Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
52
 

Linç Kültürü, Onurlandırılmama ve Özgür Düşünce Sorunu

Linç Kültürü, Onurlandırılmama ve Özgür Düşünce Sorunu
 

Linç etmeyi eleştirmek sanan bir toplumuz. Ya da belki şöyle demek daha doğru, eleştirmeyi bilmeyen insanlar daha çok göz önündeler. Ortama hakim olanlar sesi gür çıkanlar ya da daha eril olarak kendini ortaya koyanlar. ( Erilliği burada genel anlamıyla cinsiyet olarak değil, tavır olarak kullanıyorum) 
Oysa ki irfandan nasibi olanlar bilirler ki ‘Hakikat sessiz ve sözsüzdür.’
 
Linç kültürünün yaygın olduğu toplumlarda zeka ve düşünce gelişmez.Gelişme sağlayacak araziyi bulamaz ve ürün yetişmez. Ürün ise bilim, sanat ve teknolojidir, insanlığı ileriye taşıyacak felsefi fikirlerdir. Eğer yeni düşünceler gelişmezse saplantılı şekilde eskilere tutunulur. Eskiler kutsanır durur. Bir bakıma putlaştırılır.
 
Linci gerçekleştirenler genelde korkak ve yeteneksiz olanlardır. Kendileri gibi düşünmeyenlerden korkanlar , sadece onlarla değil onların düşünceleriyle de savaşır. Engeller ve sansür, eksikliğin ve çaresizliğin açığa çıkmaması için bir savunma mekanizmasıdır. Bunun için yani linci gerçekleştirmek için kabalaşmış kalabalıklar kullanılır, ve genelde konuyla pek te ilgisi olmayan kalabalıkları.
 
‘İyi de herkes her yerde istediği her şeyi zaten söylüyor, Düşüncenin önünde engel yok ki ‘ söylemi gerçek değildir. Zira evet herkes her şeyi söylüyor ama bedelini de ödüyor. Burada düşüncenin söylenmesi değil söylendiği için ödenilen bedeller engeldir. Yoksa tabiki ağzı olan konuşur, konuşmalıdır da. Ancak konuştuğu için bedel ödememelidir.
*
 
Düşünce, doğası itibariyle akli olarak kavranılması gereken bir varlıktır. Zekadan beslenir. Düşünceye duygusal olarak, dürtüsel olarak yaklaşmak kaçınılmaz olarak düşünceyi araçsallaştırmak olur. Düşünce eylemi bir duyguyu güçlendirmek amacındadır ve bağımsız değildir.
Düşünce zekanın tezahür etmesidir ki zeka eril ya da dişil değildir, hermafrodittir. Yani cinsiyetsizdir. Değişken, hızlı ve değişkendir, özgürdür.
 
Düşünce tesir alır, korkulardan, duygulardan, arzu ve hırslardan etkilenir. Kendi minvalinde kalması zor belki de imkansızdır. Belki bu değiştirilemez ama en azından farkında olmak gerekir bu gerçeğin. Zira ruhsal ve bedensel tekamül için düşüncenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bu engel kaldırılma olayı önce kişinin kendisinden başlamalıdır, kişi önce kendine çektiği perdeleri kaldırmalı kendini özgürleştirmelidir ki bunun sonucunda bu dışarıya doğru yayılan bir şey olsun.
Değişim ve dönüşüm içten dışa doğru başlayan ve gelişen bir süreçtir.
 
*
Eleştirmeyi bilmeyen toplum değerlendirmeyi ve analiz etmeyi de bilemez. Bu yapısal bir sorundur: Biri diğerinin normal sonucudur. Değerlendirme bilinmezse ne kötü olanın neden kötü olduğu , iyi olanın neden iyi olduğu anlaşılmaz. Kötü olan ortaya çıkmadığı için iyi olan da bir yere yerleşemez.
Ne kötülük yerilebilir ne de iyilik onurlandırılabilir. Zira eleştirmeyi bilmeyen onurlandırmayı da bilemez. Onurlandırılamayan her güzellik kendine ve çevresine küser.
 
Onurlandırılma bebeklik döneminden beri insanın en temel ihtiyacıdır. Varlığın kabul edilmesidir. Her varlık, varlığının kabul edilmesini, olduğu haliyle onurlandırılmasını ister. Enerjisini, gücünü bundan alır. Onurlandırılmayan her bebek, her yetişkin, her icat ve her düşünce küser, hırçınlaşır, şiddete eğilimli olur. Çünkü varlığını başka türlü kabul ettiremez.
 
Kendi varlığını kabul etmeyenler, başkalarının varlıklarını da kabul etmezler. Edemezler. Kendine güvenmeyen, güvenemeyen kimseye güvenmez, herkesten korkar. İnsanın en yakını kendisidir ve en yakınındakini yani kendisini göremeyen başkalarını da çevresini de göremez. Kendi hakkını iyisiyle kötüsüyle teslim etmeyen başkalarının hakkını da teslim edemez. Kendini küçümseyen başkalarını da küçümser. Kendi muhakame gücüne inanmayan başkalarınınkine de inanmaz.Kendini takdir etmeyen başkalarının yeteneklerini de takdir etmez. Bu durumda elinde bulduğuna saplanır, ona ilk ne verilmişse ona tutunur ve onu kabul eder. Ve kendinde bulunmayan ve kendine verilmemiş olan her şeye de düşmanlık eder. Gizliden ya da açıktan hased etmeye başlar. Bu maalesef kendine ulaşamamış insanın bilindik trajedisidir.
 
İnsan denen varlığın çoğu kadim bilgelikteki özelliği ‘iyinin ve kötülüğün ne olduğunu bilen ve ikisini de kuşatan varlık olduğu’dur.  İnsan iyilik ve kötülük ağacının koparılan meyvesidir. Bu meyvenin kendini bilmekten başka da bir gayesi yoktur. Zira kendini bildiği gün tad vermeye başlayacaktır..
 
 
 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 100
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 267
Kayıt tarihi
: 20.03.18
 
 

 Sosyolog, Aile ve Evlilik Danışmanı, Pozitif Psikoterapi Danışmanı, Astrolog.     ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster