Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1273
 

Lider arayışı ve Kılıçdaroğlu'nun liderliği -II

Lider arayışı ve Kılıçdaroğlu'nun liderliği -II
 

LİDERLERİMİZ


Konumuza devam ediyoruz bir başka açıdan..

Peki?..

Aklın sesi olmadan çözüm olmaz mı, diye sorabilirsiniz.

Ben de olur, derim.

Travmaların birazını bitirip, birazını her zamanki gibi halının altına süpürerek, günlük yaşantı içinde yaşayıp gidebiliriz.

Bu da bir çözüm.

Çünkü bir bakımdan, ego bizim kapitalist yanımızdır.

Hayattan haz almak, zengin olmak, ünlü olmak, sevilmek, sevişmek, dünyanın önde gelen ülkesi olmak vs istekler ve arzuların sesidir egomuz. Girişimci, atak yanımızdır. Egomuzun varlığından dolayı, önemli ve güçlü olmak isteriz. Ve hayat standartımızı yükseltmek ve zengin bir ülke olmak isteriz, ezik olmak istemeyiz.

Ama sağlıklı, derin ve anlamlı bir hayat kuramayız.

Anlamlı hayat banane, bana zenginlik yeter, derseniz, o da, bir tercihtir..

İşte, halk AKP’yi bu yüzden bırakamıyor.

Ama sağduyulu insanlar sadece AKP ile de gidilemeyeceğini görüyor.

Hem travmaların büyük ve çözmenin kaçınılmazlığı buna izin vermiyor, geldiğimiz noktada.

Hem de bir kesim halk ayrıca AKP’nin o “gizli gündemi”ni hayata geçirmesinden (egonun aklı ezip benliği ele geçirmesinden) korkuyor.

Halk Erdoğan’ın totaliter sistemi getirmesinden ve bir despot lider olmasından korkuyor, o yüzden tereddüt ediyor. Yani, egonun karanlık yüzünün ülkeye hakim olmasından korkuyor.

Ama öte yandan egonun güzel yanları yani bazı isteklerimiz ve arzularımız da çok önemli: dünyada itibarlı olmak, ekonomik açıdan zengin olmak, önde gelen bir ülke olmak vs.

Ee, ne olacak şimdi?

İyileşmek istiyorsak eğer…

Kılıçdaroğlu’na başvuracağız tabii ki.

Aklımızın çözümde yönetici olması, otorite olması ve şifa sağlamasını isteyeceğiz.

Ona bu fırsatı vermek zorundayız.

Yoksa, aklımızı bir kenara atmanın bedelleri, emin olun, daha fazladır.

Kürt konusu bu kadar zorlu, acil çözüm gerektiren bir noktaya getirilmeseydi, belki sadece AKP ile yola devam edilebilirdi. Para kazanmak, yeni ekonomik süper güç olmak çabalarına devam edebilirdik vs.

Erdoğan ve AKP nasıl olsa bazı dediklerini dinletmiş, orduya, yasaya vs bir ölçüde de olsa kendini kabul ettirmişken...

Hem halkın önemli kesimi hala onu destekliyor, kime ne…

Ama BDP ve Kürtler, asi egomuz olarak, “bensiz bir yere gidemezsiniz, benim sorunum acil, ” diyor!

Erdoğan’ın BDP’ye kızgınlığı belki de bu yüzdendir. Erdoğan’dan rol çaldılar, onlar da egonun sesi oldu ama daha asi sesi..

Özetle, Kürt sorunu pişmiş aşa su katmak gibi, AKP’ye göre..

Ne yaparsın ki, kaçış yok..

Erdoğan ikilemde…

Erdoğan aslında çoğunluk oyları alıp yeniden güçlü bir iktidar olmak istiyor.

CHP veya başka partilerle işbirliğini istemiyor.

Asıl amacı: yarı başkanlık veya tam başkanlık sistemi.

Bu amaç için, beldelere yerinden yönetim çözümü ile, Kürtleri bir oranda tatmin etmek istiyor, hem de, kendi otoritesini (egonun otoritesini) hakim kılmak istiyor.

Yani, emperyal güç olmak istiyor.

Travma umurunda değil artık, alacağını aldı. Gücü belli oranda eline geçirdi.

Ego hakimiyeti böyle bir şeydir.

Emperyal güçten ne zarar gelir ki, zaten herkes birbirini sömürerek güçleniyor, büyüyor, diyebilirsiniz. ABD en büyük emperyal güç, hiçbir ABD’li de bundan şikayetçi değil, diyebilirsiniz.

Ancak, bizim emperyal güç olmamız ABD’ninkiyle bir olmaz.

Büyümek için genişlemek zorundayız, nüfuzumuzu artırmak zorundayız.

Bunu da, Davutoğlu’nun “yeni Osmanlı” vizyonu ile sağlarız ancak.

Bu başka tabirle, “Ilımlı İslamcı bir ikinci Cumhuriyet” demektir.

Ne kadar gerçektir, orası muğlak..

Araplar bir taraftan ABD ile gizli anlaşmalar yapıyor hala, silahlar alıyor, diğer taraftan bize de göz kırpıyor. Erdoğan’ı alkışlarla karşılıyorlar, ödüller veriyorlar.

Bana Arapların bu tutumu, çok oyuncu, iki kadını birden idare eden çapkın bir erkeği çağrıştırıyor…

Üstelik, AKP ve liberallar bir gerçeği çok hafife alıyorlar.. Üniter devlet yanlısı kesimin sessiz bekleyişini hafife alıyorlar…

Bu kesim de çözüm istiyor.

Ama onlar başka türlü bir çözüm istiyor.

Onlara göre, sağlıklı bir akıl lazım.

Kılıçdaroğlu bu noktada önem kazanıyor.

İşte, bizim henüz alışmadığımız lider türü o!

Lider sultası kurmadan lider olabilen bir lider!..

Hem lider sultası bitsin artık, cahil ülkelerde olur bir GODOT bekleyişi, diyelim, hem Kılıçdaroğlu güçlü lider değil daha, hele bir görelim, masaya ne kadar güçlü yumruk vuruyor, ne kadar afilli yürüyor, diye bekleyelim?..

Bu ne turşu bu ne lahana.

İşte, alın size, yıllardır beklediğimiz, liderlik sultasını yıkacak, çoğulcu demokrasiyi hakim kılacak Lider!

Yıllardır aradığınızı buldunuz, ama eski alışkanlıkla görmüyorsunuz…

Genel seçimlerde, Kılıçdaroğlu bu tür çözümün önemini bize ne kadar güçlü bir şekilde gösterirse, ona yönelen halk kitlesi de o kadar fazla olacaktır.

Sağlıklı aklın çözüm önerileri nedir?

Buna cevap vermesi gerekecek Kılıçdaroğlu’nun.

Kılıçdaroğlu bir bakıma vicdanın da sesi; sosyal demokrat.

Her ne kadar egosu güçlü kesim, kendi zenginlikleriyle ilgilenmekten dolayı fakirleri önemsemese de, vicdanlarını bu noktada kapatsa da, iş adamları daha çok kazandıkça, o zenginlik nasıl olsa tabana yayılır bir süre sonra, gibi saçmalıklarla az gelirli halkı ağızlarına bir parmak bal çalar gibi oyalasa da, böyle nereye kadar gidecek?

Zenginlik fakirlik arasındaki uçurum nereye kadar?..

Kılıçdaroğlu, az gelirli ve yoksulların sesi oluyor.

Bu güzel, ama egosu güçlüler, yani ekonomik büyüme yakalayanlar, vicdanının sesinden biraz utansa da, bir yerden sonra, ne yapalım canım, onun bunun karnı doyacak diye ben daha mı az kazanacağım, o da çalışsın çırpınsın, kolay mı, uğraşsın benim gibi, savunmalarla Kılıçdaroğlu’nun fakiri kollayan ekonomi politikasından hoşlanmayacaktır.

Bir yerde haklılar, ego tatmini de önemli.

Ego bize atılım yaptıran arzularımızın, büyük ve önemli bir devlet olmak isteyişimizin sesi. Dünyevi arzularımızın sesi.

Zengin olmak isteyişimizin sesi.

Özetle, kimse yoksullukta ortak olmak istemez. Zenginlikte ortaklık ister.

Kılıçdaroğlu’na bir tavsiyem var bu arada; fakir de “fakir” kelimesini duymak istemiyor. “Az gelirli” tabiri daha uygun mesela. Çünkü kimse fakirliği sahiplenmek istemiyor!.. Bir de, bildikleri bir gerçeği yüzlerine vurmak gibi geliyor bu, rahatsız oluyorlar. Liderlerden kendileri için “pozitif kelimeler” ve güzel umutlar duymak istiyorlar. “Fakir” değil, “az gelirli” daha pozitif bir kelime bu bakımdan.

Aslında, herkes sosyal devleti de ister, zenginliği de.

Kazandığından vazgeçmeden adil dağılıma razı olur.

Bir laf vardır, “Allah gördüğünden geri bırakmasın insanı.”

İşte, kapitalist yanımız, egomuz bunu ister.

Kılıçdaroğlu’nun, kazanmak için, bu sese de kulak vermesi gerek.

Çünkü bu ses en az travmalardan kurtulmak, iyileşmek isteyen insanların sesi kadar güçlüdür.

Sonuç; ego da lazım, sağlıklı akıl da..

İster misiniz, bu genel seçimlerde, AKP ve CHP koalisyonu çıksın?...:))

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 68
Ort. okunma sayısı
: 8400
Kayıt tarihi
: 18.10.08
 
 

İngilizce Öğretmeniyim. Ek olarak makale, kitap çevirisi yapıyorum. Antalyanın bir yerel gazetesinde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster