Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '13

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
124
 

Lincoln ve Usame beyaz perdede kapışıyor

Havaların bol yağışlı olduğu şu günlerde birçoğumuzun hafta sonu alternatifi sinema izlemek oldu. Benim gibi yazın bol güneşli havalarında bile sinema olsun da isterse çocuk filmi olsun düşüncesinde bir izleyici için böyle bir havada seçim yapmak hiç de zor olmadı.

Hızla hafta sonu bir filmlerine baktığımda ilk sırada LİNCOLN vardı. Tereddütsüz biletimi aldım. Gerçi 2012 yılında ülkemizde gösterime giren IRON LADY, (Demir Lady) isimiyle gösterime giren filmi izlerken ne kadar kasıldığımı hatırlayınca bir an tereddüt ettim ama yine de kararımı değiştirmedim. Fransa – İngiltere ortak yapımı Iron Lady filmi, bugün Margaret Thatcher’in vardığı noktadaki  içler acısı durumu gözle önüne sererken,  ‘ilahi adalet’, ‘etme bulma dünyası’, ‘ne oldum değil, ne olacaksın’… gibi  deyimlerin  ne denli doğru olduğunu kanıtlıyordu.

IRON LADY’i  İzmir’de  bir AVM  sinemasında, 19.45 seansında izlemiştim. Birkaç koltuk ötemde ise, İzmir’de bir dönem belediye başkanlığı yapmış ve pek başarılı olmamış bir siyasetçi sinema komşum olarak oturuyordu. Sinemadan çıkarken adamcağızın gözlerine öyle bir  özenle baktım ki hak ettiği mesajımı almaması mümkün değildi. IRON LADY ile ilgili yorumumu sosyal paylaşım sayfalarımda kısa ve öz olarak yaptım ve çok sayıda beğeni aldı. “BU KADINCAĞIZ, BİZİM EVREN PAŞAMIZ’LA EVLENDİRİLMELİ, ZİFAF GECESİNİN SABAHINDA İKİ ÜLKE DE KURTULMUŞ OLUR.” diye yazmıştım.

LINCOLN’ nün yönetmen koltuğunda SPIELBERG’in olduğunu öğrendiğinizde, sinema koltuğuna adeta yayılarak oturuyorsunuz. Tipik SPIELBERG anlatım stratejisini baştan kabullenmişsinizdir: Filmin başlarında sizi sıkacak kasacak, kolay sürüklemeyecek. Film ilerledikçe, sizi bağlayan tek şey, belki çoktan tahmin ettiğiniz sonucu beklemek olacaktır. SPIELBERG izleyicisini esir etmeyi finale saklayan bir yönetmen. Dikkat ederseniz SPIELBERG filmleri gösterimdeyken sinema büfelerinin tüm reyonları son seansta bile, son dakikaya kadar açık tutulur. SPIELBERG hangi konuyu işlerse işlesin; aşk, savaş, vahşet, terör … sihirli çomağını son seanslarda çıkarır ve beyaz perdeye gözlerinizi esir eder.

LINCOLN’ de DANIEL DAY-LEWİS, TOMMY LEE JONES, isimlerini okuduğumda açıkçası DANIEL DAY LEWİS’in LİNCOLN rolünde şahlanacağını, TOMMY LEE JONES’ UN ise bu şahlanışına zıt durarak, destek vereceğini tahmin etmiştim.  Tabir-i caiz ise,  iyi polis, kötü polis rolleri benim için daha baştan belli olmuştu. TOMMY LEE JONES izleyiciyi zıvanadan çıkaracak, kendinden soğutacak, tiksindirecek, kötü adam olacak bu sayede LINCOLN iyi ve kusursuz adam olacaktı. Film bu anlamda beni yanıltmadı. Çünkü Amerikan Sineması, özellikle tarihi kahramanlarını ne kadar kötü rollerde oynatırsa oynatsın, son anda seyirci ile barıştırıp, kahramanlarına kanatsız melek imajını kazandırmayı başarmıştır. Bir mafya babası, bir soyguncu ya da katil… Tüm bu olumsuz kahramanlar film boyunca sizin nefretinizi  kazansa da son perdede mutlaka iyi yönleri bulunup çıkarılır ve altı çizilerek  vurgulanır, seyirci ile bir çeşit barış sağlanır.

LINCOLN gerek çekim teknikleri ve kalitesi, gerek kostüm, dekor, makyaj ve JOHN WILLIAMS müzikleri ile Oscar’ı  bu sezon toparlayacak bir film. Aslında bu kadar çok OSCAR ödülü alacak olmasının siyasi ve politik sebepleri de var.

Filmin tanıtımında uluslar arası platformda kullanılan afişi gördüğümde gülümsedim. Ülkemizdeki  tarihi kahramanları anlatan tüm filmlerin afişi slayt olarak gözümün önünden geçti: Arka planda, kağnılar, savaş arabaları, toplar, tüfekler, yaralı askerler, savaş meydanları, acı, hüzün, sanki ‘nerden nereye geldik’ derken, ön planda pırıl pırıl üniformalı kahramanımız boy gösterir. Sanki bu filmi izlemezseniz bir nevi vatan haini olacak ve şehitlere, kahramanlarımıza ihanet edeceksiniz duygusu yaratılır.

LINCOLN afişi beyaz bir fon üzerine 3/1 oranı korunarak siyah beyaz bir portreyle afişe yerleştirilmiş ve LINCOLN profilden yaklaşık 30 derece bir açıyla aşağıya doğru bakıyor. Sanki gökyüzünden halen AMERİKA’yı izliyormuş gibi ve sanki Tanrıymış gibi.  Beyaz fon ise masumiyetini, duruluğu ve yüceliğini vurguluyor adeta. Açıkçası, Amerika ve dünyayı izleyen bir TANRI edasıyla vurgulanmış.

Film için yazacaklarım bu kadar. ‘Devamı sinema salonunda’ demekle yetineceğim.

Asıl değinmek istediğim ise LINCOLN’ nün gösterime giriş tarihinin çok ince bir siyasi strateji ile programlanmış olması.

Büyük Amerika şu günlerde bir başka filmi daha tüm dünyada gösterime sunup izleyici ile buluşturuyor: ZERO DARK THIRTY. Amerika’nın bu şekilde öldürülmesi üzerine çok yoğun tepkiler aldığı, USAME BİN LADİNİN’in bulunuşu ve öldürülmesini anlatan bir film.

NE KADAR BÜYÜK BİR TESADÜF DEĞİL Mİ?

Birisi Amerika’ya özgürlük, barış, demokrasi getirmiş kurtarıcı TANRI LICOLN, diğeri  tüm bu değerleri masum insanları öldürerek yıkmaya çalışmış ve Amerika’yı karanlık bir sürece sürüklemiş ŞEYTAN USAME, ZERO DARK THIRTY.

LINCOLN, film afişinde beyaz fon üzerinden TANRI edası ile bizlere babamız olarak bakarken, ZERO DARK THIRTY kapkara bir fon üzerinde, can alıcı  harflerle gözümüze sokarcasına şeytani kırmızı bir leke oluşturmuş. İki afiş arasındaki fark çarpıcı.

Müthiş bir strateji ürünü iki filmden de sinemaseverlerin kaçışı yok. Ben bir kahin değilim ancak, birçok sinemasever sinema salonlarına gidecek iki filmi de izleyecek ve  muhtemel sonuçlar şöyle olacak.

1. Eğer sadece LINCOLN izlendiyse, LINCOLN bir kahraman olacak.

2. Eğer sadece ZERO DARK THIRTY izlendiyse, USAME bir şeytan olacak.

3. Eğer her iki film de izlendiyse ve  LINCOLN sıralamada öncelikliyse,  Amerika bugünlere gelebilmek için LINCOLN ve onun inisiyatifi ile neler başarmış ve USAME gelip yıkmaya çalışmış bakışı netleşecek ve seyirci ‘iyi olmuş şeytana’ diyecek.

4. Eğer ZERO DARK THIRTY ilk olarak izlenmişse ve  ‘ USAME böyle mi ele geçirilmeliydi? ’ sorusu beynimizi kurcalıyorsa, LINCOLN’ü izledikten sonra, Usame’nin ele geçiriliş biçimini onaylayacak ve  ‘evet,demokrasi için bu kadar savaş ve  bunca emekten sonra, bu değerlere sahip çıkmak adına USAME yok edilmeliydi’ diyeceğiz. Belki , ‘ohh, ne iyi oldu’ diyerek onaylayacağız.

Amerika, kurtarıcı TANRI olarak lanse ettiği LINCOLN’ün karşısına bir boks ringindeymiş gibi rakip olarak USAME’yi koyuyor. Böylece özgürlük, barış, demokrasi ile için savaşanların  karşısında duranların fikirleri ile birlikte yok edilmesi gerektiğini empoze ediyor diyebiliriz.

OSCAR gününde LINCOLN’ nün altın heykelleri toplaması, karşısında ZERO DARK THIRTY’nin ödülsüz kalması, Amerikan Sineması’nın baba LİNCOLN’ e olan bir teşekkürü ve USAME’ye olan nefret ve kinin toplumsal yüzünü göstermesi açısından bir nebze olsun iyi bir eylem sayılabilir. Şimdiden İYİ SEYİRLER. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sinemada anlatılan, işlenen konunun, sanatsal boyutunun dışında bir siyasi oluşum ve çekişme de var elbette. Bu bizim ülkemizde,"Eroş Taş'ı" taşlamak gibi bir şey. Selamlar.

Ş ODABAŞI 
 16.02.2013 11:33
 

ben de oscarda ödülleri lincoln'un alacağını düşünüyorum ama zero dark thirty süpriz yapabilir tıpkı 2009'da hurt locker'ın yaptığı gibi

ahmet narlı 
 15.02.2013 0:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 27.03.12
 
 

Dağcılık sporu ile çocuk yaşlarda tanıştı. 1984 yılında ilk yüksek irtifa tırmanışını gerçekleşti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster