Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Aysegül Akbay Yarpuzlu

http://blog.milliyet.com.tr/yarpuzlu

06 Kasım '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
173
 

Liberallerin Besim Tibuk çıkmazı

Liberallerin Besim Tibuk çıkmazı
 

Besim Tibuk


Prof.Dr.Ayşegül Akbay, 80’lerden beri liberal siyasi felsefeyi, benimsemiş. 2012 yılında, Liberal Demokrat Parti, Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için bir çıkış yapmış.

Türkiye’de liberal siyasetin, Besim Tibuk çıkmazına saplanmış olduğunu, düşünüyor. Liberal Demokrat Parti’de Olağanüstü Genel Kurul talepleri, her girişiminde baskılanmış.

Bugün, Türkiye’nin liberallerine, içinde bulundukları azınlık batağından kurtulabilmeleri için önerilerini, bizimle paylaşıyor.

İşte fikirleri:

LDP Nelere İnanmalı?

1. Ekonomi

Her bireyin arzu ettiği mal ve hizmetleri piyasaya serbestçe sunabilmeye hakkı olmalı.

Buna ‘Serbest Pazar’ diyoruz.

Serbest Pazar, insanların yaşamlarını daha mutlu yapmak ve toplumsal huzur, güven ve zenginlik için tarihte önerilmiş tek geçerli yoldur.

Mevcut durum, serbest Pazar kavramına uymayan bir tür ‘kralın yandaşları’ düzenidir.

Ve kapitalizme getirilen eleştirilerin gerçek sebebi, bu yandaş düzeninin, Pazar sistemini, işlemez hale dönüştürmüş olması sebebiyledir.

Gerçek serbest Pazar sistemi, her yeterlilikte, yetenekte ve ilgideki insanların tümüne büyük bir fırsatlar bütünü sunmaktadır.

Oysa yandaşlar düzeninde, hükümete etki etmeye gücü yeten, zengin, güçlü odak guruplarının menfaatleri kollanır.

LDP’nin bundan sonraki vizyonu, her alanda serbest düzeni yeniden vurgulamak olmalıdır ki; bunların başında ekonomi gelir. İnsanlara, kafalarının bastığı yönde ve yolda iş yapma ve iş kurma fırsatı tanırsanız, hükümetin işlerine karışmasına gerek kalmadan, bu serbest gelişime bırakılan işler, tahmin edilenin ve beklenenin çok üzerinde yeni iş yaratır, yenilikçi gelişmelere imza atar ve müşteri sayısını artırır.

LDP’nin vurgulaması gereken diğer önemli nokta, bu düzende hükümete düşen yegane rolün, mülkiyet haklarını korumaya çalışmak olacağıdır ki; bunun için de anlaşmaların tarafsız çözümünü sağlayacak tarafsız bir hukuk sisteminin varlığı, ön şarttır. Bugün, kanun kitaplarında ve karar defterlerinde kağıt üzerindeki uygulamaların, mülkiyet hakkına dair adalet duygusunu korumaya yetmediği açıkça ortadadır. Bilakis mevcut yasa ve kurallar, bireylere ve iş sahiplerine dayanılmaz yükler yükleyen,  baskı yapan ve yaşamlarını zorlaştıran birer unsura dönüşmüştür. Hatta o kadar ki, insanlar iş kurmaktan çekinmekte, iş sahipleri personel almaktan kaçınmakta ve birçok işyeri kapanmaktadır.  Bireylerin dürüst ve barışçı ticaretle ilgilenmeleri düpedüz engellenmektedir. Yandaş egemenliğindeki ekonomide, iş hayatından soyutlanma, bireylerin yaşam enerjisini ve sevincini tüketmektedir.

Vergiler de temelde böyle. Girişimciyi baskı altına alan yasalar gibi, vergiler de bireysel servetimizi elimizden alan diğer bir hükümet baskısı. LDP, bundan böyle de vergilerin azaltılması ve böylece ellerinde kalan kaynakla bireylerin maksimum potansiyellerine ulaşması yönündeki politikaları önermeye ve ayrıntılandırmaya çalışmalıdır. Kişisel başarı için bu ön şarttır.

Özetle, anlamsız yasa ve düzenlemeler kaldırılmalı, vergiler azaltılmalı, yenilikçilik ve istihdamın önündeki en büyük engel olan, devlet yoldan çekilmelidir.

Birkaç örnekle ilerleyelim…

Gençler niçin iş bulamıyor?

3 ana sebep var…

Yeteneksizlik, hükümet kuralları ve ekonomi ve siyasetteki belirsizlik.

Milyonlarca liseli, hükümet bursu alarak üniversiteye devam ediyor. Bu burslara milyarlık kaynak ayrılıyor. Ve ciltlerce teorik kitapla beynini zehirleyen gençler, sonunda piyasa talepleriyle bilgilerinin örtüşmediğini fark ediyor ve işsiz kalıyor.

İkincisi, çalışma yasalarındaki, işvereni aşırı zorlayan garantici kurallar, çok basit bir örnekle kıdem tazminatı gibi konular, işverenin, yeni işçi alırken çok daha temkinli ve seçici olmasına sebep oluyor ve çok daha az işçi talebi ortaya çıkıyor. Dahası, artık işe yaramayan bir işçiyi çıkarıp yerine yararlı bir işçi almak nerdeyse cezalandırılıyor ve verimlilik düşüyor. Şöyle düşünün, boşanmak mümkün olmasaydı, evlenmeden önce çok daha iyi düşünmek zorunda kalmaz mıydınız? Bir de maliyetleri hesaplayın. Hadi, kendinizi, işveren yerine koyun.

Bir de, ikide bir dolara ve euroya karşı yaşadığımız deflasyon, ve ekonomik krizler, sağlık ve eğitimin sübvansiyonuna ayrılan milyarlar, ve kayrılan işadamlarını zengin etmek adına bütçenin sorumsuzca tüketilmesi, kaldı ki bankalar bile batırıldı, bunlar, insanları, piyasadan geri durmaya yöneltiyor.

Bütün bunların tek sorumlusu var. Hükümet! Hükümet yoldan çekilip dengeleri serbest piyasaya bırakmadan çözüm yok.

İşsizliği çözmek mi öncelikli olmalı? Yoksa, asıl olan zenginlik için fırsat yaratmak mı? Bu iki kavramı, daha uzun bir zamanda baştan tartışmak isterim. İşsizliği boğaz tokluğuna bitirmektense, zengin olmak için fırsatlar sunmak gerekli bana göre.  Özetle, ekonominin kaçınılmaz gerçeği, maliyetleri düşürmek ve pazara daha ucuz ürün sunabilmektir. Örneğin tarım sektörünü ele alalım. Bugün tarım sektöründeki mekanizasyon sonucu, istihdam oranları, düşmüştür. Ancak, tarım sektörü işçileri, ilerlemenin lokomotifi daha yeni sektörlere kaymıştır ve gıdaları daha ucuza alabiliyoruz. Bu sizce kötü mü? Tabii ki hayır. Bu ilerlemedir, biraz işsizlik tolere edilebilir. Tıpkı kömür ocakları gibi… İş yaratmak istiyorsanız, çözüm serbest pazardır.

Diğer sorular, kapitalizm çalışanları gerçekten sömürüyor mu? Ve Karl Marks’a bakışımı bilahare açıklayacağım.

2. Haklar

LDP’nin yeniden ve yeniden üzerinde durması gereken diğer bir konu, haklar.

Zaman ve zemin kısıtlaması olmadan herkese eşit haklar, istisnasız.

LDP’nin diğer politik partilerden farkını iyi anlatması için bu konuyu yeniden ve yeniden açması gerekiyor.

Diğer politik partilerin her biri, toplumda belli bir kesimin  çıkarlarını temsil etmek için siyaset yapıyor. Muhafazakarlar, Müslüman ve inananların, solcular, işçi sınıfının, milliyetçiler, şovenistlerin ve Kürt partileri, Kürtlerin çıkarlarını savunuyorlar.

Liberaller, her kim olursa olsun, her birinin seçtiği ve tercih ettiği biçimde istediği gibi yaşama hakkını savunur, tabii diğer birinin seçtiği ve istediği şekilde yaşama hakkına zarar vermediği sürece.

Ve ihtiyaç duyduğumuz şey, hükümetin yaşam tercihleri ne olursa olsun, herkese eşitlik ve adalet sunabilmesi gereğidir.

Bu haklar bahsini biraz daha gündeme dair ayrıntılandırmadan, algıladığımız haklar arasında neleri örnek verebiliriz birkaç maddeyle sayalım:

- İnanç özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü

- Sözüm ona hukuki kurumların kolluk gücüyle baskısına karşı durabilme hakkı

- Kişisel hesaplara devletin el koyma hakkına karşı koyabilme hakkı

- Gerekçesiz arama ve tutuklamalara karşı koyma hakkı

- Daha önce mahkum olmuşların seçme ve seçilme hakkı ile bireysel silah taşıma haklarının savunması

- Hükümet eliyle birey aleyhinde yapılan ajanlık ve gizli bilgilenme faaliyetlerine karşı koyma hakkı

- Kolluk kuvvetlerinin ve ceza infaz kurumlarının genel gözetim teknolojileri kullanımına karşı koyma hakkı

- İnternet özgürlüğü ve gizlilik hakları

Birer birer düşünürseniz, mevcut hükümetin, bireylere karşı bu hakları, adeta kasten ve muhalefetin çaresizliğini ve savunma noksanlığını ortaya koyacak kışkırtıcı şekilde defalarca ihlal ettiğini rahatlıkla görebilirsiniz.

3. Suç ve Adalet Sistemi

Açıkça ortada olan gerçek, adalet sistemimizin çoktan çökmüş olduğu. Bugün, suç olarak nitelenmesi yanlış pek çok eylem, suç olarak cezalandırılıyor. Dahası, suç bile olmaması gereken bu eylemlerden yakalananlar, bir güzel damgalanıp, canilerden bile daha ağır cezalara çarptırılıyorlar. Aslında, suç, sadece şiddet ve dolandırıcılıkla başka birey veya guruplara zarar verenlere yakıştırılabilecek bir damga.  Aslında, şiddet ve dolandırıcılık içermeyen diğer suçlar ceza bile almalı mı, tartışılmalı.

Bu suçlara en iyi örnek, uyuşturucu kullananlara verilen cezalar.  Yüz binlerce insan, kendi kullanım tercihleri yüzünden mahkum ediliyor. İnsanlar ne yiyip ne içeceklerine, ne madde kullanıp kullanmayacaklarına ancak kendileri karar verebilirler. Uyuşturucu alanında devlet müdahalesi, suçu ve suçluların sayısını sadece büyütüyor. Uyuşturucu ile mücadele için Türkiye’de her yıl kaç milyar bütçe harcanıyor hiç sordunuz mu? Kişisel tercihlere baskı ve engelleme yerine, polis ve adalet, gerçek katillerin, canilerin peşine düşse daha doğru olmaz mı? Mülkiyet hakları güvenceye alınsa olmaz mı?

Adalet sisteminin sözüm ona suçla damgalananlara verdiği cezalar da çok fazla ve hiç de insanca değil. Dahası, ceza ve tevkif evlerinin durumu, herkesçe malum. Ya yıllar süren mahkumiyetten çıkanlar, yeniden topluma uyum sağlayabilecek yeterlilik ve yeteneklere sahip mi? Hayır, görünen o ki; cezaları bitip, çıkan mahkumların çoğu, yeniden suça itiliyorlar.

Neyin suç, neyin suç değil diye tanımlanması gerektiğine, liberaller baştan çalışmalı. Şiddet ve dolandırıcılık dışındaki suçlara verilen cezalar, baştan tartışılmalı. Adalet sisteminin kurbanları, yeniden yargılanmalı. Haklardan söz ediyorsak, suçlu ve mahkumların da hakları olduğu gerçeğine kör kalamayız.

4. Eğitim

Eğitim sistemine tamamen yeni bir bakış getirmemiz gerekli. Eğitimde serbest pazar, öğreniciler, veliler, öğreticiler ve işverenler için sonsuz seçeneğin mevcut bulunduğu, daha az resmi ve daha az yapılandırılmış, her boya tek kalıp mantığından arınmış, serbest bir yaklaşımdır.

Her çocuk, her öğrenici ve her topluluk birbirinden farklıdır. Değerleri, beklentileri ve arayışları farklıdır. Herkesin, kendi aradığı eğitimi, bulabilmesi için, eğitimde rekabetçi bir serbest pazar sistemi şarttır. Devletin her yaş gurubuna uyguladığı tek tip yapılandırılmış eğitim, hapishaneden farksız ve renkliliği, çeşitliliği ve demokrasiyi öldürüyor. Eğitimde de serbest pazar esastır. Ne öğreneceğimize iktidar karar vermesin.

5. Dış Politika

Türk dış politikası yanlış yönde. Başta Orta Doğu olmak üzere, orduya  yük bindiren nice savaşa gönüllü olarak taraf oluyoruz. Teröristlerle savaştan, ordu bitik düştü. On binlerce şehit ve gazi yaşamdan koptu. Uluslar arası çıkar gurupları, Türk dış politikasını, yeni savaşlara sürüklemeden, Türkiye, savaşlara taraf olma zihniyetinden kurtulmalıdır. Savaş, sadece savunma gerekçesiyle makul gösterilebilir. Fakat gerçek başarılar, uluslar arası ticaret ve diplomatik anlaşmalarla kazanılır. Güvenlik odaklı dış politika, bırakılmalı, barış ve işbirliği odaklı dış politikaya dönülmelidir.

6. Sağlık

Sağlıkta, istisnasız her bireyin beklentisi, daha kaliteli sağlık hizmetini, daha ucuza alabilmektir.  Bunu sağlamanın yegane yolu, devlet müdahalelerini minimalize ederek, sağlıkta da serbest Pazar hakimiyetini esas almaktır.

Hükümet, sağlığa başlıca üç alandan müdahale ediyor.

-          Hükümet ve bir avuç sigorta şirketi, sağlıkta fiyat dengeleri üzerinde monopol durumunda. Bütün hizmetlere dair fiyatları, bu monopoller belirliyor.

-          Yeni açılacak sağlık ünitelerine açılış ve kuruluş izinlerini, hükümet veriyor.

-          Yeni piyasaya çıkacak ilaçlar, cihazlar ve teknolojilerin hepsi, piyasaya çıkmadan hükümetten izin almak zorunda. Bakımın kalitesini artırıp fiyatını düşürebilecek her yenilik izne tabii.

Hükümet ve sigorta şirketleri sağlık için tüm ödemeleri kontrol altında tutan ve kârı, kendilerine yönlendiren monopoller. Ödenekler, maliyetler kadar artmadığında, sağlık hizmeti sağlayanlar zarara giriyorlar. Bu yüzden hizmet kalitesi düşüyor ve yeterli bakım alamayan hastaların memnuniyeti, düşüyor. Hastaneler, gerekli yeniliklere bütçe ayıramıyorlar ve kimileri kapanıyor.

Yeni hastane kurma izinleri, maliyetli. Sadece, yüksek maliyetlere katlanabilen büyük şirketler, piyasada kalabiliyor ve pek çok küçük muayenehane, semt polikliniği, tanı ve tedavi merkezi piyasa dışına itiliyor. Pek çok yeni teknoloji, ruhsat beklerken, hastalar bu yeni teknolojilerin bir an önce piyasaya çıkması halinde sağlayacakları yarardan mahrum kalıyorlar.

Bunun yanında, kimi hastalar da, tazminat sistemini, bahane ederek, sağlık çalışanlarının sırtından para kazanmayı meslek edinmişler. Malpraktis ve tazminat sisteminin de, günün şartlarına uygun olarak, sağlıkta baştan ele alınması gerekli.

Tüm bu durumlar, sağlık sektörünün tadını kaçırmış durumda.

Sonuç olarak, liberal felsefede, her birey, her alanda olduğu gibi sağlıkta da kendi seçimlerini kendisi yapabilmelidir.  Sağlığa devlet müdahalesi minimalize edilmeden, sağlık piyasasının gerçek rekabet koşullarının, oluşmasına imkan yoktur. Sağlıkta gerçek piyasa şartları, sağlık hizmetlerinin kalitesini ve hasta memnuniyetini de, artıracaktır.

7. Bireysel Silahlanma

Mahallelerimiz güvenli değil. Şehirlerimiz güvenli değil. Karanlık arka sokaklar güvenli değil.

Liberaller, bireylerin öz savunma hakkına inanırlar.

Farzedelim, işten gece geç saatlerde çıkıyorsunuz ve mahallenizde belalı soyguncular var. Hem de bedenleri sizin iki misliniz. Soyguncuya kurban olmak mı daha iyi, yoksa silah taşıma hakkı mı? Silah taşımak, zaten silahlı olan saldırganlardan korunmak için tek çaremizdir. Hükümet, silah taşınmaya engeller ve zorluklar getirerek, bizlerin öz savunma hakkımıza müdahale etmektedir.

Sonuna kadar öz savunma adına silah taşıma hakkını savunuyoruz. Suçlular silahlı ya biz masum insanlar?

8. Uyuşturucularla Mücadele

Uyuşturucu yasağı ile uyuşturucu mücadelesi, maalesef sonuç vermiyor. Uyuşturucular yasaklandığında, uyuşturucu ticareti, yasadışı çetelerin, eline geçiyor.

Dahası, hayatında bir kez deneyen bir çok insan, hapishanelerde mahkum konumuna düşüyor.

Karaborsada satılan uyuşturucunun kalitesini denetlemek mümkün değil.

Dahası, hükümet her ne içerse içsin, bireylerin tercihlerine yasaklar getirmemeli ve müdahale etmemeli.

Hükümetin, uyuşturucularla mücadeleye harcadığı paranın miktarını, bir daha düşünün ve yasaklarla çözüm üretemeyeceğimizi, artık fark edin.

9. Göç ve Göçmenler

Göçmenler hakkında unutmamamız gereken bir gerçek var. Aslında çoğu barışçı ve iyi niyetli insanlar.

Ve unutmamamız gereken diğer gerçek, mümkün olduğunca serbest dolaşım hakkını savunmaya çalışmamız gerektiği.

İster Suriye’den, ister Bulgaristan’dan gelsin, göçmenler yerini yurdunu bırakıp, güvenlik ve güvenli bir iş arayışıyla, ülkemizde bulunuyorlar.

Göçmenler, potansiyel suçlular değil. Tabii ki suçlu ya da suç planlayan göçmenler hakkında gerekli önlemler alınmalı. Ancak, masum göçmenler için de göçmenlik kuralları, kolaylaştırılmalı ki resmi yoldan ülkemizde bir yaşam kurabilsinler. Mevcut durumda, göç işlemleri, hala çok karmaşık.

Ve, evet göçmenlerin bir kısmı yoksul, ama unutmayalım ki; bir kısmı da eğitimli, kalifiye ve ülkemizin ekonomisine katkı verebilecek kadar zengin.

Göçmenlere karşı önyargılarımızdan arınalım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 346
Kayıt tarihi
: 21.03.12
 
 

Halk Sağlığı Profesörü, Kamu Yönetimi ve Avrupa Birliği Uzmanı   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster