Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '14

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
1476
 

Luthier Memduh Özdemir ile söyleşi; 'Çıraklıkta ustayım, ustalıkta çırağım'

Luthier Memduh Özdemir ile söyleşi; 'Çıraklıkta ustayım, ustalıkta çırağım'
 

Luthier Memduh Özdemir ile enstrüman yapımı üzerine konuştuk;

 

Enstrüman yapma fikri nasıl doğdu?

İşlenebilir herhangi bir maddeyi işlemeyi, uygun bir biçimde üzerinde değişiklikler yapmayı ve o niyetin gerçekleşmesini izlemeyi hep sevmişimdir. Teknik beceri ve mühendislik formasyonu enstrüman yapabileceğime ilişkin bir sezgi ile birleşince çaldığım enstrümanları yapma isteği hasıl oldu bende. Böylece nasıl yapabileceğim üzerine bir arayış içerisine girdim.  

İlk enstrüman yapma deneyimin hatırında mı?

O zamanlar tanbur ilgim vardı. Gerçek bir tanbur alamayacağım için gidip bir cümbüş tanbur satın aldım. Sapı balta sapı gibiydi. Yani cümbüş firması maalesef hala Zeynel Abidin dedelerinin mirasını yemekle meşguller. O saza güzel katkılar yapmadılar hiçbir zaman. Sapları desen kalas, perdeleri desen yaramaz, sapın eklem yerindeki aparatları keza öyle. Bunca yıl yeni bir kalıp düşünülmemiş yazık ki! Tuhaf, her açıdan tuhaf. O saplar, düzgün bir ağaçtan, biraz daha düzgün işleyerek yapılabilirdi! Balta saplı o cümbüşün sapını düzeltmekten başka bir şey düşünemedim uzun bir süre. Nasıl yaparım derken Beşiktaş’ta bir tanbur yapımcısı olan Fehmi Usta’yı buldum. Niyetimi ciddi bulmuş olacak ki önerilerde bulunmaya başladı. Fikir almam için bir bağlama yapımcısı olan Veli Usta’ya uğramamı salık verdi. Rende gibi, törpü gibi alet edevatlarla o gün eve döndüğümde onlardan aldığım bilgiler ile beceri ve sezgilerim doğrultusunda sap üzerinde bir takım işlemler yaptım, tesviye ettim. Sonra perdeleri yeniden bağladım. Tanbur klavyesine ilişkin bir skala çıkardım. Uzun bir kâğıt üzerine çizdim, mesafeleri işaretledim. Her birini bağladım, taktım. Bütün bu işlemlerde her bir ayrıntı üzerinde tek tek durduğumu, bir işi beğenmeden diğerine geçmediğimi, geçemediğimi hatırlıyorum.  Bu uğraşı üzerimde hem büyük bir haz hem de meditatif bir hal bıraktı. Bu da unutamayacağım bir değerdedir.

Enstrüman çalmaktan yapmaya doğru zenginleşen süreç açısından önemli bir başlangıç! Sonrasında nasıl devam etti?

Bir dönem ‘hardcase’ yapmaya başlamıştım. O sıra bir yaylı çalgılar atölyesine kontrbas için bir ‘hardcase’ yaptım. Kusursuzdu diyebilirim. Zarif incelikler düşünmüştüm. Çok da sağlam oldu. Atölyenin sahibi ve sonradan ustam olan Oğuz Demir ‘’bunu yapacağına enstrüman yap’’ dedi. Ben de ‘’size çırak olayım’’ dedim. Öyle başladı. İlk hafta çalışacağım tezgâhı ve birkaç başka tezgâh daha yaptım. Kontrbas ve çello için birkaç takoz tesviye ettim. Takozlar, enstrümanların iç yapısında her şeyin taşıyıcısı olan şase gibidir. Takozlara sap takılır, yanlıklar yapışır. Kontrbasın ve kemanın C kıvrımlarının uçları o takozlara yapışır. Takozların tesviyesi birkaç eksende çok düzgün olmalıdır. Ve simetrik olarak yapılmış olmalıdır. Bu gibi işlerle başladım. Usta, alet edevatı temel düzeyde kullanabildiğimi, düzgün bir şekilde ağacı işleyip yontabildiğimi görünce ikinci haftamda çello yapmaya yönlendirdi beni. Çellonun yanlıklarını büktüm, sırtını oydum. Kapağı hazır olarak vardı. Bundan sonraki iki yıl boyunca iki kişi gibi çalışarak çıraklık yaptım. Yüksek bir enerji ve yüksek bir farkındalıkla çalıştım. Aletleri kullanmaya ilişkin ve enstrüman yapımına ilişkin ince detaylar üzerinde uzun uzun çalışma imkanım oldu. Nasıl bir çocuk oyun hissiyatıyla oyuncaklarıyla oynar ben de enstrümanlarla hem çalma hem de yapma anlamında oynadım diyebilirim. Çocuksu bir keyfin bir yetişkin sabrı ile birleştiği bir yaklaşımla... Bu zaman içerisinde pek çok restorasyon ve tamir yaptım. Böylelikle, yapılmış enstrümanlardaki hataları gözlemenin yanısıra hata olmasa bile zaman içerisinde oluşabilecek sorunları öngörebilme sezgisi geliştirme fırsatım da oldu. Böylelikle müzisyenlikten sonra enstrüman yapımcılığı ikinci sıraya yerleşmiş oldu.

Enstrümanlardan oyuncaklar diye bahsedince herkes oynayabilir demek geldi içimden.

Enstrüman yapımı yüksek bir sabır, detaylı ve ince bir işi sürdürme azmi gerektiren bir şey. Sıkılmadan düzgün çizgi çizebilen ve çizdiği çizgiyi makasla veya bıçakla özenle ve hatasız kesebilme becerisi gösteren her insan temel teknik becerilere ulaşabilir. Enstrüman öğrenmekte böyledir. İnsanlar kendilerini yeteneksiz bulup enstrüman çalma ve öğrenme işinden uzaklaşabilirler. Hemen hemen tüm insanların enstrüman çalma yeteneği vardır. Fakat çalışma azmi ve egzersizi keyfe dönüştüren bir yaklaşım biçiminden yoksun oluşları onları enstrüman çalmaktan uzaklaştırıyor. Diğer zanaatlar ve sanatlarda da bu böyledir.

Herhangi bir enstrümanla kurduğun özel bir bağ var mı?

Kontrbası severim, çünkü bas seviyorum. Bas ile özel bir bağım var. Girdiğim atölye yaylı çalgılar atölyesiydi. Keman ailesi, kemandan kontrbasa kadar yapısı, yapım süreçleri aynı fakat hacim farkları olan enstrümanlar. İlk çalışmaların içeriği kontrbasla oldu. İstanbul’daki kontrbasların hemen hepsi tamir görmek üzere bizim atölyeye geliyordu o zaman. Böylece profesyonel olsun olmasın pek çok kontrbas müzisyeninin kontrbası benim elimden geçti.

Enstrüman yapan, yaptığını çalmayı bilmeli midir?

Ustaca çalmak anlamındaysa kimi enstrümanlarda bilmek şart değil ama mesela ney üflemeyi bilmeyen ney açamaz. Ney’in akortlanması üflemeyle ilgilidir. Yani deliklerin açılacağı yerlerin saptanması, kesin olarak doğru sesi verecek şekilde saptanması üfleyerek olur. Dolayısıyla olgun bir şekilde üfleyemeyen ney açamaz. Standart ölçülerde delikleri açabilir ama o doğru ses vermez. Çünkü kamış homojen bir yapı değildir.

Diğer yandan bir enstrüman yapacak olan kimsenin bir şekilde ses hakkında, perdeler hakkında bilgisi olması gerekir. Enstrümanın fiziki kapasitesi içerisinde çeşitli düzeylerde ustaca ses ve sessizlik dizileri çıkarabilmektir enstrüman çalmak. Yani yapımcıdan bu ustalıkta olması beklenmez. Ancak, bir şekilde de enstrümandan ses çıkarabiliyor olması da lazım. Diyelim yaptı bitirdi, o enstrümana ilişkin müzikal bir ses çıkması lazım ki nasıl bir enstrüman yaptığını anlayabilsin. Enstrüman yapmak demek esasen bir ekolayzır kutusu yapmak demektir. Yani yapılan ses kutusu bas, tiz ve mid sesleri ne düzeyde verecek vesaire. Ona yapılan müdahalelerin her biri,  ağaç miktarından biçimlendirilişine kadar, tellere karşı mukavemetinden tut da sapının inceliğine, kimi yerlerinin tesviyesine kadar teli titreştirdiğinde titreyecek bir yapının inşa edilmesi demek. Dolayısıyla bu yapının en yüksek titreşimi, murat edilen en yüksek kalitede titreşimi vermesi icap eder. O zaman yapımın tüm aşamalarında o titreşimi elde etmeye yönelik bir konstrüksiyon oluşturmak amaçlanıyor.

Bir keman yapımı ne kadar sürüyor?

Demlene demlene yapılırsa iki ya da üç ay sürebilir. Bazı cila biçimleri var. Atıldığında uzun süre beklemesi gerekir. Hızlı kurumadığından kat kat ince atılması gerekir. Daha uzun süren cilalar da var. Yapayım da bitsin diye yaklaşmamak gerekir. Acele edilirse, sadece yapımcının veya herkesin görebileceği estetik veya yapısal hatalar, kusurlar olabilir. Hemen ya da zaman içinde ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlar doğabilir. Bunların ortaya çıkmaması için gerçekten sabırlı bir gayretle sürdürülmesi gereken bir süreç olmalı. Bu ‘sabırlı gayret’ aletleri kullanış biçimini de etkiler. Sabırsız bir gayret ile işlediğin malzemeye bazı istenmeyen şeyler yapabilirsin. Bıçağın kayabilir, rendeyi hızla yapmaya çalışırken ağaçtan istenmeyecek katmanlar koparabilirsin, vesaire. Görsel ve yapısal sorunlar doğurabilecek aceleciliklere yer yok. Öylesine yaparsan güzel bir sonuç elde edemezsin. Aceleci gayretten sabırlı bir gayrete geçilirse bu meditatif bir işlem olur aynı zamanda. Yani bir şeyi güzel yaptığında, sadece senin görebileceğin bir yerde dahi olsa, sabırlı bir gayretin varsa onu yapış sürecindeki her türlü incelik senin hoşuna gitmeye başlar. Sonuçta ortaya çıkan şeye bakmanın verdiği meditatif keyif yüksektir diyebilirim. Yontma sanatlarının tümünde bu meditatif keyif var. Ağaç kesip yontma ile yapılan işler arasında enstrüman yapımı bir zirvedir. Keman ailesi yapımı da enstrüman yapımı içinde bir zirvedir.

Yaylı çalgılar hangi ağaçtan yapılır?

Geleneksel olarak yaylı çalgılarda (keman, viyola, çello ve kontrbastan oluşan bir aileyi kastediyorum); kapakta ladin, diğer tüm kısımlarda akçaağaç kullanılır. Detay olarak sapa takılan klavye de abanoz veya nadiren abanoz benzeri sert ağaçlar kullanılabilir. İç takozlarda bazen ıhlamur bazen ladin kullanılabilir.

Yıllar geçtikçe enstrümanların kıymetlendiği söylenir. Bu konuda ne dersin?

Ağaç enstrümanlar zaman içerisinde kıymetlenirler. Parasal bir kıymet değil, esasen bir çalıcının çalışına yanıt verebilmesi, yanıt verme kapasitesinin artışı anlamında bir kıymetlenme bu. Bir enstrüman zaman içerisinde çalındıkça titreşimlere göre mikro düzeyde biçimlenir. Bu ne demek? Çünkü ağaç, mikro düzeyde hareket eder. Enstrüman yaparken kullandığımız ağaç istenen kurulukta ve özelliklerde olmak zorundadır. Ağaç, atmosfer koşullarında bizim tabirimizle ‘çalışır’. Hareket eder. O sebeple ‘çalındığı zamanlar boyunca’ ağaç titreşimlerle birlikte bu hareketini yapacaktır. Dolayısıyla yapısal olarak doğru yapılmışsa titreşimlere yanıt verebilme kapasitesi de yükselecektir. Kemâle erecek, olgunlaşacaktır. Biz buna ‘enstrümanın kıymetlenmesi’ deriz; bir çalıcının çalışına yanıt verme kapasitesinin giderek yükselmesi…

Keman yapısı itibariyle dayanıklı bir enstrüman. Mesela tersinden bir örnek verelim. Bizim tambur sazımız. Sesi çok güzeldir. Çalma ve duyma açısından en sevdiğim enstrümanlardan biridir. Ama mesela yapısal olarak uzun yılları karşılayabilecek bir mukavemeti yok. Sapı çok uzundur, yıllar içinde atacaktır, kapağı çok incedir, neredeyse ağacın zara yakın bir inceliğe getirilmesiyle oluşur. O kapak uzun yıllar dayanamaz. Tanburun ömrü nadiren 10 yılı aşar. Ama kendi kısa ömrü içinde çalındıkça ses kapasitesi artar. Zira, sürekli çalınan bir eski enstrüman yeni bir enstrümandan her zaman daha değerlidir. Bir keman ise düzgün bakımı yapılarak yüz yıl, iki yüz yıl dayanabilir. Bilinen ve çalınan üç yüzyıl civarında yaşı olan kemanlar mevcut. Uzun ömürlü başka enstrümanlar vardır tabii ama keman hem küçük hem de yapısal dayanıklılığı olması açısından uzun yıllar korunabilmeye elverişli bir enstrümandır.

‘Çıraklıkta ustayım, ustalıkta çırağım’ sözünle bitirelim.

Buna benzer sözler söylenmiştir zamanlar içerisinde, kuşkusuz söylenmiştir. Bilgelik yollarını fark edip takip etmeye başlamamla birlikte yaptığım işler güçler ve onlara ilişkin ustalaşmaların aslında hiçbir zaman tamamlanmış olmayacağını fark ettiğim bir zaman ağzımdan çıkıverdi; ‘Çıraklıkta ustayım, ustalıkta çırağım’.

O gün bugündür benim için bir formül gibi. Aslolanın öğrenme yolculuğu olduğuna ve öğrenmenin sınırsız bir serüven olduğuna, arayıcıyı aşama aşama ustalık denilebilecek yerlere getireceğine fakat gelinen her ustalık aşamasının aslında bir başka aşamanın çıraklığı olacağına ilişkin bir formül...

memduhozdemir@gmail.com

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 471
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster