Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '20

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
35
 

LİBERAL EKONOMİ

LİBERAL EKONOMİNİN SONU MU?

         Bu günlerde sosyal bilimciler global sosyalizm gelecek diyorlar.

Stratejistler de ideolojiler, finans tabanlı burjuva demokrasisi çöktü diyorlar.

Ekonomistler; serbest piyasa ekonomisi iflas etti, finans sektörü, para sistemini duman etti diyor.

 

         En kapsamlı çöküş duman oluş finans sektöründe ve bütün teorileriyle birlikte tarihin çöplüğüne gömüldü diyorlar.

 

        Dünya ekonomik modeli bakımından, Milton Friedman ve John Maynard Keynes modellerinin üstüne bilim bir tık koyamadığı ilave edemedi.

 

         KEYNESYEN EKONOMİ MODELİ

Karma ekonomi;

(Keynesçi ekonomi veya Keynesyen ekonomi, 20. yy. İngiliz ekonomist John Maynard Keynes'in görüşlerini temel alan bir makroekonomik teoridir. Keynes ekonomisi özel sektörün ağırlıklı olduğu ama devlet ve kamu sektörünün büyük role sahip olduğu bir karma ekonomiyi savunmaktadır.)

 

SERBEST PİYASA EKONOMİSİ

Milton Friedman ekonomi modeli, piyasa ekonomisi

          (Serbest piyasa ekonomisinin önde gelen ismi ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Milton Friedman, 1980’li yıllarda popüler hale gelen monetarist (parasalcı) görüşleriyle Margaret Thatcher ve Ronald Reagan’ın uyguladıkları politikaları büyük ölçüde etkileyen Amerikalı ünlü ekonomist, ABD başkanlarından Nixon, Ford ve Reagan’a da danışmanlık yaptı)

 

         Bu modellerin ikisi de, Finans sektörünün çalışma sistemleri aynı. Para hareketlerinde ve üretim sektörünün yanında elinde çanta ile finansçıların öne çıktığını görüyoruz.

         İtibari para ve türev para kaynakları hedeflenmiş.

         Reel sektörün para hacmi ile finans sektörünün para hacmi farklı argümanlardan oluşuyor.

         Finans sektörü itibari para ve türev para ile para satışından para kazanıyor. Dünyada dolaşımdaki nakit paranın iki katı itibari para ve türevleri var. Üstelik bütün sermaye finans sektörünün elinden geçtiği için paranın reel değeri üstünde yüksek maliyetlerde reel sektöre ulaşıyor.

          Birçok hatırı sayılır tanınmış ekonomi hocaların kitaplarında “bankacılık, aracılık, finansçılık, tefecilik kısaca finans sektörü halkların kanını emen kenelerdir” diyorlar. 

 

(Dolar enflasyonunu sergileyen bu kadar para basılmasına karşın doların ciddi bir enflasyonla karşılaşmadığı enflasyon yüzde 2 – 4 bandı arasında salındığı görülüyor. 2020 ilk çeyreği itibarıyla da enflasyon yüzde 2’nin altına düşmüş bulunuyor. Doların dış değerini gösteren sağdaki grafiğe göre piyasadaki miktarı bu kadar artmış olmasına karşın doların başlıca paralara karşı değeri düşmek bir yana yükselmiş görünüyor.

 

Normal koşullarda bu kadar fazla para basıldığında paranın iç değerini de dış değerini de yitirmesi gerekirdi. Doların değerini yitirmemesinin birkaç nedeni var: (1) ABD ekonomisinde bir bozulma ortaya çıktığında, hatta daha çıkmadan önce dünyadaki bozulmaların ABD ekonomisini etkileyeceği anlaşıldığında, Fed hızla karar alıp ekonomiye müdahale ediyor. Bu tür hızlı reaksiyonları geçmişte hep olumlu sonuçlar verdiği için Fed ciddi bir itibar kazanmış bulunuyor. O nedenle para basarak müdahale ettiğinde sistemi toparlayacağı düşünülüyor. (2) Dolar, biraz da Fed’in kazandığı bu yüksek itibar sonucu, ABD’nin parası olarak algılanmaktan çok dünya parası gibi algılanıyor. Kendi ülkesinin parasının değeri düşenler dolar talep ediyor. (3) Başka ülkelerde finansal yatırımı (plasman) olan gelişmiş ülke fonları ve yatırımcıları o ülkelerdeki plasmanları satıp çıkarlarken dolar talep ediyorlar. (4) Söz konusu fonların gösterdiği teminatlar yetersiz hale gelince ek teminat için yeniden dolar alıyorlar). 26.04.2020 Mahfi Eğilmez. http://www.mahfiegilmez.com/2020/04/bu-kadar-dolar-baslyor-da-degeri-nicin.html

 

Milton Friedman ve John Maynard Keynes’in ortaya koyduğu modellerin dünyayı getirdiği yer 2020 yılında, uçları bir araya gelmeyen bir sistem halini aldı.

 

        1970’li yıllardan başlayarak 1980 yılına kadar her platformda tartışıldı.

        1983 seçimler öncesinde merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ANAP’ı ile Merhum General Necdet Calp’ın Halkçı Partisi arasında boğaz köprüsünü ‘satarım, sattırmam’ polemiği kaldı akıllarda.

      

         Merhum Özal; “devlet sebze soğan patates üretmez satmaz, satmamalı” kinayesi uzun yıllar popüler kültürde gündemdi. Hatta “devlet basma üretmemeli yoğurt yapmamalı, özel sektör bu alanlara teşvik edilip, devlet asli görevlerine dönmeli” savunması vardı.

 

         Bütün dünya ülkeleri özelleştirmelere başlamış, kamu kuruluşlarını özelleştirmeye başlamıştı bile 1980’lerde. İngiltere, Fransa, Almanya ABD özel sektörü teşvik etmek ve KİT’leri satın almalarını kolaylaştıracak reformlar yaptılar.

 

        1980’li yılların ortalarına kadar Kamu İktisadi işletmeleri özelleştirilmişti bile.

        Amaç; Devletin asli görevleri olan, sağlık, eğitim, iç ve dış güvenlik, adalet ve kamu alt yapı işlerine dönmesi gerekliliği idi.

 

        Bununla birlikte belki de en önemlisi, KİT’lerin siyasetin çiftliği olmaktan öteye gidememesiydi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 191
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 534
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

Yerel bir gazetede yazıyorum. Okumayı severim, şiir okumayı severim. Emekli işçi olarak sosyal ak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster