazlar, yapamazlar! 

Korkmayın! 

Artık sağır sultan bile biliyor ki, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarıyla yaşananlar, bir temizlik ve tasfiye operasyonudur. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesine, Türkiye’den “Ulusalcı Saiklerle” karşı çıkanların, yönetim ve siyaset dışına itilmesi projesidir. 

Statükoyu temsil ettiği iddia edilen bu kesimler, evet uzun yıllardır bu ülkeye acı çektirdiler, evet siyaset üzerinde belirleyici oldular, evet hükümetleri yönlendirdiler. Ancak bu söylenenlerin yaşandığı tarihsel kesitlerde, bu güçler yalnız değildi, arkalarında onları yönlendiren hâkim sınıflar ve onları destekleyen ABD vardı. 

2002 yılından itibaren bu destek çekildi. Bu desteğin çekilmesinin nedenleri üzerine uzun tartışmalar yapılabilir. Şimdilik şu kadarını söylemeliyim ki; değişen dünya koşullarında askeri darbelerin miadı dolmuş ve gündemden kalmıştı. İletişim çağının olağanüstü gelişimi de darbe koşullarının ortadan kalmasında etkili olmuştur. Bu tarihsel koşullarda darbe yapmaya kalkanlar, sadece düşündükleriyle kalırlar ve ülkemizde de yaşanan sürece baktığımızda böyle olduğu görülecektir. 

Ergenekon ve Balyoz davalarında yaşanan hukuksuzluklar artık bütün toplumun vicdanını yaralamaya başladı. 

Bu kadar hukuksuzluk karşısında gıkı çıkmayan (Hakim sınıf ve ABD desteği olmadığı için) askeri çevreler, bu halleriyle mi “Statükoyu” temsil ediyorlar? 

Uygun tarihsel ortam ve söz ettiğim hakim sınıf- ABD desteği olsa, askerler şimdiye kadar darbe yapmaz mıydı? 

Liberaller ve sol liberaller, statüko oluşturma vasfını yitirmiş, hakim sınıf- ABD desteği kaldıracını kaybetmiş ve toplumdaki saygınlığı azalmış bir gücün, bırakın statükoyu ve vesayet sistemini sürdürmeyi, mensuplarının yaşadığı hukuksuzlukları bile önleyemeyen bir “Kağıttan Kaplan”a dönüştüğünü görmelidirler. 

Demokrasi mücadelesi, gücünü ve desteğini yitirmiş, tarihsel güncellikleri en alt seviyeye inmiş kesimlere karşı değil, ülkeyi yöneten hâkim sınıflara ve ülkeyi cehenneme çeviren emperyalizme karşı verilir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

her fırsatta muhalefete muhalefet eden yerden yere vuran muhalefetten biri çıkıp herkesin dilinde olanı söylediğinde birden arslan kesilen, iktidarı, bırakın eleştirebilmeyi yağdanlıkta yarışanlara ne liberal ne de sol liberal denir onlara sadece liboş denir ve artık ne yazıp çizerlerse çizsinler liberalliklerini ya da solculuklarını değil liboşluklarını daha da netleştiriler okadar.

Meltem Şahin 
 15.02.2011 11:20
Cevap :
merhabalar, Evet, sizin de dediğiniz gibi bu insanlara liboş denir ama ben yine de hatalarını anlayıp, özeleştiri vereceklerine inanıyorum.mesela Ahmet İnsen bugün günah çıkarmış yazısında.okumanızı öneririm.  15.02.2011 11:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 836
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Gaziantep' te öğretmen olarak görev yapmaktayım. Son olarak Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster