Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
664
 

Liboşlara demokrasi dersleri 2

Liboşlara demokrasi dersleri 2
 

Liberallerin(!) mevcut iktidarı nasıl algıladıklarının resmidir...


AKP ile liberaller arasındaki ilişki, bir zamanların izlenme rekorları kıran Yalan Rüzgarı dizisindeki kadar heyecanlı git gelleriyle sürüyor. İzledikçe de acı acı gülüyorum.

Uğur Mumcu ve Emin Çölaşan’ın ‘liboşlar’ dediği, Mehmet Atlanın ise ‘II. Cumhuriyetçiler’ demeyi tercih ettiği, her çeşit ve cinsten, eski ‘sağcılar ve solcuların’ içinde yer aldığı ‘liberaller’, 22 Temmuz seçimlerinin ardından AKP ile aralarına mesafe koyar gibi yapmışlardı. Yalan Rüzgarı’nı izler gibi heyecanla gidişata göz atalım.

1) 22 Temmuz seçimlerine kadar AKP’nin, bir paravan olarak kullandığı AB politikalarını, terk etmeye başlaması.

2) Özellikle 301. maddenin değiştirilmemesi.

3) ‘Ergenekon çetesi’(!) operasyonunun yarım bırakılması. (İlhan Selçuk’ların göz altına alınmalarından önceki dönem)

4) 22 temmuz seçimlerinde %47 oy alan Tayyip beyin hiç kimseye diyet borcu olmadığını sık sık tekrarlamasından dolayı, liberallerin kendilerini aldatılmış hissetmesi.

5) II. Cumhuriyetçilerin isim babası, AKP-Liberal koalisyonunun önemli siması Mehmet Altan bir tv. programında ‘Türkiye’de 12 milyon kişi günlük 1 dolarla yaşıyor, 600 bin kişi aç yatıyor. Türbandan acil sorunlar var.’ demesiyle AKP ile liberallerin ilişkisinin kayıkçı kavgasına dönmeye başlaması.

6) Tayip Erdoğan hemen 13 Şubatta azarlar gibi yanıt veriyor: ‘Biz geldiğimizde bu rakam 18 milyondu. 12 ye düştü, bunu neden söylemiyorsunuz, milleti aldatmayın, dürüst olun.’

7) AKP nin gayrı resmi yayın organı Yeni Şafak gazetesinden Fehmi Koru, 16 Şubattaki yazısıyla ‘koalisyon çatladı’ diyerek liberallere gözdağı vermeye başlıyor.

8) Hemen arkasından 17 Şubatta birader Ahmet Altan çok sert yanıtlar vermeye başlıyor: ‘Başbakan yaptığı bir konuşmada liberal bir aydını azarlamış. Kendine gel. Şemdinli’nin ürkek çocuklarının azarlanabileceği birileri bulunmaz bu cenahta. Sen önce Şemdinli’yi bir aydınlat, Dink’in katillerini bir bul da…Birisini azarlamanın senin haddin olup olmadığını konuşalım.’ (Taraf gazetesi 17 şubat/ Ahmet Altan.)

9) Bir gün sonra Mehmet Altan da yediği azara cevap yazdı: ‘Başbakan kendini orkestra şefi, bizi de kurşun asker mi sanıyor?’

10) Çatlar gibi görünen AKP-Liberal koalisyonunu, Muhafazakar Liberal, Nazlı Ilıcak hanımefendi, kurtarmaya uğraşıyor: ‘Gelin liberaller ve muhafazakarlar barışın! Ne muhafazakar kesim, başörtüsü bildirisine imza atmadığı için, özgürlük anlayışları türbana kadarmış diye Mehmet Altan’ı suçlasın, ne de Mehmet Altan, özgürlüklerin sınırlarını siyasal iktidarın işaretleriyle belirleyen kurşun askerler diye muhafazakar kesime çatsın.’ (Nazlı Ilıcak 20 şubat 2008, Sabah gazetesi)

11) Barış çağrısından önce, Ahmet Altan zaten çark etmeye hazırdı ve bunun ipuçlarını veriyordu: ‘Ne tuhaftır ki, türban konusunda en fazla bağıran gazeteler, devletin içine uzanan Ergenekon çetesi hakkında en suskun olan gazetelerdir. Ergenekon’la ilgili haberler onlara çekici gelmiyor. Devlet destekli çeteler kaos yaratmıyor ama kızların türban giymesi kaos yaratıyor onlara göre. Devletin içindeki bir otoritenin çeteler oluşturmasından rahatsız değiller fakat kızların giyinme özgürlüğünden rahatsızlar.’(Ahmet Altan/Taraf/15 şubat 2008)

12) Yapılan görüşmeler ve pazarlıklar sonucunda iş tatlıya bağlanıyor. Verilen sözler yenileniyor, nerde kalmıştık deniliyor ve beraber yürümeye devam ediliyor o yollarda. Tıpkı abdest tazeler gibi.

13) AKP medyası Ergenokon’u tekrar keşfediyor. Bizzat, Fehmi Korunun, İlhan Selçuk’a ve Cumhuriyet gazetesine dikkat edin demesinin ardından gözaltına almalar başlıyor.

12 Eylül darbesiyle soldan sağa savrulan, Turgut Özal’la nemalanan, 28 Şubatta tankların üstüne sanal çıkışlar yapan liberallerin en büyük korkusu, gelecek olan sol iktidarın kendilerinden son on yılın hesabını soracak olmasıdır. Bu yüzden AKP kadrolarına tutunurlar. Bu yüzden AKP ye oy verirler ve desteklerler. Bu yüzden gerçek ‘liberal’ olamazlar, ‘liboş’ olarak adlandırılırlar.

Demokrat kesilen AKP medyasını ve ‘liboş aydınları’ izleyin, 1 Mayısta meydanlara çıkacak olan yurtsever güçleri cuntacılıkla suçlamaya başlayacaklardır.

Takkeliler berber, liboşlar tellal iken, solun kaderine de 1 Mayısta meydanları doldurmak düşecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bir yurtsever bilir ki mesele güçlünün yanında olmak değil, güçlüye rağmen doğrularının arkasında olmaktır. Soldan sağa yatay ve dikey geçiş yapanların da meseleyi kavrayamamaları veya kavramaktan korkmalarını dik duracak gücü kendilerinde bulamamalarına bağlıyorum. Bu ülke iç ve dış dinamikleri nedeniyle kısa süreli koalisyon hükümetler hariç hiç sol görüşlü bir hükümet kuramamıştır. Ama hala başlarına ne geldiyse soldan geldiğini iddia ederler, yazınızın tarihi eski olduğu için 10 senenin değil muhtemelen (daha doğrusu bu gidişle) 20 25 senenin hesabını soracaklarını unutmamalılar. Yazınızın yılı 2008... Bugün 2011... Değişen birşey yok maalesef... Saygılar

Serhat ÇETİN 
 18.08.2011 16:11
Cevap :
Eski yazılara da göz atmışsınız... Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkürler... Bu memleketin yiğidi harman yerleri gibidir... Her şey düzelir kardeşim...  20.08.2011 19:37
 

Temelinde ferdi çıkarları prensip etmiş bir sistem,oda kapitalizm güçlenmesinde ve üst sınıfın dünya görüşü olmasına sebep olmuş, eşitlik özgürlük söylemlerinin ardında, ekonomik çıkarlar, üst sınıfa hizmet etme, özelleştirme ve sermayenin sırtını sıvamaktan başka bir amaç güdülmemiş nitekim şuan bire bir pratiğini yaşıyoruz.Piyasanın insafına bırakılmış bir ekonomi ve altında ezilen halk ve emekçiler. Bunun tarafı olmak, buna hizmet etmek rüyama girse kabusum olur. Piyasanın vicdanına bırakılan bir sistemi kabul etmem olanaksız nitekim obur bir canavar piyasa, on beş alır bir verir, fakir ordusuna her gün birilerini eklerken, piyasa kendi ultra zenginlerini doğurur. Sermayenin diktatörlüğü altında maaşlı kölelilik ve özel teşebbüsün sırtı sıvanıp emperyalizmin kucağına düşen bir akım halini alan bu sistem savunmak ve buna taraf olmak adı her ne olursa olsun X kişi Y kişi yada A parti Bparti yanılgı içinde “Liboş” deyimi bile hafif kalır aslında, silkinmeli ve kendine gelmeliler.Sevglr

Meyman 
 10.05.2008 11:02
Cevap :
Dinazorlar tam 200 milyon yıl yaşamış bu dünyada... Dile kolay o kadar yıl... Bilinen tanrı bile 3 bin yaşında değil henüz... İnsanoğlu... homosafienslerin bilinen tarihi on bin yılı bile bulmuyor. Yani daha çekecek çok 'kahır' var:-) PAYLAŞMAYI ENİNDE SONUNDA ÖĞRENECEĞİZ... X,Y,Z kişileriyle bir sorunum yok hatta umrum bile yok. Ben, ilkel kominal bir adamım:-) Çatlak bir plak bile olabilirim hatta:-) Sürekli takılmış gibi: Yaşasın sosyalizm... Yaşasın sosyalizm:-) Sevgiler Mersinden güzel kıza...  11.05.2008 0:23
 

meydanları doldururken provakatörlerin de oyununa gelmemek için sağduyulu olmak gerekir , solduyu mu deseydim:)), sevgiler

Dilek Fuçucı 
 22.04.2008 9:54
Cevap :
İnsan olabilmek elbette... 1 mayıs da tıpkı anneler günü, sevgililer günü gibi temsili bir gün. Nevruz da öyle... Adem oğlu evrim sürecinde insan olabilmeyi fiziksel olarak başardığı kadar ruhsal olarak da başaracaktır bir gün diye düşünüyorum. Sevgi ve saygımla...  22.04.2008 17:59
 

Ah Yeşilsoğan ah.. Kızgınlıklarım sana da ulaşsın inşallah.. Ruh hastası olmak üzereyim... Sevgi-saygılarımla sana

Ermert Revsen 
 18.04.2008 18:31
Cevap :
'Aldırma gönül aldırma!'  19.04.2008 21:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 2918
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 1454
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

Tıka basa dolu bir adam değilim. Balığı gördüysem derine inerim. Uzun süre gölgede kalamam. Okuru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster