Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2605
 

Londra'da bir gece

Londra'da bir gece
 

Saat 00.30-01.00 gibi olmalıydı. Çalıştığım restorant’ın gece vardiyasından çıkmıştım. Hatırlıyorum...Victoria’dan 24’e binip Tottenham Court Road’a gelmiştim. HMV’nin önündeki durakta onlarca insanla beraber otobüs beklemeye başlamıştım... Archway’de oturuyordum o zaman. Sabah 6.00’dan beri ayaktaydım ve evime gitmek istiyordum artık. 4-5 saatlik bir uyku lüksüm vardı. Ertesi sabah 5.30’ta aynı otobüs ile merkeze inecektim. Bir otobüsün rotası ile benzer bir döngüde gidiyordu hayat Londra’da. Gündüz otobüslerinin bittiği yerde gece otobüsleri başlıyordu, gündüz hayatının bittiği yerde gece hayatı...

Arka tarafta, kapalı bir mağazanın giriş merdivenin üzerinde bir kız oturmuş ağlıyordu. Hangi milletten olduğunu kestiremedim. Gözyaşlarının doğum yeri aynıydı her insanda ve kırık bir kalbin vatan ayrımı yoktu. Çok fazla kişiydik bu hayatta. Çok fazla duygu, aynı anda yaşanıyordu. Ona bakarken hangisi daha üzücü acaba dedim içimden; birinin sabaha karşı 1’de Londranın merkezinde hıçkıra ağlaması mı, yoksa bu ağlayışların çevresinde otobüs bekleyen insanlardan sanki bir cama çarpar gibi yansıması mı? Ben de gitmemiştim onun yanına. Gitmeyi karar verdim önce, ama sonra düşündüm de... Benim aslında hıçkıra hıçkıra ağladığımda teselli etmeye çalışacak birilerine ihtiyacım vardı. Her cambazın kendi ipi vardı bu şehirde. Kendim dengede duramıyorken başkasına çare olamazdım... Gitmedim yanına. O ise halen ağlıyordu...

Onlarca insan vardı, otobüs bekliyorduk durakta. Yaşamın hepimizi getirdiği nokta aynıydı, hepimizi sanki aynı tepkiyi vermeye zorluyordu. Umarım anlıyordur bizi diye düşündüm bir an, biraz da mahçubiyet duyarak... Ona uzatacağımız bir el bir antibiyotik görevi görecekti sadece, asıl iyileşme vücudun kendi başına kazandığı savaştı... Saat 00.30-01.00 gibi olmalıydı. Otobüsüm göründü uzaktan... Birkaç kişi yavaş adımlarla otobüse binip boş koltuklara oturduk. Kuzeye doğru yavaş yavaş yol alırken, o kıza bakakaldı gözlerim... ‘Çok güçlü bir kadın olacaksın’ dedim sessizce... ‘Yalnızlık en iyi insan terbiyecisidir...’

Sabah 5.00' da çaldı saatimin alarmı. 5.30'da yine bir otobüs durağındaydım.Yeni bir sabaha hazırlanıyordu Londra. Sabah güneşi, gecenin açtığı yaraları sarmaya çalışıyordu. Bir önceki günkü savaştan çıkabilenler, birer ikişer dışarı çıkmaya başlamıştı. Son gece otobüsleri duraklara uğruyordu artık. Metro istasyonlarının önündeki gazeteler yaşanan milyonlarca hayatı 20-30 sayfada özetlemeye çalışıyordu.

Büyüleyici bir ilüzyon gösterisi barındırıyordu içinde, özel bir şehir idi Londra...

Ne zaman sayılsa tek rakam çıkıyordu nüfusu, ikiye bölünmüyordu...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı iki kez okudum...çok beğendim. Güçlülük ve yalnızlığın en iyi insan terbiyecisi olmasını...o kadar güzel bir olay ile anlatmış olmuşsunuz...gerçekten çok iyi bir tespit... Kızın derdi belki çok önemli idi belki de çok önemsiz...ama gerçek olan oradan gelip geçecek insanlarla çözebilme ihtimalinin düşük olmasıdır. bu arada Londra'yı bende çok sever farklı bulurum.. Saygılarımla, Samantha

samantha 
 07.03.2008 16:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 60
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 607
Kayıt tarihi
: 16.12.06
 
 

İlk kitabımı, 'Pal Sokağı Çocukları'nı okuduğumdan beri yazıyorum. Yazmak beni o çocuklar gibi öz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster