Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
683
 

Lütfen geç kalmayın!

Lütfen geç kalmayın!
 

Bayram günü, sert konulara değil de daha duygusal bir konuya değinmek istedim.
Sevginin dışa yansıtılması konusuna...

Toplumumuzda geleneklerine bağlı birçok insanımız maalesef sevgisini göstermeyi bir ayıp, bir lüzumsuzluk olarak görüyor.
Bazı erkeklerimiz de "Erkekler sevmez sevilir" modunda takılı kalmışlar.

Sevgi, insanları en mutlu edebilen bir olgudur. İnsan benliğinin vazgeçilmezidir.
Nasıl ki vücudumuzun kana ihtiyacı varsa, ruhumuzun da aynı şekilde sevgiye ihtiyacı vardır.

Onu başkalarından isterken gösterdiğimiz arzu ve özveriyi, başkalarına verirken de gösterebilmeliyiz.

Cömert davranmalıyız.

Etrafımızdaki insanları dikkatle incelersek, çoğunun kendilerine sevgi gösterilmediğinden şikâyetçi olduklarını görürüz. Aynı insanlar başkalarına sevgilerini gösterebiliyorlar mı acaba?

İçimizde sakladığımız sevgi bir hiçtir. Sevgimizi samimi bir şekilde dile getirebilmeliyiz.

İnsan hangi yaşta olursa olsun, bir küçük çocuk gibi sevgiye muhtaçtır.

Geçen yıl, internet ortamından dosyaladığım, yazarını bilmediğim şu aşağıdaki hikâyeyi ben her okuyuşumda duygulandım. Sizin de beğeneceğiniz umarak paylaşımınıza sunuyorum.

YANLIŞ ANLAŞILMASIN, HİKÂYEYİ BEN YAZMADIM. İNTERNETTEN OKUYUP DOSYALAMIŞTIM.

Lütfen Geç Kalmayın!

10. Sınıf

İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için "benim en iyi arkadaşım" diyordum...

Ben onun ipek gibi saçlarına bakıp onun benim olmasını istiyordum...

Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu, bunu biliyordum. Dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için o günün notlarını istedi. Ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan öptü.

Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum. Nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

11. Sınıf

Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu; bana aşkın nasıl kalbini kırdığını anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi.

Ben de tabii ki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya başladım ve onun benim olmasını diledim.
2 saat sonra Drew Barrymore'un bir filmi başladı ve onu izledik. Filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana her şey için teşekkür etti ve yanağımdan öptü.

Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum, nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

Son Sınıf

Mezuniyet balosundan bir gün önce yanıma geldi ve "çıktığım çocuk hasta ve partiye gelemeyecek" dedi, benim de çıktığım biri yoktu ve 7. sınıfta birbirimize söz vermiştik eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte gidecektik, "en iyi arkadaş" olarak.

Ve partiye birlikte gittik, o akşam çok güzeldi, her şey yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar bıraktım. Kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek baktı. Onun benim olmasını istiyordum...
Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, bana "hayatının en güzel zamanını geçirdiğini" söyledi ve yanağımdan öptü.

Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum, nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı...

Sürekli onu izledim onun mükemmel vücudunu seyrettim. Diplomasını almak için sahneye çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi. Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu, bunu biliyordum.

Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi ve ağlayarak bana sarıldı sonra başını omzuma koydu ve "sen benim en iyi arkadaşımsın, teşekkürler" deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum, nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

Aradan yıllar geçti...

Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını izliyorum... Evet artık evleniyordu, onun "evet, kabul ediyorum" demesini, yeni hayatına girmesini izledim, başka bir adamla evli olarak.

Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum.

Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve "nikahıma geldin teşekkürler" deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum, edenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

Yıllar çok çabuk geçti...

Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan kızın tabutuna bakıyorum, eşyaları toplanırken lise yıllarında yazdığı günlüğü ortaya çıktı... Hemen günlüğünü aldım ve günlükte okuduğum satırlar şöyleydi...

"Onun gözlerine bakarak onun benim olmasını diledim... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum, nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...
Keşke bana bir kez olsun, beni sevdiğini söyleseydi..."

Bu hikâyeyi her okuyuşumda gözlerim yaşarır. Lütfen geç kalmayın!

Sevdiklerinize duygularınızı açıklamada sakın geç kalmayın!

Saygılarımla.
Mustafa Mumcu 13. 10. 2007 Saat: 07:50

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kim yazmışsa çok anlamlı bir hikâye çıkartmış, içim acıdı hikâyenin sonunda.İnsan hislerini anlatamazsa bu dil neye yarar ki. Ertelenen tüm erkenler için hiç bir zaman geç değildir aslında. SAYGILARLA.(Demek bazen gözlerde yalan söylüyor. O halde konuşmaktan başka çare yok insan için)

Lavinya 
 01.02.2008 1:53
Cevap :
Evet. Anlatılamayan sevgiler pek bir anlam ifade etmiyor. Birbirimizle konuşabilmeli, düşündüklerimizi açığa vurabilmeliyiz. çekingenlik her zaman iyi olmuyor. gerçi Türk toplumunda hiç konuşmayan, sus pus olanları çok seviyorlar. AĞZI VAR DİLİ YOK deyimi de bizim uydurmamız ya. O ağzı olup dili olmayanlar bir konuşmaya başladıklarında daha da kötü olabiliyor. Saygı ve sevgiler LAVİNYA.  01.02.2008 10:39
 

sevgisizliğin ve ihanetlerin kol gezdiği dünya sona dogru gidiyor demiştim bu gün bir arkadaşıma, cok ümitsizdim.Yazını arkadaşıma okutacağım, benim içimi ısıttı, sevgi asla ihmale gelmiyor. Elinize sağlık... Bu bayram memleket ziyaretimde nerdeyse 27 yıldır görmediğim; ama cok sevdiğim birini gördüm. Kendimi sorguladım, eğer toparlayabilirsem kelimeleri blog yazmak istiyorum hissetiklerim hakında.SEVGİLERİMLE...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 16.10.2007 3:20
Cevap :
27 yıl görmemenize rağmen hâla sevmenize şaşırdım Serap Hanım. Bravo! Ben 27 yıl yurdumdan uzak yaşadım ama hemen her yıl tatil yapmaya, eşi dostu görmeye geldim ülkeme. Yine de bana olan sevgileri sıfırlanmış. Güzel yazılarınıza hasret bıraktınız Blog Alemi'ni. Artık toparlanın da yazın bir şeyler. Saygı ve sevgiler.  16.10.2007 12:18
 

Mustafa bey, bu durum ne yazıkki bizim toplumumuzda çok rastlanan bir durum.Hani neredeyse insanların sevgilerini göstermesi ayıp sayılacak bir düzeyde. Eski kuşağı bir tarafa bırakalım yeni nesil sevgiyle ve aşkla alay ediyor ve dalga geçiyor.Bu yüzden zaten bunca sağlıksız ilişki ortaya çıktı. Bizden daha ileride olan batılılar diğer konularda aşama kaydederken sevgiyi yıprattıklarının farkına varıp tekrar hızla bu kavrama dönüyorlarken biz hala sevgiyle dalga geçme dönemindeyiz. Oysaki onsuz herşey bir hiçtir.Sevilmeden yapılan ne bir işin ne bir evliliğin ne bir arkadaşlığın hatta pişirilen yemeğin bile bir önemi olamaz. Elinize sağlık güzel yazınız için. Sevgilerle

Sibel Ulusoy 
 13.10.2007 23:57
Cevap :
Güzel yorumunuz için teşekkür ederim Sibel Hanım. Maalesef batılı ülkeler bizim eski halimize dönme çabalarında başarılılar. Aile kavramı, sevgi, saygı ön planda tutulamaya başladı batıda. Bizler de avrupalılaşmak adına birçok değerimizi yitirdik. Yanlış örnekler aldığımız için tabii. Yoksa avrupalılaşmanın kötülüğünden değil. Avrupalılaşmayı sevgisizleşmek olarak algılanyar çoğaldı. Bizim gelenek adı verdiğimiz birçok alışkanlığımız da var. Oralardan sıyrılamıyoruz. Ya ana babaya lüzumsuz saygı gösteriyoruz ya da onlara isyan ediyoruz. Ortasını bulamıyoruz. Kadın erkek ilişkilerinde de durum farksız. Birçok erkeğimiz sevgilisine veya eşine en lüzumsuz şekilde ve aşırı derecede sevgi gösterisinde bulunur. Ama samimiyet derecesi belli değil. İkide bir ''seni seviyorum'' demek de sevgi göstergesi değildir. BAzılarını ağzını da bıçak açmaz. Severler ama sessiz ve derinden. Sevgimizi gerektiği zamanda ve samimi olarak dile getirebilmeliyiz. Saygılarımla.  14.10.2007 20:16
 

sakınıyor maalesef ustam... Sakınarak yaşıyor... Ve kalp kırmak en güzel yaptıkları şay kalp kırmak... Sevmek, sevgiyi paylaşmak zor geliyor onlara... Sahte çoğu sahte... Güzel yazın için tebrikler sevgiler

Ozlem Ozkulak 
 13.10.2007 11:16
Cevap :
Sevgili Özlem, insanlar niçin sakınıyorlar acaba? Konuşma özürlü olduklarından mı, cesaret eksikliğinden mi, gururlarından mı, yoksa ilkel geleneklere sahip olduklarından mı? Bunun da incelenmesi gerekir. Hâlâ birçok insanımız eşi, çocukları ile birlikte ana, babasıyla oturuyorlar. Ebeveyninin yanında eşinin elini tutamayan, ona sevgiyle bakamayan, kısacası eşine sevgisini belirtemeyen erkeklerimiz var. Bunlar aile baskılarını evlendikten sonra da yaşıyorlar. Kalp kırmak en kötü şeylerden birisidir. Ama olur olmaz şeylere kırılmak, öküz altında buzağı aramak da kötü. Bu sitede de bir arkadaşımızın bir cümlesini eleştiriyorum, bana ''Aldın mı başına belayı?'' demesini kabul etmediğimi belirtiyor ve düşüncemi yazıyorum. Bu vatandaş blog yazarak, olayı çarpıtarak beni kötülüyor. Bir başka kuyruk acısı olan da ''Haklısın, o zaten çok kötü, bana da neler yapmadı'' moduna takılıyor. Kenar mahalle dedikodusu. Kalp kırmayalım ama eleştiriye de tahammüle edelim. Saygı ve sevgilerimle.  13.10.2007 15:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 325
Toplam yorum
: 2858
Toplam mesaj
: 684
Ort. okunma sayısı
: 3101
Kayıt tarihi
: 10.04.07
 
 

06. 06. 1945 İzmir doğumluyum ve İzmirli olmaktan da gurur duyuyorum. 1968 yılında birkaç yıllığın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster