Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '19

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
168
 

Limancı Hamdi & Yapısal Reform

Ekonomi, iktisat deyince bugün Türkiye’de ilk akla gelen isimlerden biri olan Mahfi Eğilmez, kişisel internet blog’undaki 13 Ocak 2019 tarihli yazısında, kavramsal tanımları tarihten örneklerle de zenginleştirerek “yapısal reformlar”  konusunun ne olduğuna dair oldukça düzgün, açıklayıcı bir özet sunmuş. Bu yazıyı okuyunca, Cumhuriyetimizin kuruluşundan 1970’lere kadarki 50 yıllık süreçte iktisat alanındaki etkin görüşleri ve çalışmaları, yapısal reform önerileri ile tanınan, sıradışı siyasetçi, düşünür ve yazar Ahmet Hamdi Başar (1897-1971), yani namıdiğer Limancı Hamdi’nin mücadelesini hatırlamamak elde değil. 

 

Başar’ın hatıralarından bugünlere yansıyan, aslında tarih okumadığımız ve geçmişten ders almadığımız gerçeği. Kendisinin Atatürk döneminde yıldızı parlar, fakat daha sonra dönemin hükümeti ile ekonomi uygulamaları konusunda anlaşmazlığa düşer. Demokrat Parti’de demokrasi heyecanıyla mücadale edip 1950’de milletvekili seçilir, bununla beraber Adnan Menderes ile de fikir uyuşmazlığı sebebiyle yollarını 1953’te ayırır. 27 Mayıs İhtilali sonrası bazı yapısal reformlar konusunda askerî idareyi iknaya çalışır, fakat taşıdığı büyük ümitlere rağmen reformlar konusunda onlarda da aradığını bulamaz. İktidarlara yakın olmakla beraber, siyasî kariyerine mâlolması pahasına hiçbir dönemde fikirlerinden ödün vermemesi, yakın tarihimizde pek rastlanmamış bir siyaset adamı samimiyetine örnektir.

 

1925’te İstanbul’daki limanın millileştirilmesine öncülük eden ve İstanbul Liman Şirketi’ni kuran Ahmet Hamdi Başar, 1934’e kadar limanın başkanlığını yapar. “Limancı” lakabını buradan alır. Başar’ın düşünce hayatı, 1930’da Serbest Fırka'nın kapanışı ile bağlantılı olarak Atatürk’ün organize edilmesini istediği yurt gezisine Gazi’yle beraber katılması ile başlar. Bu gezi sırasında Atatürk’e danışmanlık yapar.1929 Büyük Buhranı’nın etkilerinin yoğun hissedildiği bu dönemde, Atatürk’e sunmak üzere ekonomi önerileri paketi hazırlar, fakat her iktidar döneminde tipik durumumuz olan “Liderin Çevresi” sendromu burada da devreye girer ve hazırladığı raporun Atatürk’e ulaşması engellenir. Daha sonra dönemin hükümeti ile ters düşen fikirleri sebebiyle liman başkanlığı görevinden azledilir. 

 

Atatürk’e 1933 sonlarında yolladığı ve Gazi’nin eline ulaştırılmış olduğu yine şüpheli olan mektubunda şunları söylemektedir: “ ..bir kendi kendimizi methetme belasına tutulmuşuz. İnkılabımızın yüksek şeflerine hakikate göz yumarak ‘herşey iyidir, herşey düzeliyor’ demek kadar vatansızlık, hissizlik veya cehalet olmaz. Herşey iyi gitmiyor Paşam!..Bunu derken ‘herşey iyiye gidebilir ve herşeyin iyi gitmesi ancak sizin elinizdedir’ hakikatine iman etmiş bir vatandaş olarak konuşuyorum…Seneden seneye niçin ilerleyemiyoruz Paşam?..Bunun sebebi dünya buhranı mı? Hayır, bizzat bize ait sebepler…Para! Paramızın bugünkü garip vaziyeti, bugünkü müşgül işlerimizin başlıca sebebidir. Bunu halletmek için…iş ve üretim esasına dayanan yeni bir para telakkisine bağlanmak ve…para hacmini genişletmek lazımdır”.

 

Limancı Hamdi, başka bir liderin çevresi sendromu ile de Adnan Menderes iktidarı döneminde  karşılaşmıştır. Anılarında şöyle diyor: “…Asıl sebep bence Menderes’in  yalnız kalması, bırakılmasıydı. Bunu hem kendisi istemişti ve hem de etrafı ve muhit, onu böyle olmaya sürüklemişti…yaptıklarını tenkid eden insanı, Menderes kendine düşman tanıyordu.”

 

Bu sefer Adnan Menderes’e, Demokrat Parti’den  ayrıldıktan 2 yıl sonra 1955 sonlarında bir mektup yazan Ahmet Hamdi Başar, kötü giden ekonomi sebebiyle büyük sıkıntıya düşmüş eski dostu Menderes’e yardım etmenin ahlakî bir vazife olduğuna inanmış olacaktır. 

Ekonomide buhranı ‘muhalefetin yarattığı’ iddiasını ortaya atan Menderes’e  şöyle diyordu mektubunda: “ ..Memleket kalkınırken muhakkak bir sıkıntı çekecekti. Dış yardımlarla bu sıkıntı hafifletilebilir, fakat ortadan kaldırılamazdı…Amerikan yardımına veya herhangi bir dış yardıma fazla bel bağlamamak lazımdı. Bir millet, kendi öz kaynakları ve kendi gücüyle kalkınmalıdır…hesapsız ithalatı, dışarıya takatimizin üstünde mal bedelinden borçlanmayı ve dış ticaret politikasını beğenmiyordum…devlet işletmeciliği de baştan aşağı ıslaha muhtaçtı…işletmelerin serbest teşebbüs ve sermaye eline geçmesi (yani özelleştirmeden bahsediyor) ve Türkiye’de bir sermaye piyasası kurulması için de tedbirler almalıydık. Bu tedbirlerimizle…fuzuli harcamaları kısacak, üretim ve verimliliğimizi arttıracak, enflasyon eğilimlerini kısmen olsun durduracaktık.”

 

Devrinin büyük iktisat düşünürlerinden Limancı Hamdi’nin tarihsel süreçteki görüşlerini özetle ilettikten sonra, bugünün önemli ekonomisti Mahfi Eğilmez’in yazısının sonuç kısmındaki şu dikkate değer tespitlerine dönmek istiyorum:

“Yapısal reformların en önemlileri olarak düşündüklerime değindim. Bunlara eklenebilecek birçok konu var. Örneğin özelleştirme bunlardan birisidir. Özelleştirme, doğru yapıldığında kamu kesiminin sağlayamadığı maliyet düşüşünü ve verimlilik artışını getirebilecek bir eylemdir. Buna karşılık doğru yapılmadığı takdirde tamamen ters sonuçlar verebilir. Türkiye’de yapılan özelleştirmelerin bazıları ne yazık ki üretimin artırılmasına, verimliliğin yükseltilmesine hizmet edecek yerde, kurumun sahip olduğu değerli arsalara inşaat yapılarak para kazanılmasına hizmet etmekten öteye gidemedi…Küresel krizle birlikte yaşanan likidite bolluğu, dış finansmana erişimimizi inanılmayacak kadar kolaylaştırdı. O fırsattan yararlanıp yapısal reformları yapacak yerde tam tersini yaparak sistemi daha da ağırlaştırdık."

 

Yapısal reform niye yapıl(a)madı, para hacmi, likidite, kurların istikrarı, enflasyon eğilimleri, özelleştirmenin önemi ama aynı zamanda da verimi, günü kurtarıcı geçici önlemler, yurtdışından gelen borç paraya bağımlı olmak, kendimizi methetme, dış sebepler, üretimi attırmak lazım, liderin çevresi, yaptıklarını eleştirenleri düşman saymak… 

 

Sizce sorunlarımız on yıllar içinde değişmiş mi?

“İki resim arasındaki farkları bulunuz” bulmacası aklıma geliverdi.

 

1923’te yapılan ilk İzmir İktisat Kongresi’ndeki ruha, bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

    

-----------------------------------------------------------
 
  • Kaynakça :
  1. http://www.mahfiegilmez.com/2019/01/yapsal-reformlar-kitab.html
  2. Koraltürk, M. (2007). Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları-1 : Gazi Bana Çok Kızmış. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. 
  3. Koraltürk, M. (2007). Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları-2 : Yine Hayal Aleminde Uçuyorum. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  4. http://www.biyografya.com/biyografi/565

  

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 190
Kayıt tarihi
: 06.01.18
 
 

Aydın'da dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi Aydın'da tamamladıktan sonra İstanbul Teknik Üniv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster